Pazar, Ocak 11, 2026
ideo
  • Anasayfa
  • Türkiye
  • Dünya
  • Yazı
ideo
  • Anasayfa
  • Türkiye
  • Dünya
  • Yazı
No Result
View All Result
ideo
No Result
View All Result

Halep’teki pazarlık

Deniz Ali Gür Deniz Ali Gür
10 Ocak 2026
Yazı
Halep’teki pazarlık

Geride kalan güçler arasında taraf tutmanın anlamı yok. Suriye dahil tüm bölgenin kurtuluşu, emperyalist planları tavizsiz reddeden güçlerin öne çıkmasından geçiyor.

Halep’te yaşanan ya da provası yapılan şey neydi? Terör? Ayrılıkçılık? Etnik temizlik?

Söz konusu kavramlar, çok kanlı bir sürece evrilme potansiyelini açığa çıkaran Halep gerilimini açıklamaya yetmiyor. Burada söz konusu olan şey tarafların aşağı yukarı aynı yöne baktığı, ancak bu yöne ilerlerken birbiriyle itişmeye de mecbur olduğu bir pazarlıktı. Suriye’nin ABD-İsrail planlarına uygun olarak dağıtılması ortak payda, dağıtılan Suriye coğrafyasının tam olarak nasıl şekilleneceği ve kimin ne kadar pay alacağı ise müzakere ve çatışma konusu.

Halep’in Kürt çoğunluklu iki mahallesi Eşrefiye ve Şeyh Maksut’ta Kürt güçlerinin (zaman içinde değişen isim ve kurumsal yapılarla) varlığı 2012’ye dayanıyor. 14 yıl sürecek bir iç savaşa evrilmiş emperyalist çullanmanın somutluğunda PYD Kürt bölgelerinde silahlı birlikler ve fiili yönetim organları oluşturmaya başlamış, dönemin meşru Suriye hükümeti de cihatçı çetelerle savaşa yoğunlaşmak adına Kürt bölgelerinin fiilen özerkleşmesine razı olmuştu. Sahadaki fiili durumun fiilen tanınmasına dayalı anlaşma, Suriye’nin düştüğü 8 Aralık 2024 tarihine kadar kısmen devam etti.

Devam etti, zira Suriye ordusu ile Kürt güçleri kimi çok sınırlı ve kısa süreli sürtüşmeler dışında birbiriyle doğrudan savaşmadı. Kısmen, çünkü Esad yönetimiyle uzlaşarak ortaya çıkan Kürt fiili özerk yönetimi, IŞİD’le savaş koşullarında temas ettiği ABD ile işbirliğini çok erken bir aşamada stratejik ortaklık düzeyine çıkardı ve Suriye’yi hedef alan emperyalist saldırganlığın dolaylı parçası haline geldi.

CENTCOM şemsiyesi altında eğitilip donatılan askeri yapı, Amerikan parasıyla ödenen maaşlar… Amerikan petrol şirketleriyle yatırım anlaşmaları, birlikte el koyulan petrol kuyuları, Suriye ekonomisini çökerten Sezar Yasası yaptırımlarına katılım… Bu tabloyu başka türlü adlandırmak mümkün değil.

8 Aralık sonrası denklem, tarafların emperyalist saldırganlığın yeni aşamasına, yani ufuktaki İran savaşına göre hizalanması üzerine kuruldu. Hizalanmadan kasıt, kusursuz bir uyum değil. Çıkar çatışmaları ve uyumsuzluğu açık olan iki güç, bir yandan emperyalist merkezlerin güncel hedeflerine uygun pozisyonlar alırken dğer yandan çökertilen Suriye’yi ABD himayesi ve gözetiminde bölüşecek, yeri geldiğinde de sahadaki dengeyi değiştirmek ya da muhatabını test etmek için çatışacak.

Söz konusu güçlerin her ikisi de maksimalist. Sözde yeni Suriye birlikte kurulacak ama bir taraf Arap çoğunluklu ve Suriye’nin Kürt bölgelerinden uzakta bulunan bir kent olan Halep’in iki mahallesini elinde tutmakta ısrar ediyor, diğeriyse sahada tartışmasız bir güç olan SDG’yi tamamen eritmek gibi imkansız bir hedefi zorluyor. Bu denklemde çatışma kaçınılmaz, ancak çözüm de tarafların “makul” ya da uzlaşmacı olması değil. Sorun, Suriye’nin ülkeyi ABD çıkarları doğrultusunda parçalanmaya sürükleyecek güçlerin eline düşmüş olması. Çözüm de Suriye dahil tüm Ortadoğu’da emperyalist oyunları bozacak güçlerin öne çıkmasından geçiyor.

Olağan koşullarda bir merkezi hükümet, ülkenin ikinci büyük kentinde devletin kolluk güçlerinden ayrı bir asayiş gücünün varlığını kabul etmeyebilir, uzlaşma sağlanamadığı durumda askeri yollara başvurabilir. Ancak “merkezi hükümet” denilenin IŞİD’den türemiş bir cihatçı katil şebekesi olduğu, farklı dini-mezhepsel gruplara yönelik çok kanlı bir sicili olduğu, Alevilere yönelik saldırı ve adam kaçırma vakalarını artık haber değeri taşımayacak kadar sıradanlaştırdığı koşullarda bunlara direnç göstermek de anlaşılmaz olmasa gerek. 

Öte yandan SDG ya da YPG’nin gelinen noktadaki sorumluluğu da es geçilemez. SDG, HTŞ’nin ne olduğunu bilerek onunla yürümeyi tercih etti. Saha koşullarının anlık dayatmalarını bir tarafa bırakalım, en azından Halep’in HTŞ tarafından ele geçirilmesiyle başlayan süreçte SDG’nin Esad’ın düşüşü ve Şam’ın HTŞ’ye teslim edilmesine yatırım yaptığı sır değil. Halep’te ve diğer temas noktalarında HTŞ ile karşı karşıya gelmemeye, Esad’ın düşüşüne giden yolda pürüz çıkarmamaya özen gösterdikleri biliniyor. Bunun saha gerçekliğine dayalı bir zorunluluk değil, açık bir siyasi tercih olduğu da.

Keza “SDG’nin entegrasyonu” ile ilgili olarak dillerden düşmeyen 10 Mart Mutabakatı da üzerinden atlanamayacak bir suç. Bugün Halep’te Kürtlere katliam yapılması endişesini gündemde tutan SDG, tam da sahil kentlerinde Alevilere katliam yapılan günlerde koşa koşa gidip HTŞ ile mutabakat imzaladı. Batılı emperyalistler Suriye’yi ABD-İsrail eksenine sokması için yatırım yaptıkları HTŞ yönetimine desteğin sürdürülebilirliğini sorgularken SDG 10 Mart Mutabakatı ile HTŞ’ye ve dolayısıyla Amerikan planına can simidi oldu. Üstelik “Esad rejimi kalıntılarına karşı ortak mücadele” taahhüdü vererek, yani katliama uğrayan Alevileri mezhepçi HTŞ ile birlikte hedef göstererek ve sahildeki direniş güçlerini kriminalize ederek…

Söz konusu HTŞ iken tıpkı Dürzi ve Alevilere olduğu gibi Kürtlere yönelik katliam riski hafife alınamaz. Ancak bugün Kürtleri tehdit eden katliamcı çetenin Şam’a oturtulması sürecine bile isteye ortak olan SDG’nin sorumluluğu da görmezden gelinemez.

Çözüm kolay değil, çünkü Suriye’de tüm etnik, dini, mezhepsel kökenlerden halkı bir arada tutabilecek bir siyasi odak yok. Emperyalist bir operasyonla Şam’a oturtulan HTŞ’nin ise Suriye’yi yönetme, Suriye halkını bir arada tutma kapasitesi yok.

Suriye’yi yönetemeyecek bir güç iktidara nasıl geldi diye sormak anlamsız, zira HTŞ, tam da Suriye’yi yönetemeyeceği için iktidara yerleştirildi. Yönetebilen bir güç ne yapar ya da ne yapmaz? Emperyalist merkezlerden emir almaz, başkentinin bir işgal gücünün menziline girmesini kabullenmez, 60 yıldır topraklarında bulunan işgalciyle ortaklık yapmaz. 

8 Aralık 2024 Suriye için yıkımın tarihidir. Düşen sadece dönemin hükümeti ya da devlet başkanı değil, hatta bir rejim bile değil ülkenin kendisiydi. Suriye’yi bir arada tutma ve yönetme kapasitesi olan tek güç tasfiye edildi.

Geride kalan güçler arasında taraf tutmanın anlamı yok. Suriye dahil tüm bölgenin kurtuluşu, emperyalist planları tavizsiz reddeden güçlerin öne çıkmasından geçiyor.

Deniz Ali Gür

Deniz Ali Gür

Diğer içerikler

Önce Ankara, sonra İzmir: NATO 2026’da ülkemizden ne bekliyor?
Yazı

Önce Ankara, sonra İzmir: NATO 2026’da ülkemizden ne bekliyor?

Erkin Öncan
4 Ocak 2026
Uçum’un Solu
Yazı

Uçum’un Solu

Ercan Bölükbaşı
2 Ocak 2026
“Rasyonalite”nin bedelini ücretliler ödüyor
Yazı

“Rasyonalite”nin bedelini ücretliler ödüyor

Serkan Yücel
28 Aralık 2025
ideo çeviri | Ho Şi Minh: Beni Leninizme Götüren Yol
Yazı

ideo çeviri | Ho Şi Minh: Beni Leninizme Götüren Yol

ideo
24 Aralık 2025
CHP Programına Tepkiler: Devrimcilik ve Solcu/Marksist Hocalar
Yazı

CHP Programına Tepkiler: Devrimcilik ve Solcu/Marksist Hocalar

ideo
12 Aralık 2025
ideo

© 2024 ideo

  • Anasayfa
  • Türkiye
  • Dünya
  • Yazı
  • Künye

No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Türkiye
  • Dünya
  • Yazı
  • Künye

© 2024 ideo