Geçmişi bu kadar sık hatırlamamız, onu gerçekten sevdiğimiz için mi yoksa geleceği hayal etmek giderek zorlaştığı için mi?
Çağatay Yıldız
Son dönemde Tarkan konserleri etrafında oluşan atmosfer Türkiye’de müziğin salt bir eğlence alanı olmadığını bizlere bir kez daha gösteriyor. On binleri bulan online bilet kuyrukları, paylaşılan videolar ve bu konser etrafında dönen “kolektif” coşku bizlere başka bir tartışma alanı açıyor. İlk bakışta bu tablo, bir pop starın sahneye dönüşü olarak okunabilir ancak madalyonun öteki yüzünde, nostaljinin nasıl satılabilir bir kültürel ürüne dönüştüğü açıkça ortaya çıkıyor.
Gelecek Belirsizleştiğinde Sahneye Kim Çıkar?
Nostalji çoğu zaman bireysel değil toplumsal bir sempton. Elbette bu nostaljik semptomlar da belirli dönemlerde yükseliyor, parlatılıyor ve pazarlanıyor. Gelecek hayalinin zayıfladığı, ekonomik güvencelerin eridiği bu gibi dönemlerde toplum geçmişe daha güçlü bir şekilde dönmek istiyor. Bugünün aksine geçmiş bizler için daha kontrol edilebilir, daha tamamlanmış ve elbette daha konforlu.
Geçmişin en popüler figürlerinden biri olan Tarkan’ın yarattığı bu yoğun ilgi, sanatsal bir beğeniden ziyade geçmişten kalan “daha iyi bir Türkiye” hissiyle ilgili. Sahnedeki şarkılar, müzikal özelliklerinden çok dinleyiciyi bugünden koparıp geçmiş anılara taşıyan bir yolculuğa dönüşüypr ve elbette bu yolculuk da kolektif bir rahatlama alanı yaratıyor.
Pop Yıldızından Kültürel Uzlaşı Figürüne
Tarkan Türkiye’de farklı sınıfların, kuşakların hatta farklı politik pozisyonların görece ortaklaştığı bir kültürel uzlaşının simgesi. Tarkan konserlerinde(veya Tarkan çalan herhangi bir yerde) yan yana gelen insanlar çoğu zaman bu kültürel uzlaşıyı taşıyor. Toplumsal açıdan bu oldukça önemli çünkü buradaki kültür yalnızca bir ifade alanı değil. Çatışmaların yumuşatıldığı, gerilimlerin askıya alındığı bir hegemonya aracı olarak karşımızda duruyor. Tarkan konserlerinde üretilen kolektif coşku, sınıfsal ve politik ayrımları görünmez kılan bir birlik hissi yaratmakta ve bu birlik, gerçek bir eşitliğe değil duygusal bir ortaklığa dayanmakta.
Nostalji: Bir İsyan Değil Bir Yatıştırma Biçimi
Buradaki nostalji, muhalif bir hatırlama pratiğinden çok toplumsal bir yatıştırma mekanizması olarak işlev görmekte. Tarkan konserlerinde hissedilen coşku bir itirazdan ziyade bir rahatlama hissi üretiyor. Muhalif insanlar öfkelerini değil yorgunluklarını sahneye bırakıyor.
Bu yönüyle nostalji, sistemle mesafeli bir karşı duruş değil sistem içinde nefes alma alanı sunuyor. Kapitalizm açısından bu alan son derece işlevseldir. Çünkü çatışma yerine duygusal boşalım, sorgulama yerine hatırlama teşvik edilir.
Sol bir perspektiften bakıldığında kültür çok da masum bir alan değildir. Üretim ilişkileri içinde şekillenir, dolaşıma girer ve zamanla meta haline gelir. Bugün nostaljik konserlerde satılan şey yalnızca müzik değil. Satılan şey, geçmişe ait duyguların, hatıraların ve deneyimlerin yeniden yaşanabileceği vaadi.
Tarkan konserleri bu anlamda müziğin ötesinde birdeneyim ekonomisi üretmekte. Bilet, yalnızca sahneye giriş hakkı değil “o anın parçası olma”, “bir döneme geri dönme” ve “kolektif bir hatıranın içinde yer alma” hissini satın alma aracına dönüşüyor. Kapitalizm açısından bu son derece işlevseldir çünkü soyut olan —duygu, anı, aidiyet— somut bir değere çevrilmiştir.
Nostaljinin bu şekilde metalaşması, onu aynı zamanda tehlikesiz kılar. Hatırlama eylemi sorgulayıcı olmaktan çıkar, tüketilebilir bir rahatlama biçimine evrilir. Geçmişle kurulan ilişki, bugünü dönüştürmeye değil bugüne katlanmaya hizmet eder.
Bu nedenle nostaljik konserler yalnızca kültürel etkinlikler değil, aynı zamanda hafızanın ve duyguların piyasaya uyarlanmış biçimleridir.
Hatırlamak mı, Rahatlamak mı?
Bugün nostaljik konserlerin bu denli ilgi görmesi, kültürün hala güçlü bir toplumsal bağ kurma kapasitesine sahip olduğunu gösteriyor. Ancak bu bağın niteliği üzerine düşünmek gerekiyor. Geçmiş, her zaman aynı biçimde hatırlanmıyor elbette. Kimi zaman bir uzlaşı ve rahatlama alanı yaratırken, kimi zaman da huzursuz edici soruları beraberinde getiriyor.
Son dönemde Türk rock grubu Çilekeş konseri etrafında yaşanan tartışmalar, nostaljinin her zaman yatıştırıcı olmadığını hatırlatıyor. Tarkan konserlerinde üretilen kolektif coşku, geçmişi güvenli ve birleştirici bir alana taşırken Çilekeş gibi daha sert ve sistemle mesafeli bir geçmişin hatırlatılması, hala rahatsızlık yaratabiliyor. Aynı geçmiş, farklı duygularla çağrıldığında farklı tepkiler üretiyor.
Bu fark, nostaljinin politik olarak nötr bir alan olmadığını gösteriyor. Hangi geçmişin, hangi duygularla ve hangi biçimde hatırlandığı bugünün nasıl yaşandığıyla doğrudan ilişkili. Geçmişi yalnızca rahatlamak için çağırmak bugünü dönüştürme ihtimalini zayıflatırken huzursuz eden hatırlamalar bir şeyleri sorgulatmaya devam ediyor.
Belki de asıl şu soru önümüzde duruyor:
Geçmişi bu kadar sık hatırlamamız, onu gerçekten sevdiğimiz için mi yoksa geleceği hayal etmek giderek zorlaştığı için mi?
Geleceği inşa edeceğimiz ve o geleceğin şarkılarını yapacağımız bir Türkiye umuduyla.





