Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin bu yılki mezuniyet töreni, 19 Temmuz’da Devrim Stadyumu’nda gerçekleşti. Yaklaşık 3 bin öğrencinin diplomasını aldığı törende, anti-emperyalist mücadelenin kalesi ODTÜ’nün ilerici geleneği bir kez daha gözler önündeydi. Pankartlar aracılığıyla memleketin gündemini stadyuma taşındı, atanmış Rektör Ahmet Yozgatlıgil ise sırtını dönen öğrencilerin ve tribünlerin protestosundan geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da kaçamadı
ODTÜ, bundan 70 yıl önce ABD’nin inisiyatifi ve finansmanıyla kurulmuştu. Amaç, Anadolu’nun en parlak gençlerini ABD standartlarında, ABD kültürüne bağımlı kadrolar olarak yetiştirmekti.
Yetiştirilmek istenen “Amerikan kadroları”, çok geçmeden Türkiye devrimci hareketinin öncüleri oldu. ABD’nin kültür kalesi olarak inşa edilen okulda Amerikan hegemonyası, bizzat o okulun öğrencileri tarafından fiilen yıkıldı.

Pankartlarda memleketin sorunları
19 Temmuz’daki tören de bu mücadeleci kimliğin güncel bir sahnesi oldu. Kortejdeki pankartlar 24 yılını dolduran iktidarın rant düzenini, kayyum rejimini ve baskıları hedef aldı. Psikoloji bölümü mezunları, cezaevindeki bölüm arkadaşları komedyen Deniz Göktaş’ı selamlayarak mücadeleden vazgeçmeyeceklerini haykırdı. “Ölü Deniz” gösterisi milyonlarca kez izlenen Göktaş, iktidar çevrelerince hedef gösterilmesinin ardından sahnedeki şakaları gerekçe yapılarak tutuklanmış; dahası, gösterinin FKF’li öğrenciler tarafından dayanışma amaçlı izlenmesi bile polis ablukaları ve kaymakamlık yasaklarıyla engellenmeye çalışılmıştı.
Rektör Yozgatlıgil kürsüye çıktığında ise üniversitenin gerçek sahiplerinin kim olduğu bir kez daha anlaşıldı. Öğrenciler sandalyelerini kaldırıp sahneye sırtlarını döndü, tribünler rektörü yuhaladı. Tablo, yıllardır net. ODTÜ’yü rektörlük makamı değil, o makama sırtını dönen gençlik temsil ediyor.
Fikir Kulüpleri Federasyonu Yürütme Kurulu üyesi ve ODTÜ temsilcisi Bartu Karalar okulun devrimci ruhunu şöyle anlatıyor:
“ODTÜ’de mezuniyet sadece diploma alınan bir gün değil. Yıllardır öğrencilerin sözünü söylediği, itirazını dile getirdiği ve ODTÜ’nün devrimci geleneğini görünür kıldığı önemli bir alan. Bu yıl da aynı tabloyu gördük. Mezun arkadaşlarımız açtıkları pankartlarla iktidarı ve atanmış rektörü protesto etti. NATO Zirvesi’ni eleştiren, hukuksuz ve gayrimeşru uygulamalarla tutuklanan yurttaşları selamlayan ve ülkedeki artan baskılara dikkat çeken pankartlar da kortejlerde yer aldı.
Rektör ise yıl boyunca göz boyayarak kendisini meşru kılmaya çalışsa da mezuniyet sahnesinde bunun bir karşılığı olmadığını gördük. Sahneye çıktığında öğrencilerden, mezunlardan ve ailelerden yükselen ıslıklar ve yuhalamalar bunun en açık göstergesiydi.
Aslında bunları tek tek yaşanan olaylar olarak değerlendirmemek gerekiyor. ODTÜ’de mezuniyet, yıllardır süren devrimci geleneğin bir parçası. 19 Mart’ta verilen mücadele de Devrim Yürüyüşü de mezuniyet töreninde açılan pankartlar da aynı bütünün içinde anlam kazanıyor. Bunların hepsi ODTÜ gençliğinin bugün AKP iktidarına, sermaye ve tarikat düzenine karşı yürüttüğü mücadelenin ve üniversitenin tarihsel birikiminin devamı niteliğinde. Bu yüzden mezuniyeti yalnızca bir tören olarak değil, ODTÜ’nün mücadele geleneğinin her yıl yeniden kendisini ortaya koyduğu önemli bir alan olarak görmek gerekiyor.”

Mezuniyet: bir veda değil, nöbet devri
ODTÜ’de mezuniyet, bireysel kurtuluşun kutlaması değil; parasız, kamucu, laik ve bilimsel eğitim mücadelesinin, anti-emperyalist kavganın kuşaktan kuşağa devredildiği bir nöbet töreni. Emperyalizmin kendi kadrolarını yetiştirmek için kurduğu okul, yetmiş yıldır ona karşı mücadelenin kadrolarını yetiştiriyor.
Bu yıl ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama bölümünden bu yıl mezun olan Alp Büyüklimanlı ise ODTÜ’de mezuniyet törenine ilişkin şu sözleri kullandı:
“Özellikle ODTÜ’deki mezuniyet töreni sadece diploma töreni değil aynı zamanda öğrencilerin kendini ifade edebildiği ve okulun sahip olduğu eğitim felsefesinin bir yansımasıdır.
Bu geleneğin ortaya çıkmasının temelinde ODTÜ’de aldığımız eğitim sonucu bir siyasi bakış açısı kazanmış olmamız olabilir. Bunun yanında siyasi olarak çok hareketli ve değişken bir coğrafyada yaşadığımız için politik mesajlar verme isteği bu geleneğinin devam etmesinin en önemli sebeplerindendir.
Pankartlar bir politik ve siyasi tartışma ortamı yaratıyorsa bence amacına ulaşıyordur ve bu geleneğin en göze çarpan detayı da budur.”





