Sandinista Devrimi “hiçbir şeyi olmayanların” dahi emperyalizmi yurtlarından kovabileceğini 46 yıl önce gösterdi. Devrimin kazanımlarının korunmasındaki önemi ise bize hala hatırlatmaya devam ediyor.
Mehmet Can Karaca
Amerika Birleşik Devletleri’nin 20. yüzyıl boyunca Orta ve Güney Amerika’ya gerçekleştirdiği askeri, mali ve siyasi müdahalelere hedef olan ülkelerden biri de Nikaragua idi. 1912 yılında yaşanan iç savaşı gerekçe göstererek ABD destekli Adolfo Diaz Hükümeti, ABD’nin askeri müdahalesi için çağrıda bulundu. ABD; bu yıldan itibaren Nikaragua topraklarında 21 yıl boyunca doğrudan bir askeri varlık ile, çekildikten sonra ise yönetici sıfatıyla iktidara yerleştirdiği iş birlikçi zengin ailelerle ülkede sözünü geçirecekti.
Nikaragua’nın iç işlerini kontrol eden ABD, bu düzeninin süreklileştirilmesi adına yerel zengin ailelere politik ve mali destek sağlıyordu. 1925 yılında Nikaragua topraklarından askerlerini geri çağırmaya karar veren ABD yönetimi, arkasında Nikaragua Ulusal Muhafızları isimli bir örgüt bıraktı. Bu askeri örgüt, idareyi elinde bulunduran ve hanedanlaşan aileler için tetikçilik görevini ilerleyen on yıllar boyu üstlendi.
Anastasio Somoza García, kahve plantasyonlarına sahip Nikaragualı bir ailenin çocuğuydu. Üniversiteyi ABD’de okuması sayesinde iyi derecede de İngilizce’si vardı. Eğitimini tamamlamasından sonra Nikaragua’ya döndü, başarısız bir iş adamı olarak sürdürdüğü kariyerini kurtarmaya çalışıyordu. 1926 yılında askıya alınan anayasayı yürürlüğe sokmak isteyen isyancılar ve hükümet arasında gerçekleşen bir diğer iç savaşta ise Ulusal Muhafızlar örgütüne katıldı ve varlıklı ailesinin ABD bürokrasisiyle olan bağları sayesinde kısa sürede Ulusal Muhafızlar örgütünün başına geçti.
Politik kariyerine 1933 yılında bu askeri örgüte atanarak başlayan Somoza García, ABD’nin çizdiği sınırlar içerisinde faaliyet gösterecekti.
Emperyalist işgale karşı isyan
Emperyalizmin ülkedeki işgaline karşı başkaldırılar ise yükselmeye devam edecekti. Augusto César Sandino anayasacılar tarafında hükümete karşı savaşan yurtseverlerden biriydi. 1927 yılında ABD müdahalesiyle anayasacıların mağlubiyeti ardından sadece anayasanın yürürlüğe sokulması değil, anti-emperyalist bir devrim için silahlı mücadeleye hazırlandı. Aynı yıl Ulusal Egemenliği Savunma Ordusu (EDSN) isimli direniş örgütünü kurdu. Nikaragua’da ABD’nin “ulusunun ve vatandaşlarının çıkarı için” işgal ettiği toprakların özgürleştirilmesini ülkesinin askeri ve iktisadi bağımsızlığı için bir zorunluluk olarak görüyordu.
Meksika Devrimi ile aynı çağın insanı olan Sandino, ulusal burjuvazinin iktidarına ve eski dünyanın feodal kalıntılarına ve usüllerine karşı silahlandı. Kurulan ordu yoksul köylülerin katılımıyla genişledi. Direniş örgütünün ortaya koyduğu mücadele ile mali kayıplar yaşayan ABD, askeri varlığını 1933 yılında Nikaragua’dan çekmeye zorlandı. Bu yıldan itibaren Sandino liderliğindeki direniş ile hükümet barış görüşmelerine başladı. Ancak Sandino 1934’te Somoza García tarafından tuzağa düşürülüp infaz edildi. Verdiği mücadelenin başarısı ile tüm Orta ve Güney Amerika’da saygı toplayan ve bir halk kahramanına dönüşen Sandino’nun izinden ilerleyen yıllarda başkaları da devam edecekti.
“Nikaragua benim çiftliğimdir”
Somoza García 1937 yılında Nikaragua’nın cumhurbaşkanlığına yükseldi ve ülkeyi 20 yıla yakın süre boyunca demir yumrukla yönetti. “Nikaragua’yı ABD için yönetiyorum ama unutmayın: Nikaragua benim çiftliğimdir.” diyerek yöneticilikte amaçlarını belli eden Somoza García yozluğunu saklamaya gayret etmiyordu. Kişisel serveti olarak gördüğü Nikaragua’nın halkının öfkesi dinmek bilmedi. Şair ve müzisyen Rigoberto López Pérez, 1956 yılında onun bulunduğu bir partiye gizlice sızarak Somoza García’yı göğsünden vurdu ve yaşamına son verdi.
Somoza hanedanından oğul Somoza Debayle cumhurbaşkanlığı tahtını babasından devraldı. Nikaragua’yı sömürmeye devam edecek kukla başkan Somoza Debayle olacaktı.
Sandinistalar doğuyor
Carlos Fonseca Amador, León Üniversitesi’nde hukuk eğitimi sırasında Somoza hanedanına karşı öğrenci lideri olarak öne çıktı ve 1950’lerde Nikaragua Sosyalist Partisi’ne katılarak Marksist fikirlerle tanıştı. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin bir uzantısı olarak çalışan Sosyalist Parti çizgisinden uzaklaştı ve daha sonraki yıllarda ayrıldı. 1961 yılında Yeni Nikaragua Hareketi (İsp: Movimiento Nueva Nicaragua) adıyla yeni bir örgüt oluşturdu ve Temmuz 1961’de Honduras’ta iken halk kahramanı Sandino’nun ismini yaşatacak olan Sandinista Ulusal Kurtuluş Cephesi’ni (FSLN) kurdu.
Fonseca aynı zamanda örgütün teorisyenliğini üstlenmişti. Fonseca’nın devrim stratejisi, köylüler ve işçi sınıfı gibi farklı sosyal kesimlerle ittifak kurmak üzerineydi. Hem siyasi mücadele hem de gerilla savaşını birleştiren bir çizgi benimsedi. Propaganda ve siyasi eğitimin köylüleri örgütlemede silahlı mücadele kadar zorunlu olduğunu düşünüyordu. Yerel halkın bilinçlenmesini ön plana alan Marksist-Leninist ilkeler çevresinde geniş bir cephe oluşturmak istiyordu.
FSLN’nin ilk yılları çetin siyasal atmosfer ve askeri diktatörlüğün baskılarıyla boğuşarak geçti. 1963 yılında örgüt yok olmak üzereydi. Dağda ancak on gerilla, Managua ve León şehirlerinde toplam yirmi kadar üniversite öğrencisi üyeleri bulunuyordu. Devrimden sonra bir FSLN üyesinin aktardığına göre: O yıllar, hiçbir şeye sahip olmadığımız yıllardı, bunu itiraf etmeliyiz, gerçekten hiçbir şeyimiz yoktu. Afiş yapmak için ahşap bir çerçevemiz, bir gizli evimiz, bir kutu renkli kalemimiz, birkaç metre kumaşımız, en fazla iki tabancamız vardı. Ve bir şeyler yapmak için bolca arzumuz.
Döneminin onca imkansızlığı içerisinde olan FSLN üyelerinin mücadeledeki ısrarı, devrimi gerçekleştiren başat unsur olacaktı.
Fonseca 1976 yılında Ulusal Muhafızlar ile giriştiği bir çatışmada hayatını kaybetti. Örgüt, kurucularının ölümünden sonra mücadelenin strateji tartışmalarından dolayı üçe ayrıldı.
Proletarya Eğilimi (İsp: Tendencia Proletaria) isimli hizip Marksist-Leninist ilkelere bağlı kalarak öncü parti modelini sahipleniyor ve kentlerde işçi mahalleleri içerisinde örgütlenmesini yürütüyordu.
Uzun Süreli Halk Savaşı (İsp: Guerra Popular Prolongada-GPP) hizbi Mao Zedong’un stratejik yaklaşımını benimseyerek köylüleri merkeze alan ve kırsalda yıllar boyu sürdürülecek gerilla savaşının Somoza hanedanının çöküşünü garantileyeceğini savunuyordu.
Üçüncü Yol (İsp: Tercerista) ise bu ikisine göre daha “yerel” bir yaklaşım öneriyordu. Burjuvazinin ilerici unsurlarını, küçük burjuvaziyi, memur-esnaf çevresini, kiliseyi ve öğrenci hareketini örgütlenmesinin merkezine alıyorlardı.
Emperyalizme karşı birleşik cephe
Somozaların rejimlerine karşı muhalefeti yükselten La Prensa gazetesinin editörü Pedro Joaquín Chamorro’un rejim militanları tarafından siyasi suikaste kurban gitmesiyle Nikaragua’da eylemlerin önü kesilemedi. Genel grevler, kitlesel yürüyüşler, sivil itaatsizlik gibi Somoza rejimi tarafından kontrol edilemeyen bu eylemlerle beraber, FSLN’yi oluşturan üç hizbin tekrar birleşmesi için de fırsat ortaya çıktı.
Devrim için tek başlarına şansları olmayan hizipler görüşmelere girişti. 1979 yılında her hizipten üç temsilciyle Ulusal Yönlendirme Komutanlığı (İsp: Dirección Nacional) oluşturuldu. Tercerista askeri eylemlerde, GPP ile Proletarya kitle örgütlenmesinde kendisini gösterdi.
19 Temmuz 1979’da FSLN, Somoza diktatörlüğünü devirmeyi başardı ve Nikaragua tarihinde devrimci iktidarın kapısını araladı. Bu zaferle birlikte yalnızca ABD destekli zengin bir hanedanın sonu gelmedi, aynı zamanda halkçı ve bağımsızlıkçı bir yönetim anlayışı da iktidara taşındı.
Sandinista Devrimi’nin kazanımları
FSLN öncülüğünde kurulan devrimci hükümet, ilk etapta geniş kapsamlı bir tarım reformunu hayata geçirdi; Somoza ailesinin elinde bulunan ve Nikaragua topraklarının yüzde 25’ini ifade eden ve başka büyük toprak sahiplerinden alınan araziler, kooperatifler aracılığıyla yoksul köylülere dağıtıldı. Özellikle pamuk, kahve, şekerkamışı ve sığır yetiştiriciliği için değerli olan bu topraklar, çoğu zaman düşük bedelle özelleştirilen kamu arazilerinden veya zorla el konulan mülklerden oluşuyordu.
Sağlık ve eğitim alanlarında ücretsiz ve kamusal hizmetler yaygınlaştırıldı, okuma yazma seferberliğiyle yüz binlerce kişi okuryazar hale getirildi. Kısa sürede okur yazarlık oranı yüzde 50’nin altından yüzde 92’ye çıkarıldı.
Kadınların siyasal yaşama katılımı desteklendi; sendikalar, öğrenci ve köylü örgütleri anayasal güvence altına alındı.
Dışa bağımlılığı sonlandıracak kamucu iktisadi yöntemler uygulamaya kondu. Devrimin ilk iki yılında sanayi sektörünün yüzde 25’i kamulaştırıldı. İthalat-ihracat sektöründeki büyük şirketlere devlet tarafından el konuldu. Tüm bankalar ve ABD’li sahipleri bulunan mülkler kamulaştırıldı.
İktidara gelen Sandinista yönetimi, hemen geniş çaplı sosyal reformlara ve kamucu bir ekonomi anlayışına yöneldi. Bu adımlar başlarda halktan büyük destek görse de, Amerika Birleşik Devletleri için bir endişe kaynağı oluşturdu. Ronald Reagan’ın başkanlığı döneminde, Nikaragua’daki Sandinista rejimi, Soğuk Savaş bağlamında “sosyalist yayılma” tehlikesi olarak algılandı ve bu nedenle zayıflatılmak, hatta devrilmek istendi.
1981’den itibaren, Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA), doğrudan destek sağlayarak bir karşı devrimci grup oluşturmaya başladı. “Contra” (karşı devrimciler) olarak tanınan bu oluşum, esas olarak Somoza rejimine yakın eski askerler, yerel toprak sahipleri ve ABD’den yana olan kişilerden meydana geliyordu.
ABD’nin Sandinista rejimine karşı giriştiği müdahaleler devrimin kamucu niteliğine zarar verdi. 1990’lı yıllarda Uluslararası Para Fonu önlemleri alındı, özel sektöre alan açıldı, ticaretteki devlet tekelleri gevşetildi. Contraların yarattığı iç savaş koşulları, Nikaragua’nın devrim hükümetinin tavizler vermesini ve uzun vadede sosyal politikaların zayıflamasıyla sonuçlandı. Bu deneyim bize aynı zamanda devrimci örgütün ideolojik kararsızlığının ve parçalı yapısının emperyalizme verilecek tavizlerle sonuçlanabileceğini gösteriyor.
Kaynaklar
Zimmermann, M. (2001). Sandinista: Carlos Fonseca and the Nicaraguan Revolution. Duke University Press.