Emperyalizmin istikrarlı ve güvenli siyasal birimlere sahip olmayı bir hak olarak görmeyen kibrine karşı “Kimsesizlerin kimsesi olacak” ve “uğrunda savaşmaya değecek” bir cumhuriyet inşa etme görevi devrimcilerin üstüne düşüyor.
Özgür Tekin
ABD emperyalizminin yeniden yapılanması, yalnızca Amerika kıtasında yeni bir odaklanma içerisine girilmesi anlamına gelmiyor; aynı zamanda coğrafyamızı da doğrudan etkileyen bütünlüklü bir düzenlemeyi dayatıyor.
Dayatılan bu yeni çerçevede artık emperyalist merkezlerin hedefinde yer alan ülkelere “batık devlet” (failed state) olmanın ötesinde bir alan tanınmıyor.
Emperyalizm, devlet başkanını bir gece yarısı operasyonu ile yatağından kaçırdığı Venezuela’nın işbirlikçi muhalefet liderine bile ülkeyi teslim etmeye yanaşmayarak “artık biz yöneteceğiz” diyor.
Suriye’de iktidara taşıdığı El Kaide artığı cihatçı çetelerin meşruiyet krizinden faydalanarak bu ülkeyi bir istikrarsızlık ve kriz sarmalında tutuyor. Ancak bağımsızlıkçı ve laik bir zeminde kurulabilecek yurttaşlık bağlarının çözüldüğü bu yeni denklemin sonucu, farklı topluluklar arasında süreklileşmiş bir çatışma hâli oluyor. Bu istikrarsızlık, emperyalizm açısından bir ara aşamayı değil, ülkenin yeni normalini temsil ediyor.
Emperyalizm açısından bu tablo bütünüyle yeni bir stratejiyi de temsil etmiyor. Daha önce işgal edilen Irak’ta ve Afganistan’da izlenen rota da bugün Suriye’de karşı karşıya kalınan tablonun ipuçlarını sunan bir nitelik taşıyordu.
Suriye ilk olmadığı gibi son da değil. İran’ı hedef alan dönüşüm ve yakın zamanda daha fazla dillendirilen şahçı restorasyon da bu ülkeyi eski sınırları ve bütünlüğüyle bir arada tutmayı hedeflemiyor. Aksine, bu ülkeye biçilen gelecek senaryosu da Suriye ve Irak’a sunulanın bir benzeri.
Bir sömürge valisi gibi hareket eden ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın açık sözlü bir biçimde ulus devletleri hedef alması1 bir rastlantı değildi.
Emperyalizm yalnızca ulus devletleri değil, aynı zamanda bölgemizde bulunan bütün modern yapıları kendisine bir engel olarak görüyor. Dahası, olanca kibriyle doğululara bu modern yapılara sahip olmayı, bu modern yapıların uzantısı olan siyasi projelerin kavram setleri üzerinden düşünmeyi yakıştıramıyor.
Bu tablonun doğal sonucu ise bir siyasal birim olarak var olma hakkının elinden alınması. Barrack’ın “Ortadoğu diye bir şeyin olmadığını”2 ilan etmesi ile Suriye, Irak ve İran denilen şeylerin de varlığının sorgulanması, birbirinden ayrıştırılabilir olgular değil.
Türkiye’deki Yeni Osmanlıcı dış politika ile Cumhuriyet’in ve yurttaşlığın tasfiyesi süreçleri de aynı dönüşümün uzantıları.
Oluşturulmaya çalışılan yeni tabloyu isteyen “devletin yerini komünün alması” ambalajında satın alabilir. Dileyen, Türkiye denilen siyasal birimin yavaş yavaş sınırları silikleşen bir hâl almasını Osmanlı’nın cihan hâkimiyeti günlerine dönüş olarak pazarlayabilir.
Bize göre sürecin ana mantığı, bölgemizde bulunan bütün halklardan ulusal egemenlik hakkının alınması doğrultusunda işlemektedir. Üstelik bu mantık, bölgedeki yeniden yapılanmadan pay kapma kaygısındaki işbirlikçi egemen kuvvetlerden de destek görmektedir.
Emperyalizmin kurmaya çalıştığı denklem, bir huzur tablosuna değil, boğazlaşma ve istikrarsızlığın süreklileştiği yeni bir modele işaret ediyor. Bu yeni modelde kapitalizmin yarattığı güvencesizliği, emperyalizmin yarattığı can güvenliği sorunu ve yurttaşlığın tasfiyesinin sonucu olan baskı tablosu tamamlıyor.
Egemenlerin emekçileri hesaba katmadığı ve denklem dışında tutmak istediği açık. Devrimciliğin bir denklem bozma sanatı olduğu da…
Emperyalizmin istikrarlı ve güvenli siyasal birimlere sahip olmayı bir hak olarak görmeyen kibrine karşı “Kimsesizlerin kimsesi olacak” ve “uğrunda savaşmaya değecek” bir cumhuriyet inşa etme görevi devrimcilerin üstüne düşüyor. Başka bir ifadeyle, Irak, Suriye, İran, Türkiye diye şeyler olsun istiyorsak tek seçeneğimiz devrimci bir dönüşümü gerçekleştirmek.
Notlar:
- “1919’dan beri ulus-devletler tarafından engellenmiş durumdayız. Her devletin farklı bir hükümet türü tarafından yönetilmesi fikri pek iyi işlemedi” https://www.rudaw.net/turkish/middleeast/turkey/041220259 ↩︎
- “Orta Doğu diye bir şey yok. Aşiretler ve köyler var. Ulus devletler 1916’da İngilizler ve Fransızlar tarafından Sykes Picot ile kuruldu. Ancak Orta Doğu öyle işlemiyor.Bireyle başlıyor, sonra aile, köy, aşiret, topluluk, din ve son olarak ulus geliyor” https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/abd-nin-ankara-buyukelcisi-tom-barrack-tan-cok-konusulacak-aciklama-orta-dogu-diye-bir-sey-yok-2438391 ↩︎





