Perşembe, Nisan 16, 2026
ideo
  • Anasayfa
  • Türkiye
  • Dünya
  • Yazı
ideo
  • Anasayfa
  • Türkiye
  • Dünya
  • Yazı
No Result
View All Result
ideo
No Result
View All Result

Anomalinin sonu ya da emperyalizmin fabrika ayarlarına dönüş

Özgür Tekin Özgür Tekin
15 Nisan 2026
Yazı
Anomalinin sonu ya da emperyalizmin fabrika ayarlarına dönüş

Önümüzdeki sürece damgasını vuracak ana olgu, emperyalistler arası rekabetin yeniden belirleyici bir faktör olarak emperyalist-kapitalist sistemde ağırlığını hissettirmesi olacak.

ABD-İsrail koalisyonunun İran’a karşı başlattığı saldırganlık, emperyalizmin krizinin hem doğrudan sonucu hem de bu krizi derinleştiren bir olgu olarak önümüzde duruyor.  

Kriz, hem saldırılardan beklenen sonuçların alınamamasında hem de saldırgan koalisyonun tarihsel müttefiklerini dahi ikna etmekte zorlanmasında kendisini ortaya koyuyor. 

ABD Lideri Donald Trump’ı her gün yeni biriyle kavga halinde görebiliyoruz. İspanya Başbakanı’ndan Papa’ya kadar uzanan geniş bir muhatap çeşitliliğine sahip bu kavgaları, Trump’ın kişiliğine bağlama eğilimi yaygın olsa da bize göre ana neden bu değil. 

Üstelik, ABD’nin geleneksel müttefikleriyle girdiği tartışmalar İran gündemiyle de başlamadı. Daha önce, Grönland’ı ilhak etme isteği, Ukrayna savaşı, gümrük tarifeleri, Kanada ile ilişkiler, Barış Kurulu girişiminde somutlanan BM sistemine alternatif arayışı gibi başlıklarda kendisini somutlayan bir dizi anlaşmazlık da yine bahsettiğimiz kriz konjonktürünün farklı yansımalarıydı. 

Peki krize giren tam olarak ne? Neden bu kriz farklı coğrafyalarda yeni çatışmaların ortaya çıkmasına kaynaklık ediyor?

İlk soruya şu yanıtı vermemiz gerekiyor: ABD’nin emperyalist-kapitalist sistem içerisinde üstlendiği özgün hegemonik rolün üzerinde yükseldiği nesnellik artık yerinde değil. Bu durumun ana nedeni, reel sosyalizmin çözülüşü sonrasında Sovyetler Birliği’nin varlığı zemininde kendisini hissettiren devrim tehdidinin ortadan kalkması. 

Bu tehdidin varlığı, normalde kendi arasındaki rekabetle dünyayı paylaşım savaşlarına sürükleyen farklı emperyalist aktörleri bir arada hareket etmeye zorlayan temel faktör olarak ortaya çıkıyor. Dolayısıyla ABD’nin bu dönemde üstlendiği rol de emperyalist sistemin doğal bir sonucunu değil, bir anomaliyi ifade ediyor. Bu anomalinin ortaya çıktığı tarihsel koşulların özgünlüğünü kavramak, bugünkü dönüşümü kavramanın da ana halkasını oluşturuyor. 

Lenin’e göre tekellerin ve finansal sermayenin etkisiyle birlikte emperyalizmi anlamak için kullanmamız gereken ana nokta emperyalistler arası rekabet ve bu rekabetin yaratacağı çatışmalardı. Emperyalistler arası rekabetin etkisini örten ve yerini bir eşgüdüme bırakan temel nokta yine Lenin’in partisinin öncülüğünde gerçekleşen devrimin başarısı oldu. Ancak, tek başına bu da yeterli olmadı. ABD’nin “emperyalist blokun lideri” rolünün netleşmesi için 1929 Buhranı’nın ve İkinci Dünya Savaşı’nın çarpan etkisi de gerekti. 

Emperyalist blokun diğer aktörlerinin ABD’nin arkasında sıralanmasını olanaklı kılan bu nesnellik, emperyalistler arası rekabeti kısa sayılamayacak bir tarihsel uğrak süresince örtme gücüne sahip bir korkunun ürünüydü. 

Kapitalist ülkeler için ABD öncülüğündeki ittifakın parçası olmak, esasen “Sovyetler Birliği’ne karşı bir askeri güvence” olmaktan çok içeride ortaya çıkabilecek bir işçi sınıfı devrimi tehdidine karşı bir koruma çerçevesini ifade ediyordu. ABD’nin Almanya, Japonya, İtalya ve İngiltere başta olmak üzere birçok ülkede halen süren askeri varlığı bu çerçevenin ürünüydü. Öte yandan, Türkiye’nin de içerisinde bulunduğu birçok NATO üyesi ülkede kurulan kontgerilla/gladyo yapılanmalarındaki ABD damgası yine aynı bütünlüğe yaslanıyordu. 

Kuşkusuz bu karşılıksız bir hizmet değildi. ABD’nin dünya finansal sistemi içerisindeki merkezi rolü ve emperyalist zincir içerisindeki merkezi konumu bu ülkenin sermaye sınıfı için eşsiz zenginleşme kanalları sunuyordu. 

ABD’nin bahsedilen rolünün üzerinde yükseldiği zemini değiştiren ana faktör Sovyetler Birliği’nin çözülmesiydi. Ancak zemindeki değişim, üzerinde yükselen yapıyı gecikmeli olarak etkiledi. 2000’lerin başında Afganistan ve Irak Savaşları ile girilen yeni doğrultu arayışları bu krizin ilk ipuçlarını sunuyordu. 2008 finansal krizi sonrasında süreç hızlandı. ABD’nin, “Arap Baharı” olarak sunulan bölgesel yeniden düzenleme girişimi de bu hızlanmanın ürünüydü. Trump ile temsil edilen siyasi çizgi ve onun dış politika arayışları aynı sürecin bir sonucu olarak ortaya çıktı. 

Sovyetler Birliği tehdidinin yarattığı kenetleyici etki ortadan kalktığında emperyalist blokun iç örgüsünün zayıflaması ve iç çelişkilerin daha görünür hale gelmesi kaçınılmazdı. 11 Eylül saldırıları sonrasında ortaya konulan “küresel terör tehdidi” söylemi, Rusya ve Çin’i benzer bir tehdit konumuna yerleştirerek iç dokuyu sağlamlaştırma çabaları krizi bugüne kadar yönetilebilir kıldı. Bu faktörler aynı zamanda konjonktürel hedef ortaklıkları da sağladı. Bu çabaların sınırlı etkisine karşın, önceki döneme benzer bir harmoninin yeniden ortaya çıkması olanaklı değil.  

Lider rolünün nesnel zemininin ortadan kalkmasına, endüstriyel üretimde lider konumunu kaybetme ve doların egemenliğine alternatif arayışlarının hızlanması eklenince ABD’nin bu süreci tersine döndürmeye ve yahut sürecin etkilerini sınırlandırmaya yönelik hamleler yapması da kaçınılmazdı, bu hamlelerin alışıldık dış politika kalıplarının dışına çıkması da. ABD’nin mevcut dış politikası Trump’ın deliliğinin bir sonucu değil. Trump gibi bir figürün öne çıkması delice sayılabilecek hamlelere mahkum kalınmasının ürünü. 

Önümüzdeki sürece damgasını vuracak ana olgu, emperyalistler arası rekabetin yeniden belirleyici bir faktör olarak emperyalist-kapitalist sistemde ağırlığını hissettirmesi olacak. Sıklığı ve şiddeti artan çatışmalar, sonuca bağlanamama eğilimlerinin güçlenmesi, iç ve dış politikada yeni ve radikal arayışların artışı yeni dönemin normalleri olarak öne çıkacak. Bütünlüklü, cüretli ve kökten hamleleri çağıran bu tablo her ne kadar sancılı bir süreci ifade etse de bu sürece devrimcilerin damga vurması olanaklı. Başka birçok şeyle beraber Türkiye’nin kaderi de bu damganın başarısına bağlı.

Özgür Tekin

Özgür Tekin

Diğer içerikler

Bir Konserden Fazlası: Tarkan ve Nostaljinin Politik Ekonomisi
Yazı

Bir Konserden Fazlası: Tarkan ve Nostaljinin Politik Ekonomisi

ideo
3 Şubat 2026
Suriye’de sarsılan dengeler
Yazı

Suriye’de sarsılan dengeler

Deniz Ali Gür
22 Ocak 2026
Türk ordusu binlerce kilometre ötede kim için ‘gözetleme’ yapacak?
Yazı

Türk ordusu binlerce kilometre ötede kim için ‘gözetleme’ yapacak?

Erkin Öncan
15 Ocak 2026
Emperyalizm saldırırken: Devlet, çözülme ve devrim
Yazı

Emperyalizm saldırırken: Devlet, çözülme ve devrim

Özgür Tekin
12 Ocak 2026
Halep’teki pazarlık
Yazı

Halep’teki pazarlık

Deniz Ali Gür
10 Ocak 2026
ideo

© 2024 ideo

  • Anasayfa
  • Türkiye
  • Dünya
  • Yazı
  • Künye

No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Türkiye
  • Dünya
  • Yazı
  • Künye

© 2024 ideo