Facebook, Instagram ve WhatsApp’ın çatı şirketi Meta, işten çıkarılacakları bildirilen 26 çalışanının açtığı davayla karşı karşıya. Kaliforniya’nın kuzey bölgesindeki federal mahkemede açılan davada, şirketin yaklaşık sekiz bin kişiyi kapsayan işten çıkarma sürecinde çalışanları değerlendirmek, sıralamak ve işten çıkarılacak kişileri belirlemek için yapay zekâ sistemlerinden yararlandığı iddia ediliyor.
Buna göre Meta’nın kullandığı yapay zekâ araçları, çalışanların üretkenlik göstergelerini belirlemek amacıyla iş faaliyetleriyle ilgili çeşitli veriler topladı. Davacılar, doğum veya hastalık izni kullanan çalışanlar hakkında bu dönemlerde yeterli faaliyet verisi oluşmamasının, söz konusu kişilerin sistem tarafından daha düşük performanslı olarak değerlendirilmesine yol açtığını savunuyor. Benzer biçimde engelli çalışanların ya da sağlık durumları nedeniyle çalışma koşullarında düzenleme talep edenlerin de kullanılan ölçüm kriterleri karşısında dezavantajlı duruma düşürüldüğü ileri sürülüyor. Böylece çalışanların yasal hakları olan izinlerden yararlanmaları, düşük performans puanı alma ve sonuçta işten çıkarma listesine girme riskini artıran bir unsura dönüştürülüyor.
Davacılar, işten çıkarma sürecinin durdurulmasını ve Meta’nın kullandığı yapay zekâ araçlarının bağımsız bir denetime tabi tutulmasını talep ediyor. Ayrıca işe iade edilmelerini, kaybettikleri ücretlerin, hisse haklarının ve diğer sosyal hakların karşılanmasını istiyorlar.
Şirketin kullandığı sistemlerin yalnızca genel performans verilerini değil, çalışanların klavye ve fare hareketleri, tarayıcı geçmişleri, mesajları, e-postaları ve şirket cihazlarındaki konum verileri gibi çok sayıda kişisel bilgiyi de takip edebilecek biçimde tasarlandığı öne sürülüyor. Böylece söz konusu uygulamaların çalışanlar üzerinde kapsamlı bir gözetim ve fişleme mekanizması yarattığı savunuluyor.
Meta ise suçlamaları reddederek şirketin iş gücü yönetiminin yapay zekâ tarafından değil insanlar tarafından yürütüldüğünü ileri sürüyor. Ancak Meta yönetimi yılın başında çalışanların faaliyetlerinden elde edilen verilerin yapay zekâ modellerinin eğitilmesinde kullanılacağı bir program geliştirdiğini duyurmuştu. Gel gör ki program, çalışanların açık onayı alınmadan ve başlangıçta sistemden çıkma seçeneği sunulmadan uygulamaya konuldu.
Çalışanların özel hayatlarını ve kişisel verilerinin gizliliğini ihlal ettiği gerekçesiyle tepki gösterdiği programa karşı hazırlanan dilekçeyi 1.600’den fazla Meta çalışanı imzaladı. Tepkilerin ardından Meta yöneticisi Mark Zuckerberg, haziran ayında programın askıya alındığını açıkladı.
Meta’nın çalışanlarını denetlemek üzere yürürlüğe koyduğu bu uygulama, işçilerin kâğıt üzerinde sahip oldukları hakların çeşitli denetim mekanizmaları aracılığıyla nasıl fiilen kullanılamaz hâle getirilebileceğini de gösteriyor. Bir çalışan doğum veya hastalık iznine çıktığında faaliyet verisi üretemediği için düşük performanslı sayılıyorsa, söz konusu izin hakkı hukuken ortadan kaldırılmadan cezalandırılmış oluyor. Böylece işçiler, tarihsel mücadelelerin sonucunda elde edilen yasal haklarını kullanmak ile işlerini korumak arasında tercih yapmaya zorlanıyor.
Yapay zekânın, artı değer üretimini artırmak amacıyla işçileri sürekli ölçen, sıralayan ve sermaye açısından daha az verimli görülenleri ayıklayan bir denetim aracına dönüştürülmesi, teknolojinin toplumsal ilişkilerden bağımsız olmadığını bir kez daha ortaya koyuyor. Bütün teknolojik gelişmeler gibi yapay zekânın da insanlık için ilerici ya da gerici bir rol üstlenmesi, onun kimin elinde, kime karşı ve hangi amaçlarla kullanıldığına bağlı.





