Cumartesi, Temmuz 11, 2026
ideo
  • Anasayfa
  • Türkiye
  • Dünya
  • Yazı
ideo
  • Anasayfa
  • Türkiye
  • Dünya
  • Yazı
No Result
View All Result
ideo
No Result
View All Result

NATO 3.0: Baronlar savaş istiyor

Deniz Ali Gür Deniz Ali Gür
11 Temmuz 2026
Yazı
NATO 3.0: Baronlar savaş istiyor

Türkiye, emperyalizmin insanlığı sürüklediği tehlikenin başlıca muhataplarındandır. Bu tablo küçümsenmek bir yana ciddiye alınmalı, AKP’nin “stratejik özerklik” paradigması anti-emperyalist mücadelenin konusu haline getirilmeli.

Haftalar süren abluka, NATO amblemli polis üniformaları, emperyalist efendilerin keyfi için kapatılan yollar ve parklar, boyanan binalar, emekçi mahallelerini gizlemek için dikilen dev panolar ve NATO’ya karşı çıt çıkmasın diye gözaltı ve tutuklamalarla alıkonulan yurtseverler… Emperyalist savaş örgütü NATO zirvesi, halkın onurunu zedeleyen bir işbirlikçilik eşliğindeki fiili sıkıyönetim uygulamalarıyla geride kaldı. NATO 3.0 tezinin öne çıktığı zirvede savaş tamtamları çalındı ve iç gerilimlere karşın ABD hegemonyası teyit edildi. AKP iktidarı da hem içeride hem de dışarıda “ABD ile tam uyum bizim işimiz” mesajını yinelemiş oldu.

Zirvenin sonuç bildirgesi, verilen kritik beyanlar ve zirve vesilesiyle dolaşıma sokulan belgelerden anlaşıldığı kadarıyla Trump NATO’yu istediği eksene doğru bir nebze çekiştirebildiyse de emperyalistler arası gerilimler sürüyor. Erdoğan, bu gerilimde açıkça ABD eksenine yerleşmeyi tercih ediyor.  ABD, bu aşamada AKP iktidarının tüm taleplerini kabul etmiş değil, ancak kimi olumlu sinyaller verdikleri görülüyor.

SİLAHLANMAYA DEVAM

Trump’ın üye ülkelerin askeri harcamaları artırmaları yönündeki talepleri kabul edildi ve bu durum, sonuç bildirgesinde Trump’ı memnun edecek şekilde vurgulandı. Daha önce kabul edilmiş olan “2035’e kadar GSMH’nin en az yüzde 5’i kadar askeri harcama” taahhüdüne uygun olarak sonuç bildirgesinde Avrupa ülkeleri ile Kanada’nın 2025’te savunma harcamalarında 139 milyar doların üzerinde artış gerçekleştirdikleri ilan edildi. Askeri harcamaları artırmaktaki hevesiyle Trump’tan övgü alan AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin yüzde 5 hedefine belirlenen takvimden beş yıl önce, yani 2030’da varacağını açıkladı.

“Daha güçlü bir Avrupa ile daha güçlü bir NATO” ifadelerine yer verilen sonuç bildirgesinde askeri teknoloji alanında yapılacak yatırımlara ve üye devletlerin askeri-teknolojik entegrasyonuna da değinildi. NATO’da modernizasyon ve caydırıcılık için “nükleer, konvansiyonel ve füze savunma kapasiteleri”nin bir arada ele alınmasına vurgu yapıldı. Birlikte çalışılabilir transatlantik harekat bulutu geliştirileceği ve gelişmiş yapay zeka modellerinden yararlanılacağı ilan edilirken 50 milyar doların üzerinde yeni satın alım yapılacağı açıklandı. Sonuç bildirgesinde çizilen çerçeve, Rusya ve İran’a karşı savaş projeksiyonlarının gereği olarak görülmeli. Keza AKP iktidarına bağlı kurumların raporlarında da “külfet paylaşımından külfet transferine geçiş” ihtiyacına işaret ediliyor ve bu çerçevede nükleer caydırıcılık ABD’de kalırken konvansiyonel savunma adına Avrupa’nın daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiği savunuluyor.

İRAN VE RUSYA’YLA SAVAŞ

Zirvede İran ve Rusya’ya karşı düşmanlıkta mutabakat sağlanırken bu iki ülkeye dair öncelik farkları da bir kez daha görünür oldu. Sonuç bildirgesinin İran’a ayrılan 5. maddesinde “İran’ın asla nükleer silah sahibi olmaması gerektiği” belirtildi ve yine İran’a Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğüne saygı gösterme çağrısı yapıldı. İran’a karşı düşmanlığın ittifak politikası olduğu bu şekilde teyit edilmiş olsa da Trump’ın beklentisinin aksine, NATO bu aşamada İran’a karşı bir taahhüt vermiş değil. Nitekim haydut Trump, zirvede aldığı sonuçla yetinmeyerek daha Ankara’dayken İran’a yeniden saldırı emri verdi ve savaşa dönebileceklerini açıkladı. Emperyalist haydutun başkent Ankara’dayken komşumuza yönelik saldırı emri vermesi, NATO’nun savunma değil savaş örgütü olduğunun ve Türkiye için esas tehdidi oluşturduğunun teyidi olarak görülmeli.

Rusya’ya karşı savaş konseptinin sürdürüleceğinin teyit edildiği sonuç bildirgesinde “Ukrayna’ya destek” yükümlülüğü ise Trump’ın talep ettiği gibi ABD dışındaki üye devletlere havale edildi. Ukrayna’ya desteğin ağırlıklı olarak Kanada ve Avrupa ülkeleri tarafından sağlandığının belirtildiği bildirgede 2026 için 70 milyar avro destek taahhüdünde bulunulduğu, 2027 yılında da bu miktarın altına düşülmeyeceği ilan edildi. Yine AB’nin Ukrayna Destek Kredisi de övgüyle anıldı. Ukrayna’ya desteklerde Kanada ve Avrupa’nın rolüne vurgu yapılmasının yanı sıra diğer askeri yatırım ve harcamalardan farklı olarak toplam tutarın dolar değil avro cinsinden yazılması, Rusya’ya karşı savaşın mali yükümlülüğünün esas olarak Avrupa ülkelerinin üzerine yıkılacağının bir başka göstergesi. 

ABD İLE TAM UYUM

AKP iktidarı, zirvenin bütününde Türkiye’nin mevcut konumunu “model ortak” olarak ambalajlarken ABD yönetiminin ortaya attığı NATO 3.0 paradigmasının içini en iyi kendisinin dolduracağını ve ABD ile tam uyumun anahtarını da elinde tuttuğunu göstermeye çalıştı. ABD ve AB ülkeleri ile zaman zaman gerilimler de yaşamasına yol açan başına buyrukluğunu “stratejik özerklik” kavramıyla çerçevelendiren AKP, “ittifakın doğu ve güney kanatları arasında denge” teziyle Batı Asya ve Kuzey Afrika’da taşeronluk talep etti. Yeni Osmanlıcılığın ve savaş sanayiindeki gelişmelerin getirdiği olanakları fırsat haline getirmeye çalışan AKP, NATO içinde ABD liderliğinin yeniden tanımlanarak sürmesi için kendi çerçevesini öneriyor. “NATO 3.0 ve ABD ile tam uyum bizim işimiz” diyerek kendine alan açmaya çalışan AKP, Türkiye’yi ABD eksenine sabitlemekten medet umuyor.

AKP, devlet politikası haline getirmeye çalıştığı “stratejik özerklik” tezi bağlamında Amerikancılığı meşrulaştırıyor. Batı Asya ve Kuzey Afrika’da zaman zaman ABD ve AB ülkeleriyle çelişkiye düşme pahasına izlenen Yeni Osmanlıcı politika, iktidara bağlı kurumların raporlarında geçmişte Batılı ülkelerle ortaya çıkan gerilimler de teslim edilmekle birlikte “ittifakın (NATO) bütününün kapasitesini artıran” hamleler olarak sunuluyor ve NATO 3.0 döneminde üye devletlerin kendi ajandalarını izlemeleri ve farklı üye devletler arasında önceliklerin farklılaşmasının olağan karşılanması, bunların uyum içinde ele alınması savunuluyor. 

ABD’nin NATO içindeki tartışmasız liderliğinin devamını açıkça savunan AKP, ABD liderliğinin “küresel güç projeksiyonu, nükleer caydırıcılık, stratejik istihbarat” gibi alanlarda sürmesini, Avrupalı üyelerin ise konvansiyonel savunmada daha fazla sorumluluk üstlenmelerini öneriyor. Zirvenin sonuç bildirgesinde geçtiğini belirttiğimiz “nükleer, konvansiyonel ve füze savunma kapasiteleri”nin bir arada ele alınması önerisiyle örtüştüğü görülen bu öneri, emperyalist sistemde ABD hegemonyasındaki gerilemenin sonucu olarak ortaya çıkan zorunlu eğilimin ifadesi. Devrim Partisi Merkez Yürütme Kurulu’nun Mart 2026’da yayımladığı “Emperyalizm Üzerine Tezler: Güncel Yönelimler ve Kriz Dinamikleri” başlıklı metinde bu durum “ABD’nin kontrollü geri çekilme stratejisi” olarak tanımlanmış, kontrollü olarak geri çekilen ABD’nin kendi nüfuz alanlarını taşeronlara devretmeyi hedeflediği saptanmıştı.

AKP iktidarının İsrail ile kısmen danışıklı dövüş olan kısmen de gerçeklik taşıyan gerilimleri, bu bağlamda ele alınmalı. Esas olarak Asya-Pasifik’e ve Çin’le rekabete yoğunlaşmak isteyen ABD, Rusya ve İran’la savaşı Avrupa ve Batı Asya’daki taşeronlarına devretmeye hazırlanıyor. AKP iktidarının İsrail’le sürtüşmeleri, Gazze’de soykırım yapan bir güçle yan yana gelmenin siyasi maliyetinden çekinmesinin yanı sıra bölgede ABD taşeronluğunu kimin devralacağına dair rekabetin parçası. AKP, ABD ile Siyonizmin sınırlandırılması ve Yeni Osmanlıcılığa daha fazla alan açılmasının pazarlığını yürütüyor. Örneğin zirveye NATO partnerleri olarak bölgeden BAE, Bahreyn, Katar, Kuveyt ve Suriye’de iktidara taşıdıkları HTŞ yönetimi çağrılırken İsrail’in dışarıda bırakılması da AKP adına bu pazarlık ve rekabetin yansıması.

AKP’nin “NATO’nun güney kanadında” rol üstlenme çabasının sonuç verdiğini söylemek mümkün. Zirvenin sonuç bildirgesinde savaş sanayiinde ortak üretim kapasitesinin artırılması ve inovasyonun hızlandırılması için çalışılacağı beyan edilirken “müttefikler arasında savunma amaçlı ticaret engellerinin kaldırılması için çalışmaların sürdürüleceği” vurgusu da yapılarak Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarının kaldırılabileceği ima edilmiş oldu. Nitekim Trump da Erdoğan’la ortak basın toplantısında “Müttefikler arasında yaptırım olmaz” diyerek F-35 uçakları ile Kaan uçaklarında kullanılacak F110 motorlarının satışıyla ilgili kısıtlamaların kaldırılabileceğini belirtti. AKP’ye verilen olumlu sinyaller, Türkiye’deki S-400’lerle ilgili ABD’yi tatmin edecek formül arayışının ve buna bağlı olarak ABD yaptırımlarının kaldırılmasının gündemde kalabileceğini gösteriyor. Öte yandan ne bildirgedeki ifade ne de Trump’ın sözleri bağlayıcı nitelikte.

Bu noktada yerlilik, millilik, bağımsızlık nutukları atılarak çekilen S-400 restinin AKP’nin işbirlikçiliğine takıldığını vurgulamak gerekiyor. Bağımsızlıkçı bir iktidar olsaydı Türkiye’nin savunma altyapısını ABD-NATO boyunduruğundan kurtarmanın ilk adımı haline gelebilecek bir adım, fütursuzca Rus uçağı düşürmenin diyeti olarak kaldı. AKP, kuruluş kodları gereği işbirlikçi bir iktidardır ve ABD’ye karşı Türkiye’nin egemenlik haklarını koruması mümkün değildir.

AKP’nin ABD’den aldığı onaya dair bir diğer gösterge ise Erdoğan ve Trump’ın ortak basın toplantısında Trump’ın kullandığı skandal ifadeler. Türkiye’yi “sadık bir müttefik” diyerek aşağılayan ve İran’a yönelik emperyalist saldırı sırasında Erdoğan’ın kendisinden istenileni yaptığını söyleyen Trump, 2018’deki Rahip Brunson krizini de bir kez daha hatırlattı. Casusluk suçlamasıyla tutuklu yargılanan Brunson’ın serbest bırakılmasını “Erdoğan’ı arayıp bırakmasını istedim, bıraktırdı” diyerek açıklayan Trump, burada iki mesaj verdi. Birincisi, sözde Erdoğan’ı överken Türkiye’de dolar kurunun ikiye katlanmasıyla sonuçlanan ekonomik şoku ve bir yıl sonrasında yine Brunson krizini hatırlatarak yazdığı mektuptaki “Türk ekonomisini mahvetmek istemiyorum”, “Aptallık etme” gibi tehditkar, aşağılayıcı ifadeleri hatırlatarak “Patron benim” demiş oldu. İkincisi, Rahip Brunson’ı Erdoğan’a açtığı telefonla bıraktırdığını basının önünde söyleyerek Türkiye’de yargının iktidar denetiminde olduğunu bildiğini ve bunu mesele etmek bir yana, avantaja çevirmeyi bildiğini gösterdi. Tersinden bakacak olursak muhalefet belediyelerinin felç edilmesinden ana muhalefet partisinin kurumsal varlığına çökülmesine uzanan iktidar güdümlü yargı operasyonlarında ABD onayı olduğunu teyit etmiş oldu.

ZİRVE BAŞARISIZ MI?

Karşı-devrim iktidarının sınıfsal tabandan ve siyasal-ideolojik içerikten ari “devlet aklı” demagojisini ciddiye alan aleni ve utangaç AKP’liler “büyük devlet”, “dünya lideri”, “Osmanlı torunuyuz”, “İyi ki sarayımız var” diye saçmalayarak Amerikan taşeronluğu için alınan ön onaydan zafer öyküsü çıkarmaya çalışıyor. Öte yandan ufku anaakım ABD-AB-NATO paradigmasının ötesine uzanmayan düzen muhalefeti de emperyalist savaş örgütünün Epsteinci liderlerine silah hediye edilmesinden dehşete kapılıyor, NATO karşıtlarını susturmanın demokratik dünyaya ayıp olduğunu ve AKP’nin zirveden sonuç alamadığını iddia ediyor. Oysa başarı salt teknik bir kriter değil, siyasal-ideolojik konumlanışlara ve sınıfsal çıkarlara göre tanımlanmak durumunda.

Trump’ın kah İspanya’ya hakaret ettiği, kah Danimarka’dan Grönland’ı talep ettiği; Polonya’nın yıllar sonra kukla Zelenski hükümetinin ordusundaki Nazi grupları fark ederek bozuk attığı; Çekya’nın Batı ittifakına ve Rusya’ya farklı yaklaşımlara sahip Cumhurbaşkanı ve Başbakan arasındaki didişmeden kafasını kaldıramadığı ve günün sonunda ortak bir strateji tarifine ulaşılıp ulaşılmadığı belli olmayan NATO zirvesinin emperyalist-kapitalist sistem açısından ideal bir tablo sunmadığı açık. Bunu emperyalistler arası çelişki olgusunun doğal sonucu saymak gerek. Sistemin tıkandığı ve sistemin başat gücü olarak ABD’nin hegemonyasının aşındığı koşullarda bunun görece kaotik bir tablo yaratması da olağan. Ancak bunlar emperyalizmi ve yerli işbirlikçilerini hafife almanın, NATO zirvesinde berraklaşan tehdidi küçümsemenin bahanesine dönüşmemeli.

ABD sistemin krizinin farkında ve silahlanmayı hızlandırarak iktisadi, siyasi ve askeri ayakları olan bir çıkış yolu sunuyor. Bu çıkışın bir biçimde kabul görmesi, insanlığı yıkıcı bir savaş döngüsüne bir adım daha yaklaştırdı. Tehlikeli gidişatta fırsat gören ve ufuktaki savaştan pay almak için can atan bir iktidar tarafından yönetilen Türkiye, emperyalizmin insanlığı sürüklediği tehlikenin başlıca muhataplarındandır. Bu tablo küçümsenmek bir yana ciddiye alınmalı, AKP’nin “stratejik özerklik” paradigması anti-emperyalist mücadelenin konusu haline getirilmeli.

Deniz Ali Gür

Deniz Ali Gür

Diğer içerikler

Üç dakikada muayene olur mu?
Yaşam

Üç dakikada muayene olur mu?

Güler Gözüdeli Yar
12 Haziran 2026
Biz ne yapacağız?
Yazı

Biz ne yapacağız?

Ercan Bölükbaşı
26 Mayıs 2026
Anomalinin sonu ya da emperyalizmin fabrika ayarlarına dönüş
Yazı

Anomalinin sonu ya da emperyalizmin fabrika ayarlarına dönüş

Özgür Tekin
15 Nisan 2026
Bir Konserden Fazlası: Tarkan ve Nostaljinin Politik Ekonomisi
Yazı

Bir Konserden Fazlası: Tarkan ve Nostaljinin Politik Ekonomisi

ideo
3 Şubat 2026
Suriye’de sarsılan dengeler
Yazı

Suriye’de sarsılan dengeler

Deniz Ali Gür
22 Ocak 2026
ideo

© 2024 ideo

  • Anasayfa
  • Türkiye
  • Dünya
  • Yazı
  • Künye

No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Türkiye
  • Dünya
  • Yazı
  • Künye

© 2024 ideo