Toplum sağlığını önceleyen kamucu bir sağlık sistemi kurulmadığı sürece, randevu krizinin ve sağlık hizmetlerinde yaşanan nitelik kaybının kalıcı biçimde çözülebilmesi mümkün görünmemektedir.
Kamu hastanelerinde MHRS sistemi üzerinden hekim muayene randevusu alınmaktadır. Yılda 1 milyardan fazla muayene yapılan ülkemizde yurttaşların randevu bulmakta zorlandığına dair birçok haber ve şikayet kamuoyuna yansımaktadır. Yurttaşların şikayetçi olduğu diğer önemli bir başlık ise muayene sürelerinin kısa olması ve hastaların gerekli tedaviyi alamaması sebebiyle tekrar tekrar hastaneye başvurmak zorunda kalmasıdır. Bu sorunların çözümüne yönelik bakanlık ve hastanelerin başhekimlikleri düzeyinde zaman zaman değişiklikler yapılmaktadır.
Bilkent Şehir Hastanesi’nde de hekim muayene randevu sisteminde bir süre önce değişikliğe gidildi. Eski uygulamada MHRS üzerinden her 10 dakikada bir randevu alınabilmekteydi. Fiiliyatta ise birçok hastanede olduğu gibi başhekimlik kararı ile hekimler randevusuz hasta muayenesine zorlanmakta, tetkik sonuçları, kontrol hastaları, danışmalar da eklenince bazı polikliniklerde günde 70-80’ e varan muayene yapılmaktaydı. Yeni değişikliğe göre her saat başındaki ilk 10 dakikaya 3 muayene verilmekte, kalan sürede 10 dakikada bir randevu alınabilmektedir. Bu uygulama ile yapılan muayene sayısı arttırılmaya çalışılsa da fiili olarak muayene süresi 3 dakikaya indirilerek sağlık hizmeti sürdürülemez hale getirilmektedir. 3 dakikada hasta şikayetinin dinlenilmesi, muayene yapılması, öntanılar belirlenip tetkik ve tedavi planlanması mümkün değildir. Gerekli tedaviyi alıp sağlığına kavuşamayan hasta da sürekli yeni randevu almakta ve sistemin krizi derinleşmektedir.
On dakikada üç hasta uygulaması, sağlık alanında yıllardır sürdürülen Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın güncel bir sonucudur. Özellikle 2000’li yıllardan itibaren sağlık hizmetlerinin planlanmasında performans kriteri belirleyici hale gelmiş, sağlık kurumları artan hasta sayılarını karşılamaya odaklanırken hizmetin niteliği ikinci plana itilmiştir. Hekim emeğinin büyük ölçüde sayısal göstergeler üzerinden değerlendirilmesi daha fazla sayıda hasta bakmayı teşvik eden bir çalışma düzeni yaratmıştır. Bu dönüşüm sürecinin en önemli adımlarından biri şehir hastaneleri modeli olmuştur.
Şehir hastaneleri, arazisi tamamen kamuya ait olmasına rağmen devletin özel sektöre kira ödediği; görüntüleme, laboratuvar, bilgi işlem vs bütün ek hizmetlerin özelleştirildiği; ihale edilen şirketlere hasta garantisinin verildiği; içinde otel ve avm bulunan ticari kurumlardır. Kamu-özel işbirliği kapsamında inşa edilen şehir hastanelerine verilen hasta garantilerinin karşılanması için birçok şehirde mevcut kamu hastaneleri kapatılmış veya işlevsiz hale getirilmiştir. Buna paralel olarak koruyucu sağlık hizmetlerine ve birinci basamak sağlık kuruluşlarına yeterli kamu kaynağının ayrılmaması, birinci ve ikinci basamak sağlık hizmetlerinin zayıflamasına, hasta yükünün büyük ölçüde üçüncü basamak hastanelerde birikmesine neden olmuştur. Sonuç olarak sağlık hizmetine olan talebin belirli merkezlerde yoğunlaşmasıyla hem sağlık emekçilerinin iş yükü artmış hem de yurttaşların nitelikli sağlık hizmetine erişimi zorlaşmıştır.
Bugün yaşanan randevu krizi ve muayene sürelerinin kısalması sorunu, nitelikli sağlık hizmetinin kamusal bir hak olmaktan çıkarılmasının ve sağlık sisteminin sadece sayısal hedefler üzerinden şekillendirilmesinin bir sonucudur. Sağlık sistemi piyasanın ihtiyaçlarına göre değil toplumun sağlık gereksinimlerine göre planlanmalıdır. Nitelikli bir sağlık hizmeti için sağlık kurumlarının kamulaştırılması, ticari kaygılardan arındırılması, koruyucu sağlık hizmetlerine yapılan yatırımın arttırılması, yeterli sayıda sağlık emekçisinin istihdam edilmesi ve hekimlerin hastalarına gerekli zamanı ayırabilecekleri çalışma koşullarının sağlanması gerekmektedir. Toplum sağlığını önceleyen kamucu bir sağlık sistemi kurulmadığı sürece, randevu krizinin ve sağlık hizmetlerinde yaşanan nitelik kaybının kalıcı biçimde çözülebilmesi mümkün görünmemektedir.





