ABD’li Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, 11 Temmuz’da ani ve beklenmedik bir şekilde hayatını kaybetti. Graham’ın ofisinden yapılan ilk açıklamada, 71 yaşındaki senatörün ölüm nedeni “kısa ve ani bir hastalık” gibi muğlak bir şekilde ifade edildi. Bu belirsizliğin üzerine ölümünün Ukrayna ziyaretinin hemen sonrasına denk gelmesi de eklendiğinde şüpheler iyice arttı. Ancak daha sonra yapılan otopsinin ardından Graham’ın ölüm nedeninin aort yırtılması olduğu açıklandı.
Graham’ın nasıl ve neden öldüğünden daha çok arkasında bıraktığı siyasi miras tartışılmayı hak ediyor. Ayrıntılara geçmeden önce açıkça ifade etmek gerekir ki Graham, ABD emperyalizminin kanla beslenen savaş makinesinin en sadık hizmetkârlarından biriydi. Ömrünü savaş kışkırtıcılığına adayan Graham, Vaşington’un saldırgan politikalarının en ateşli savunucuları arasında yer aldı. Desteklediği savaşlar milyonlarca insanın yaşamını yitirmesine, milyonlarcasının ise yurdundan edilmesine ve insan onuruna yaraşır bir yaşamdan mahrum bırakılmasına yol açtı. Buna karşılık Graham, savaşların en büyük kazananları arasında yer alan silah tekellerinden kopardığı bağışlarla kendi siyasi kariyerini ve servetini büyütmekten geri durmadı. Ölümüyle birlikte insanlığa karşı işlediği tüm suçlar yanına kâr kaldı.
Graham kimdi?
1955 yılında ABD’nin Güney Karolina eyaletinde doğan Lindsey Graham, Güney Karolina Üniversitesi’nde hukuk eğitimi aldı. 1982-1988 yılları arasında ABD Hava Kuvvetleri’nde askerî hukukçu olarak görev yaptı ve albay rütbesiyle emekliye ayrıldı. Siyasi kariyerine 1995 yılında Güney Karolina’yı temsilen Temsilciler Meclisi’nde başlayan Graham, 2003’te Senato’ya geçerek ölümüne kadar kalkmayacağı Güney Karolina senatörlüğü koltuğuna oturdu.
Burada küçük bir parantez açmakta fayda var. Graham’ın Senato’da yerini aldığı Storm Thurmond, görevi devrettiğinde 100 yaşına yaklaşmıştı ve 1954’ten beri senatörlük yapıyordu. Graham da selefi gibi ömrü elverseydi aynı koltukta onlarca yıl daha kalmaya hazırlanıyordu. Nitekim yaşamını yitirmeden önce beşinci kez aynı göreve seçilebilmek için seçim kampanyası yürütüyordu. Bu bir yandan ABD’de siyasi elitler üzerinden işletilen bir sermaye düzeninin hâkim olmasının, diğer yandan da bu düzende Graham gibi sadık hizmetkârlara duyulan ihtiyacın sonucuydu. İkisi Cumhuriyetçi, ikisi Demokrat olmak üzere dört farklı ABD başkanıyla çalışan Graham, kurduğu çıkar ilişkileri ve geliştirdiği bağlar sayesinde her dönemin vazgeçilmez isimlerinden biri olmayı başardı.
Savaş çığırtkanı Graham
ABD’de sağından soluna düzen siyasetinin ortak paydasını içeride sermaye egemenliğinin, dışarıda ise emperyalist çıkarların savunulması oluşturuyor. Graham ise bu düzen içinde en saldırgan, en müdahaleci ve savaşı dış politikanın temel aracı olarak gören kanadı temsil ediyordu. “Şahin” olarak anılan bu çizgi, Irak’ın işgalinden Libya’ya yönelik emperyalist müdahaleye, Suriye’yi parçalama girişimlerinden İran’a dönük saldırganlığa kadar hemen her krizde daha ileri askerî adımlar atılması yönündeki ısrarıyla öne çıktı.
Epstein koalisyonunun İran’a karşı başlattığı savaş da Graham’ın yıllardır savunduğu politikaların somutlaşmış hâliydi. Hatta Trump’a yakınlığıyla bilinen Graham’ın, birlikte golf oynadıkları sırada ABD Başkanı’nı İran’a yönelik saldırıya ikna ettiği iddiaları kamuoyuna yansıdı. Böylesine saldırgan bir çizginin ABD’deki İsrail lobisiyle iç içe geçmemesi düşünülemezdi. Nitekim Graham, siyasi yaşamı boyunca İsrail’in bölgesel politikalarının Kongre’deki en ateşli savunucularından biri oldu.
Aynı tutumu Ukrayna savaşında da sürdürdü. Vaşington’un Kiev’e verdiği askerî desteğin artırılmasını, Rusya’ya yönelik yaptırımların ise daha da ağırlaştırılmasını savundu. Yaşamını yitirmeden hemen önce Ukrayna’da insansız hava aracı üretim tesislerini ziyaret ediyor, aynı zamanda Rusya’ya karşı yeni yaptırım paketlerinin hazırlanması için yoğun mesai harcıyordu. Ölümüne kadar savaşın ve askerî tırmanmanın en hararetli savunucularından biri olarak kaldı. Böylece silah tekellerinin gözde siyasetçisi oldu ve siyasi kampanyaları bu tekellerden akan kanlı parayla fonlandı.
Yaptırımların mimarı
Graham, ABD emperyalizminin dış politikasını şekillendiren en etkili figürlerden biri olarak senatörlük görevini sürdürürken başvurduğu temel araçlardan biri de ağır ekonomik yaptırımlardı. Bu yönüyle, ABD ile AKP iktidarı arasındaki gerilimlerde de emperyalizmin “sopasını” elinde tutan figürlerden biri olarak öne çıktı. Özellikle 2019’da Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın alması ve aynı yıl TSK’nın Suriye’de düzenlediği Barış Pınarı Harekâtı sonrasında Ankara’ya yönelik yaptırımların en ateşli savunucuları arasında yer aldı. Bu çizgisini sonraki yıllarda da sürdüren Graham, 2024’te “Türkiye’nin Saldırganlığına Karşı Koyma Yasası” adı verilen yaptırım tasarısının mimarları arasında bulundu.
Ancak Graham’ın Türkiye’ye yönelik tutumu ilkesel bir çizgiden değil, ABD emperyalizminin o günkü stratejik ihtiyaçlarından besleniyordu. Bu nedenle söylemi ve pozisyonu sık sık değişebiliyor, yaptırım tehditleri kısa sürede pazarlık unsurlarına dönüşebiliyordu. Nitekim son NATO Liderler Zirvesi kapsamında Trump’a eşlik ederek Ankara’ya gelen Graham, geçmişteki sert çıkışlarının aksine bu kez Türkiye’nin F-35 programına yeniden dahil edilmesi gerektiğini savundu.
Bu pragmatik yaklaşım, Trump’la kurduğu ilişkide de kendini gösteriyordu. 2016’da Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adaylığı yarışında Trump’ın karşısında yer alan ve en sert eleştirmenlerinden biri olan Graham, Trump Beyaz Saray’a yerleştikten sonra kısa sürede onun Senato’daki en önemli müttefiklerinden birine dönüştü. Zaman zaman başkanla ters düşme potansiyeli taşıyan adımlar atsa da günün sonunda Trump’la hizalanmayı hep başardı.
Graham’ın ardından taziye mesajları
ABD emperyalizminin kirli çıkarlarının cisimleştiği bir figür olması itibariyle Lindsey Graham’ı anan isimler, bu kirli çıkarlarda pay sahibi olan ya da olmayı arzulayanlara dair fikir verecektir.
Graham’ı anan isimlerin başında, uzun yıllar birlikte çalıştığı ABD Başkanı Donald Trump geldi. Trump, Graham’ı “gerçek bir Amerikan vatanseveri” ve tanıdığı “en büyük senatörlerden biri” olarak nitelendirerek ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getirdi.
En dikkat çekici taziye mesajlarından biri ise soykırımcı İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’dan geldi. Graham’ı İsrail’in “en büyük dostlarından biri” olarak tanımlayan Netanyahu, onun yalnızca ABD için değil, İsrail için de büyük bir kayıp olduğunu söyledi. Graham’ın girişimlerinin ve savunduğu değerlerin yaşamaya devam edeceğini belirten Netanyahu, onu kişisel bir dost olarak da andı. İsrail Cumhurbaşkanı İzak Herzog ile Savunma Bakanı Yisrael Katz da yayımladıkları mesajlarda Graham’ın ölümünden duydukları üzüntüyü dile getirerek onu İsrail’in sadık müttefiklerinden biri olarak övdü. Trump’ın “Ortadoğu valisi” Tom Barrack da Graham’ı “Geçtiğimiz hafta NATO vesilesiyle kendisini Ankara’da ağırlamaktan kişisel olarak onur duydum” sözleriyle andı.
Düzenin sahiplerinin yanı sıra işbirlikçilerden gelen taziye mesajları da en az onlar kadar dikkat çekiciydi. Devrik İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi’nin sürgündeki oğlu Rıza Pehlevi, Graham’ı “İran halkının sadık dostu” ve “özgürlüğün savunucusu” olarak nitelendirirken, İran’daki rejim değişikliği hedefini desteklediği için bazı çevrelerde “Lindsey Amca” olarak anıldığını söyledi. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başbakanı Mesrur Barzani ile IKBY Başkanı Neçirvan Barzani de Graham’ı “Kürdistan halkının dostu” olarak tanımlayarak bölgeye verdiği desteğin unutulmayacağını ifade etti. Benzer bir açıklama Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Abdi’den de gelirken Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski de Graham’ı anan isimler arasında yer aldı.
Bu mesajların ortak noktası dikkat çekici. Graham, ABD emperyalizminin Ortadoğu’da vasal kılınmış güçler üzerinden yürüttüğü bölgeyi İsrail lehine yeniden dizayn etme siyasetinin en kararlı savunucularından biriydi. Bu nedenle ardından gelen taziyelerin önemli bir bölümünün Epstein koalisyonunun bölgesel planlarıyla ilişki içindeki aktörlerden gelmesi tesadüf değil. Başlıktaki soruya bu nedenle şu yanıt verilebilir: Graham, arkasında yalnızca temsil ettiği kirli çıkarların esas sahiplerini değil, kendi geleceklerini halklarının örgütlü kılınacak gücünde ve insanlığın ilerici mirasında değil, emperyalizmin himayesinde arayan işbirlikçileri de yetim bıraktı.





