17 Ağustos 1999 depremi 18.000 cana malolmuş, tedbirsizlik ve devletin deprem bölgesine el uzatmaması tartışmaları o günlerde de yaşanmıştı. 17 Ağustos depreminde yaşanan skandallar nelerdi, deprem bölgesinde devlet yurttaşa karşı görevini neden yerine getirmedi, Kızılay neden başarısız kaldı?
- 17 Ağustos 1999’da saat 03.02’de Kocaeli’nin Gölcük ilçesi merkezli olarak gerçekleşen ve 45 saniye süren 7.4 büyüklüğündeki deprem sonucunda pek çok bina yıkıldı ya da ağır hasar aldı. İzmir’den Ankara’ya uzanan geniş bir alanda hissedilen deprem sonucunda İstanbul, Bolu, Bursa, Eskişehir, Kocaeli, Sakarya ve Yalova’da can ve mal kayıpları meydana geldi. Resmi verilere göre 18.243 kişi hayatını kaybetti, 48.901 kişi yaralandı, 130 binden fazla bina tamamen yıkıldı veya ağır hasar aldı. Toplamda 376 binden fazla konut ve iş yeri hasar gördü.
- Depremin ilk anlarından itibaren Devlet katında skandallar birbirini izlemeye başladı. Sonraları ortaya çıktığına göre depremden sonra dönemin Başbakanı Bülent Ecevit, sorumlular tarafından “uykusundan uyandırılmaya kıyılamadığı için” uyandırılmadı ve Ecevit’in ancak saatler sonra depremden haberi oldu. Ankara’ya deprem haberi iletildikten saatler sonra bile depremin gerçek boyutuyla ilgili bilgiler Ankara’ya ulaşmadı.
- Deprem bölgesinde ise yıllar sonra 6 Şubat depremlerinde yaşananların aynısı yaşandı, ilk günlerde arama-kurtarma, enkaz kaldırma, çadır ve gıda lojistiği gibi konularda çok büyük bir organizasyonsuzluk ve acziyet yaşandı. Ayrıca depremden sonra deprem bölgesinde elektrik şebekeleri koptu, telefon hatları tamamen kilitlendi.
- Kızılay, 6 Şubat depremlerinden önce yaşanan 17 Ağustos depreminde de sınıfta kalmıştı. Kızılay’ın depremzedelere dağıttığı çadırlar son derece kalitesizdi ve yağmurda su geçiriyordu. Kızılay’ın etkisizliği dolayısıyla 17 Ağustos’ta başta AKUT olmak üzere sivil yapılar ön plana çıktı, ayrıca sahaya inen maden emekçileri de başarılı bir performans sergiledi.
- Deprem, Türkiye Ekonomisine de pahalıya patladı. Eşitsiz gelişimin bir sonucu olarak depremin vurduğu Marmara Bölgesi, o dönemde Türkiye milli gelirinin yaklaşık %35’ini, sanayi üretiminin ise %45’ini tek başına karşılıyordu. Öyle ki, Türkiye’nin sonraki yıllarda IMF ile anlaşmasına ve 2001 ekonomik krizine gerekçe olarak 17 Ağustos depremi gösterildi.
- Depremin ardından İzmit’teki TÜPRAŞ rafinerisinde çıkan yangın günlerce söndürülemedi, o günlerdeki en büyük kamu işletmelerinden birisi olan TÜPRAŞ rafinerisi de ihmal ve tedbirsizlik nedeniyle büyük hasar aldı. Depremden sadece birkaç yıl sonra ve zararın giderilmesinin ardından TÜPRAŞ, AKP iktidarı eliyle Koç Holding’e peşkeş çekildi.
- Depremin ardından pek çok Devlet yetkilisi skandal açıklamalarda bulundu. Dönemin MHP’li Sağlık Bakanı Osman Durmuş, Ermenistan ve Yunanistan’dan gelen yardım tekliflerini reddetti, halkın geniş tepkisini çeken Durmuş’un geniş kitleler tarafından istifası istendi. Dönemin ANAP Genel Başkanı ve Hükümet ortağı Mesut Yılmaz da depremin 10. gününde çıktığı bir TV programında “böyle bir deprem nerede olursa olsun etkisiz kalınacaktı, yıkımdan vatandaş da sorumludur” şeklinde skandal bir açıklama yaptı.
- Depremde yıkılan pek çok binanın müteahhidi hakkında dava açıldı. Ancak bu davaların neredeyse tamamı sonuçsuz kaldı. Depremle ilgili olarak açılan yaklaşık 2.100 davanın 1.800’ü depremden bir yıl sonra çıkarılan “Rahşan Affı” sonucunda düştü, geriye kalan 300 davanın 110 kadarında ceza verildi ancak verilen cezalar da çoğunlukla ertelendi, geriye kalan davalar ise zaman aşımına uğradı. Ceza alan müteahhitler arasında 18 yıl 9 ay cezayla en yüksek cezayı alan Veli Göçer sadece 7.5 yıl gibi az bir zaman boyunca hapiste kaldı. Aynı davada yargılanan Veli Göçer’in oğlu Can Göçer ve ortağı Zafer Coşkun’un davaları ise sanıklar 7,5 sene boyunca firar ettiği için zaman aşımına uğradı.
- 17 Ağustos depreminin ardından depremzedeler için toplanan yardım paralarının amacı dışında kullanıldığı ortaya çıktı. Dönemin Devlet Bakanı Recep Önal, yardım paralarıyla memur maaşlarının ödendiğini belirtti. Bunun yanında dönemin DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümeti tarafından “deprem vergisi” olarak da bilinen “Özel İletişim Vergisi” geçici bir vergi olarak yürürlüğe kondu. 2003 yılında AKP iktidarı tarafından bu vergi kalıcılaştırıldı. Mehmet Şimşek’in yıllar sonra yaptığı bir açıklamada toplanan deprem vergilerinin deprem amacıyla değil yol yapımı amacıyla kullanıldığı ortaya çıktı. Deprem vergisi meselesi 6 Şubat depremlerinde de tartışıldı.
- 6 Şubat 2023 depremleri, 17 Ağustos’tan ders alınmadığını net bir biçimde ortaya koydu. 17 Ağustos 1999 ile 6 Şubat 2023 tarihleri arasında geçen süre boyunca hiçbir önlemin alınmadığı, tedbirsizlik, denetimsizlik ve ihmallerin aynen sürdüğü anlaşıldı, her iki deprem sırasında iktidarda bulunan partiler farklı olsa da düzen ve zihniyetin değişmemesi nedeniyle aradan geçen süre boyunca hiçbir şey değişmedi.





