İdeo – Haber Merkezi
Eski BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümüne neden olan helikopter kazası, bir süredir yeniden ülkenin gündeminde. Daha önce takipsizlik kararı verilen dosya, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yeniden açıldı. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in fiilî yürütücülüğünde ilerleyen süreçte, 2009 yılında BBP lideri Yazıcıoğlu’nun hayatını kaybettiği helikopter kazasına ilişkin suikast iddiaları yeniden araştırılıyor.
Benzer iddialar daha önce de çeşitli olası failler ve suikast senaryoları üzerinden gündeme gelmiş, ancak tartışmayı öne çıkaran siyasi konjonktür değiştiğinde yeniden rafa kaldırılmıştı. Bugünkü sürece de benzer şekilde yaklaşmak gerekiyor. Konu, AKP iktidarı döneminde siyasi bir araç hâline getirilmiş yargı organlarının faaliyetleri olduğunda, yaşananları kavramak için yalnızca hukuksal bağlama değil, bunları gündeme getiren siyasi faktörlere odaklanmak gerekiyor. Bu davada da önemli olan, Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümünün bir suikast olup olmamasından ziyade, suikast iddiası üzerinden yaratılacak atmosferin iktidarın önünü açıp açmayacağı.
Benzerini Turgut Özal’ın ölümü gibi örneklerde de gördüğümüz bu post-truth tablosunda, gerçeğin kendisinin ne olduğu giderek önemsizleşiyor. Buna karşılık, herhangi bir iddianın gerçek olarak kabul edilmesinin yaratacağı hareket alanı ve siyasi fırsatlar, temel değerlendirme unsurları hâline geliyor. Böyle bir siyasi atmosferde, karara bağlanmamış bu tür meselelerin varlığı, iktidarlar açısından bir oyun kurma fırsatı anlamına geliyor.
Tam da bu nedenle, Yazıcıoğlu dosyasının yeniden açılmasını anlamanın anahtarı, “Suikast var mıydı?” sorusu değil, “Neden şimdi?” sorusu.
Bu soruyu yanıtlamak için üzerinde durulması gereken üç temel alan var:
- Akın Gürlek’in rolü,
- İktidar bloku içindeki dengeler,
- Cemaat içerisinde meydana gelen ayrışmaların ardından bazı toplulukların yeniden AKP ile barışma gündemi.
Akın Gürlek’e meşruiyet sağlamak mümkün mü?
Akın Gürlek ismi, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı döneminde AKP iktidarı tarafından yürütülen bir dizi siyasi operasyonun yürütücülüğünü üstlenmesiyle ülke gündeminin merkezinde yer almaya başladı. Özellikle 19 Mart sürecinin ardından Gürlek’in bu rolü daha da tartışmalı hâle geldi. Gürlek gibi tepkilerin odağında bulunan bir figürün Adalet Bakanlığı koltuğuna getirilmesi de iktidarın baskı stratejisinde ısrarcı olacağının bir göstergesiydi.
Öte yandan, Gürlek’in geniş kitleler nezdinde sahip olmadığı meşruiyeti inşa etmek amacıyla yürütülen çeşitli yan operasyonlarda da Akın Gürlek ismi öne çıkarıldı. Futbolda bahis operasyonları ve Mehmet Akif Ersoy üzerinden başlatılan basın operasyonları gibi magazinel yönleriyle öne çıkan davalar, Adalet Bakanı’nın kamuoyundaki algısını değiştirmek amacıyla araçsallaştırıldı. Dolayısıyla Gürlek’in Yazıcıoğlu dosyasını yeniden gündeme getirmek istemesi de benzer bir sürecin uzantısı olarak okunabilir.
İktidar içindeki dengeler
İkinci olarak, AKP dönemindeki siyasi davalara bakıldığında öne çıkan temel unsurlardan biri, bu davaların iktidar bloku içindeki mücadelelerde ve/veya blokun iç dengelerinin yeniden kurulmasında önemli araçlar olarak kullanılmasıdır. AKP iktidarına yakınlığıyla bilinen gazeteci Nedim Şener’in Haziran 2026’da yaptığı açıklamalar, bunun bir örneği sayılabilir:
“Hakkını yemeyelim. Süleyman Soylu’nun İçişleri Bakanlığı dönemindeki KOM, bakın KOM’un ve başkanım Mahmut Çorumlu dahil olmak üzere ekip arkadaşları bu işe başlarını koydular. Ve söylüyorum, o başlarına gelmeyen kalmadı. Sorun, gidin, arayın; kimi polis müfettişi olarak sağa sola atılmış, başka illere atılmış, başka görevlere atılmış. Yani Muhsin Yazıcıoğlu suikastinde gerçeği arayan kim varsa başına mutlaka bir şey geliyor. Kaçakçılık Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’ndaki Muhsin Yazıcıoğlu suikastını aydınlatan ekip ne oldu biliyor musunuz? Geçen İçişleri Bakanlığı döneminde Ali Yerlikaya’nın darmadağın edildi, hepsi sürüldü.”
Dolayısıyla dosyanın yeniden açılmasının ardından yaşanacak gelişmeler izlenirken, iktidar bloku içindeki farklı unsurların yandaş gazeteciler üzerinden “sızdırdığı” bilgilere de bu gözle bakılması gerekiyor.
Cemaatteki ayrışma gündemi ile dosya arasında ilişki kurulabilir mi?
Davanın zamanlamasını ilginç kılan bir diğer unsur da cemaat içerisinden çıkan Yeni Herkul isimli topluluğun af talebiyle yaşanan zamanlama çakışması. İktidar cephesine yakın yayın organlarında da olumlu karşılanan bu af talebinin tartışıldığı günlerde, ana şüphelisi Cemaat olan bir Muhsin Yazıcıoğlu suikastı dosyasının gündemde tutulması, iktidar açısından işlevsel olma potansiyeli taşıyor.
AKP iktidarının daha önce de bu tür dosyaları, uzlaşmanın şartlarını karşı tarafa dayatmak amacıyla bir tehdit olarak kullandığı örnekler oldu. Bu tür dosyalar, aynı zamanda Cemaat içerisinde iktidardan af dilemeye yanaşmayan toplulukların suçlamaların odağına taşınması için de kullanılabilir.





