Salı, Ocak 6, 2026
ideo
  • Anasayfa
  • Türkiye
  • Dünya
  • Yazı
ideo
  • Anasayfa
  • Türkiye
  • Dünya
  • Yazı
No Result
View All Result
ideo
No Result
View All Result

Önce Ankara, sonra İzmir: NATO 2026’da ülkemizden ne bekliyor?

Erkin Öncan Erkin Öncan
4 Ocak 2026
Yazı
Önce Ankara, sonra İzmir: NATO 2026’da ülkemizden ne bekliyor?

Yarım asırdan fazla bir süredir askeri stratejimizi belirleyen, tehdit algımızı şekillendiren, siyasi yapımız üzerinde ciddi etkisi bulunan NATO, ülkemiz için çoktan varlık yokluk meselesi haline geldi.

Geride bıraktığımız her yılın ardından, dünya ve ülkemiz için yeni yıl projeksiyonlarının yapılması artık alışıldık bir rutin. Bu çerçevede bölgemiz de arka arkaya ‘Amerikan barışlarının’ hayata geçtiği kritik gelişmelere şahit oldu. 

Ukrayna’da ABD’nin ‘arabuluculuk’ çabalarının hız kazanması, Suriye’de Heyet Tahrir Şam (HTŞ) iktidarı, Azerbaycan-Ermenistan arasındaki barış ve ‘Trump Koridoru’, İsrail-Gazze ateşkesi ve takiben İsrail lideri Binyamin Netanyahu ile ABD Başkanı Donald Trump arasında artan yakınlaşma ve tabii ki ülkemizde ‘Terörsüz Türkiye’ söylemiyle uygulamaya konan ‘Amerikan Barışı’ süreci…

Bütün bu kritik adımlarda, iktidarın ve iktidara yakın çevreler, Türkiye’nin ‘küresel aktör’ olma yolunda emin adımlarla ilerlediği, hükümetin ‘çok katmanlı diplomasi’ ile çok sayıda başarıya imza attığı gibi değerlendirmeler öne çıktı. 

Elbette bütün bunlara, Türkiye’nin başta Baykar olmak üzere savunma sanayisi alanında ‘tarih yazdığı’ yönündeki anlatı eşlik etti. 

Ülkemiz, AKP iktidarı öncülüğünde 2026 yılında önemli etkinliklere ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Türkiye, 2026 yılında NATO, Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı (COP31) ve Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) zirvelerine ev sahipliği yapacak.

Ukrayna başta olmak üzere, bölgede askeri güce duyulan ihtiyacın arttığı oranda, başta ABD ve Avrupa Birliği (AB) olmak üzere Türkiye’ye yönelik artan ilgiyi, aynı oranda ‘ara düzeltme’ adımları takip edecek. 

Aslında meselenin özü tam olarak bu. Ülkemiz, Batı’nın gözünde ‘yaşam tarzından rahatsız milyonlarca gencin yaşadığı’ bir ülkeden ‘genç nüfusun büyük potansiyel taşıdığı’, ‘otoriter ve demokratik değerleri aşınmış’ bir ülkeden ‘merkezi sevk ve idare gücüne sahip’, ‘Avrupa değerlerinden uzaklaşıp Çin/Rusya hattıyla yakınlaşan potansiyel tehdit oluşturan’ bir ülkeden ‘mevcut krizlerde aktif katılımcı rolüne soyunan güçlü bir müttefik’ ülke olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.

Hükümete yapılan “Sen de önemlisin, sen de oyun kurucusun” pohpohlamasının sonuçlarını, yukarıda sayılan bütün başlıklarda yaşayarak göreceğiz elbette, ancak ülkemizin bu ‘dönüşümünü’ yaratan başlıkların tek bir yerde kesişmesi, ayrıca konuşulmayı hak ediyor: NATO…

NATO Zirvesi ve Türkiye

Ülkemiz, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da Beştepe’deki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak. 

Bu zirve, Türkiye’nin ev sahibi olduğu ilk NATO Zirvesi değil. İlki, 2004 yılında İstanbul’da gerçekleşmiş, güvenlik güçlerinin NATO karşıtı devrimcileri susturma niyetiyle neredeyse bütün şehri abluka altına aldığı zirvenin merkezinde Afganistan, Irak ve Orta Doğu vardı.

İstanbul Zirvesi de aynı bugün olduğu gibi Türkiye açısından bir ‘diplomatik başarı’ olarak sunuldu. Sahada ise Türkiye, NATO’nun Orta Doğu ve Güney Asya’ya yönelik askeri açılımının üssü haline getirildi. 

22 yıl sonra bu kez gündemde Afganistan ya da Irak değil; Ukrayna savaşı üzerinden Doğu Avrupa’daki askeri yığınak ve Rusya’yla gerilim gibi başlıklar var. Yani gündemler değişse de ana eksen aynı: NATO’nun askeri varlığını genişletmek ve kalıcılaştırmak.

Ancak, 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde asıl konu, savaş hazırlığından ziyade, üye ülkelerinin savunma harcamalarını gayrisafi yurtiçi hasılalarının (GSYİH) yüzde 5’ine kadar çıkarma hedefi olacak. 

Trump’ın ve yakın dostu olarak bilinen NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin her fırsatta gündeme getirdiği bu hedef, NATO’nun en büyük iç tartışmalarından biri olarak gösterilebilir. Avrupalı NATO üyelerini şimdiden sarsan bu hedef, halkımız için ise yıkımın katmerlenmesi demek. 

Yüzde 5 hedefi Türkiye için ne demek?

Türkiye, savunma harcamalarını yüzde 5’e çıkarma hedefini tereddütsüz onaylayan ülkelerden. Hükümetimiz, savunmaya yönelik harcamalarını ‘zaten artırmakta olduğunu’ ve ‘yüzde 5 hedefine ulaşılacağını’ her fırsatta tekrarlıyor. 

Peki mevcut tablo neyi gösteriyor?

Ülkemizin savunma harcamaları GSYH’nin yaklaşık yüzde 2 civarında seyrediyor. Bu, yaklaşık olarak 40–50 milyar dolar civarında bir harcamaya denk geliyor. GSYH’miz ise 1 trilyon 538 milyar dolar olarak açıklandı. 

Türkiye’nin yüzde 5 hedefine uyması demek, askeri harcamaların iki katından fazla artırılması demek. Bu da savunma bütçesinin yıllık yaklaşık 77 milyar dolara çıkarılması anlamına geliyor. Başka bir ifadeyle, mevcut düzeyin üzerine her yıl ilave 30–40 milyar dolarlık yeni bir yük bindirilmesi söz konusu.

Ülkemizin bu hedefi tamamlamayı ‘kafaya koyduğunu’ varsayalım. Açık nasıl kapatılacak? Öne çıkan iki ihtimal var. 

En muhtemel yol, eğitim, sağlık, sosyal yardımlar ve emekli harcamaları gibi alanlarda kademeli ama kalıcı kesintiler uygulanması. Şu anda Avrupa ülkelerinin yüzde 5 hedefi için planladığı ve çeşitli düzeylerde uygulamaya koyduğu yöntem bu.

Bununla eşzamanlı olarak, ülkemizin savunma sanayisinin niteliği de yeniden tanımlanacak. ‘Yerli ve milli’ söylemiyle, neredeyse “Batı’ya inat” diyerek öne çıkarılan savunma sanayimiz ve ‘milli şirketlerimizin’ NATO uyum sertifikaları, ortak projeler ve ittifakın askeri önceliklerine entegrasyonu artık ‘malumun ilanı’ olacak. 

Savunma harcamalarının ‘vatan savunması’ adı altında sunulmasının ve ‘dokunulmaz’ ilan edilmesinin bedelini, başta emekliler ve sosyal yardımlardan yararlanan kesimler olmak üzere doğrudan geniş halk kesimleri ödeyecek. 

Peki ya yüzde 5 hedefi tutturulamazsa? 

NATO üyesi ülkeler, GSYH’nin yüzde 5’ini savunma ve savunmayla ilgili harcamalara ayırmayı hedef olarak kabul ettiklerini 2025 Lahey Zirvesi’nde açıkça beyan ettiler. 

Bu çerçevede üyelerin bu hedefe ulaşmak için ‘kademeli, somut planlar sunmaları’ isteniyor. Bu ‘kademeli planlar’ için öngörülen süre 10 yıl. Yani ittifak, “2035’e kadar bir yolunu bulun” demeye getiriyor.

Aynı zamanda, resmi NATO metinlerinde yüzde 5 hedefine ulaşamayan ülkeler için bir ceza, yaptırım, üyelikten çıkarma veya oy haklarının kısıtlanması gibi herhangi bir ‘yaptırım’ da öngörülmüyor. 

Yani özetle, girilen bu yönelimde en ufak bir değişiklik olmayacak. Zira yüzde 5 hedefini tutturmakla, yüzde 5 hedefini tutturmak için çalışmak pratikte aynı adımların atılması anlamına geliyor. Üye ülkelerin sunacağı yıllık ilerleme raporları ve kademeli planlar, hedefe varılamasa dahi her yıl biraz daha fazla ‘uyum’ yani bağımlılık anlamına gelecek. 

Bunların yanında, yüzde 5 hedefinde yaşanacak bir eksiklik yalnızca bütçe tablolarında kalmaz, askeri kapasite ve fiili angajmanlarla çeşitli ‘telafiler’ gündeme gelebilir. Daha fazla askeri görev üstlenerek, faaliyet yürütülen alanlarda daha fazla sorumluluk alarak, operasyonlara daha yoğun katılım sergileyerek… 

İşte bu yaz düzenlenecek Ankara Zirvesi’nde “Savaş için daha fazla para” konusunda ‘önemli’ kararlar alınacak, yeni taahhütlerde bulunulacak. 

Nasıl bir ev sahipliği?

Beklenen Ankara Zirvesi, aynı anda Doğu Avrupa’daki askeri yığınağın kalıcı bir güvenlik rejimine dönüştürülüp dönüştürülmeyeceğini de belirleyecek. Bu rejimde ülkemizden ‘başarılı bir uygulayıcı’ olması bekleniyor.

Bir ‘projeksiyon’ da biz yapalım: ABD’den sonra NATO’nun en büyük kara ordusuna sahip olan ülkemizin, ilan edilecek bir NATO barış görevi kapsamında ‘riskli bölgelere’ askeri güç sevk etmesi, Rusya ile süregelen diyalog da göz önünde bulundurulduğunda emperyalizm için ‘en mantıklı’ seçeneklerden biri olarak görünüyor.

NATO’nun ‘İzmir çıkarması’

Medyada Ankara Zirvesi konuşulsa da, NATO, Ankara Zirvesi’nden yalnızca 4 ay sonra Türkiye’de kritik bir başka etkinlik daha planlıyor. İzmir’de düzenlenecek bu etkinliğin içeriği, Ankara Zirvesi’ne dair ‘savaşa hazırlık’ projeksiyonumuzu destekler nitelikte: NATO Edge 26

Teknoloji ve militarizasyon

Kasım 2026’da İzmir’de düzenlenecek NATO Edge 26, ‘inovasyon’, ‘hazırlık’, ‘geleceğin güvenliği’ gibi kavramlarla tanıtılıyor. Gerçekte ise NATO Edge, askeri teknolojilerin, savunma sanayisinin ve savaş kapasitesinin pazarlanıp bütünleştirildiği bir platform.

NATO İletişim ve Bilgi Ajansı’nın (NCIA) üstlendiği etkinliğin resmi tanıtım metninde yer alan şu ifadeler ise niyeti baştan belli ediyor:

“NATO Edge 26, sanayi ile daha hızlı, daha akıllı ve daha ölçeklenebilir iş birlikleri yoluyla NATO’nun hazırlık seviyesini ve savaşma kapasitesini güçlendirmeye odaklanacaktır.

…NCIA, bu mirası 2026 yılında Türkiye’de sürdürmekten ve etkili çözüm üretimine odaklanan, sanayi ortaklıklarını önceleyen yenilenmiş bir formatla etkinliği bir adım ileri taşımaktan heyecan duymaktadır.

2026 edisyonunda sanayi katılımı merkeze alınacak; daha doğrudan etkileşim imkanları, odaklı bilgilendirme oturumları, NATO’nun yaklaşan tedarik gereksinimleri ve önceliklerine dair daha kapsamlı bir anlayış, ayrıca sanayi çözümlerinin NATO karar vericilerine, son kullanıcılarına ve potansiyel ortaklara sunulması için daha geniş fırsatlar sağlanacaktır.”

Piyasa mantığıyla işleyen, ortaklıkların ve katılımın merkezinde olduğu bir askeri ekosistem. Savunma sanayi şirketleri, devletler ve askeri komuta, ‘savaş hazırlıklarını’ güçlendirmek için işbirliğini geliştiriyor…

Ankara’daki zirve ile İzmir’deki NATO Edge 26 birlikte okunduğunda ortaya çıkan tablo oldukça trajik. NATO, önümüzdeki dönemde ülkemizi hem siyasi hem askeri-teknolojik düzlemde daha da bağımlı bir pozisyona sokuyor. 

Trajikomik olansa, yıllardır değişmeyen bu pozisyonumuzu ‘yine de ulusal çıkarları önceleyerek katılmak’, veya ‘ittifak içinde ittifaktan korunmak’ gibi ‘gri pozisyonlarla’ açıklamaya çalışanlar. 

Çünkü, yarım asırdan fazla bir süredir askeri stratejimizi belirleyen, tehdit algımızı şekillendiren, siyasi yapımız üzerinde ciddi etkisi bulunan NATO, ülkemiz için çoktan varlık yokluk meselesi haline geldi. Lugatında bağımsızlık, askeri ve siyasi egemenlik, ulusal çıkarlar gibi kavramları olan herkes bilmeli ki, bu türden bir müttefiklik yalnızca siyah ve beyaz renklere sahip olabilir.

Erkin Öncan

Erkin Öncan

Diğer içerikler

Uçum’un Solu
Yazı

Uçum’un Solu

Ercan Bölükbaşı
2 Ocak 2026
“Rasyonalite”nin bedelini ücretliler ödüyor
Yazı

“Rasyonalite”nin bedelini ücretliler ödüyor

Serkan Yücel
28 Aralık 2025
ideo çeviri | Ho Şi Minh: Beni Leninizme Götüren Yol
Yazı

ideo çeviri | Ho Şi Minh: Beni Leninizme Götüren Yol

ideo
24 Aralık 2025
CHP Programına Tepkiler: Devrimcilik ve Solcu/Marksist Hocalar
Yazı

CHP Programına Tepkiler: Devrimcilik ve Solcu/Marksist Hocalar

ideo
12 Aralık 2025
AB’nin ‘Demokrasi Kalkanı’ Türkiye için ne anlama geliyor? 
Yazı

AB’nin ‘Demokrasi Kalkanı’ Türkiye için ne anlama geliyor? 

Erkin Öncan
30 Kasım 2025
ideo

© 2024 ideo

  • Anasayfa
  • Türkiye
  • Dünya
  • Yazı
  • Künye

No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Türkiye
  • Dünya
  • Yazı
  • Künye

© 2024 ideo