Pazar, Ağustos 2, 2026
ideo
  • Anasayfa
  • Türkiye
  • Dünya
  • Yazı
ideo
  • Anasayfa
  • Türkiye
  • Dünya
  • Yazı
No Result
View All Result
ideo
No Result
View All Result

Cemil Tugay’ın işçi düşmanlığı

Sine Gençaslan Sine Gençaslan
1 Ağustos 2026
Yazı
Cemil Tugay’ın işçi düşmanlığı

AKP’ye geçeceği iddiasıyla yeniden gündeme gelen Cemil Tugay’ın siyasi rotası henüz net değil. Ancak işçiler karşısında nerede durduğu uzun zamandır belli.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın, AKP’nin kuruluş yıldönümü olan 14 Ağustos’ta partiye katılacağı iddiası birkaç gündür İzmir siyasetinin temel gündemlerinden biri. Gazeteci Nevşin Mengü, bunun bir “duyum” olduğunu belirterek Tugay’ın yanında üç ilçe belediye başkanıyla birlikte AKP’ye geçeceğini söyledi. Söz konusu üç belediye başkanının kim olduğu ise açıklanmadı. Tugay, bu iddiadan birkaç gün önce AKP’ye geçeceği yönündeki haberleri yalanlamış ve görevine bir süre daha bağımsız devam edeceğini açıklamıştı. Dolayısıyla ortada henüz kesinleşmiş bir geçiş değil, giderek güçlenen bir kulis iddiası var.

Tugay’ın hangi partinin rozetini takacağı önümüzdeki günlerde belli olacak. Fakat emekçiler açısından mesele yalnızca rozet değil. Çünkü Cemil Tugay’ın işçiler karşısındaki sınıfsal tutumu, AKP’ye geçeceği iddiasından çok önce açığa çıkmıştı.

“Grev yapan insan evine gider”

Bazı sözler, uzun siyasi programlardan daha açıklayıcıdır. İzmir Büyükşehir Belediyesine bağlı şirketlerde yaklaşık 23 bin işçinin toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin sonuçsuz kalması üzerine başlattığı grev sırasında Cemil Tugay’ın işçilere söyledikleri de bunlardan biriydi:

“Grev yapan insan evine gider.” Faturalarını bile ödeyemediklerini dile getirerek hakları için greve başlayan emekçilere “Siz başka insanların ne ücretlere çalıştığını bilmiyor musunuz?” deme cüretini gösteren, aza yetinmelerini salık veren Tugay’ın bu sözlerinde işçiye ve işçi mücadelesine bakışının özeti var. Grev yapan işçi işyerinden uzaklaştırılmak isteniyor. Başka emekçilerin yoksulluğu, ücretlerin yükseltilmesi için değil, örgütlü işçilerin ücretlerini aşağı çekmek için kullanılıyor. Belediyenin ekonomik sorunlarının sorumlusu ise hakkını isteyen işçiler olarak gösteriliyor. İşçiye işçi olmak öğretiliyor, grev bu değil deniyor. Oysa grev, işçinin evine gidip sessizce beklemesi değildir. Üretimi durdurarak işvereni masaya oturmaya zorlamasıdır. Grevin etkisinin ortaya çıkmasını engellemek için işin başka kişilere yaptırılmasına karşı çıkmak da grevin bir parçasıdır.

Cemil Tugay’ın belediye yöneticileri, bazı ilçe belediye başkanları ve beraberindeki grupla çöp toplamaya girişmesi bu nedenle masum bir çevre temizliği değildi. Grevin etkisini ortadan kaldırmaya yönelik açık bir müdahaleydi. İşçilerin, Tugay’ın grev kırıcılığına yönelik itirazına verilen yanıt ise belediyenin onların olmadığı, işyerinde ne yapılacağına karışamayacakları yönündeydi. Yıl boyunca o çöpleri toplayan, otobüsleri kullanan, yolları onaran ve belediye hizmetlerini ayakta tutan işçilere grev başladığı anda “evinize gidin” denildi. Belediye başkanı kendisini belediyenin sahibi gibi konumlandırırken, belediyeyi emeğiyle var eden işçiler kapının dışına çıkarıldı.

Başka işçiler daha az alıyorsa…

Turgay’ın 2025’te grevdeki belediye işçilerine yönelik sarf ettiği “Siz başka insanların ne ücretlere çalıştığını bilmiyor musunuz?” sözü de tesadüfen söylenmiş değil. Bu, Türkiye’de işçilerin hak taleplerine karşı kullanılan en eski patron söylemlerinden biri. Asgari ücretli açlık sınırının altında yaşıyorsa belediye işçisi de daha azına razı olsun. Özel sektörde insanlar güvencesiz çalıştırılıyorsa kamuda çalışanlar da haklarından vazgeçsin. Emekli geçinemiyorsa çalışan ücret istemesin. Yoksulluk, ortadan kaldırılması gereken bir toplumsal sorun olmaktan çıkarılıp işçileri terbiye etmenin aracına dönüştürülüyor.

Bu mantığa göre her işçinin karşısına kendisinden daha yoksul biri çıkarılabilir. Kadrolu işçinin karşısına taşeron, taşeronun karşısına işsiz, işsizin karşısına göçmen işçi konulur. Böylece bütün emekçiler daha kötü koşullarda yaşayan bir başkası gösterilerek susmaya çağrılır. İşçilere “başkaları daha az kazanıyor” demek eşitlik değildir. Eşitliği, bütün işçileri yoksullukta eşitlemek olarak gören bir patron anlayışıdır. Cemil Tugay da işçilerin karşısına başka işçilerin yoksulluğunu çıkardı. Ancak aynı hassasiyetin belediyenin yüksek bürokrasisi, şirket yönetimleri, ihaleleri ve müteahhitlere aktarılan kaynaklar söz konusu olduğunda gösterildiğini görmedik.

İşçi düşmanlığı grevle başlamadı

Cemil Tugay’ın işçilerle kurduğu ilişki ilk kez 23 bin belediye işçisinin grevinde ortaya çıkmadı. 2025’in başında İzmir Büyükşehir Belediyesine ait şehir tuvaletlerinde çalışan taşeron işçiler, belediye şirketinde güvenceli biçimde çalışmak için eyleme başladı. İşçilerin talebi yalnızca ücret artışı değildi. Taşeron şirketler arasında devredilmeden, düzenli ücret ve iş güvencesiyle belediye bünyesinde çalışmak istiyorlardı. Belediye yönetimi ise hizmetin yeni bir yüklenici şirket aracılığıyla sürdürülmesini savundu. Kendi açıklamasında da doğrudan işçi almayı hedeflemediğini, çalışanların yeni yüklenici firma bünyesinde devam edebileceğini belirtti.İşçilerin aktarımına göre Cemil Tugay, belediye binası önünde eylem yapanlara, kendilerini yeni firmada da çalıştırmayacağını söyledi. Ardından 23 işçiye işten çıkış bildirimi gönderildi. Birkaç ay sonra binlerce işçiye “grev yapan insan evine gider” denilmesi bu nedenle bir öfke patlaması ya da dil sürçmesi değildi. Taşeron işçinin güvenceli çalışma talebine işten çıkarma tehdidiyle, sendikalı işçinin grevine grev kırıcılığıyla, toplu sözleşme hakkına ise kitlesel işten çıkarma ilanıyla cevap veren süreklileşmiş bir yönetim anlayışıydı.

Tugay yalnız değildi

Cemil Tugay’ın grev sırasında sergilediği tutumu yalnızca bir belediye başkanının kişisel öfkesi ya da kontrolsüz çıkışı olarak görmek mümkün değil. Tugay, işçilerin karşısında tek başına durmadı. Çok sayıda CHP’li ilçe belediye başkanı ona destek verdi. Bazıları grevin etkisini kırmak üzere çöp toplama çalışmalarına katıldı. Yapılan açıklamalarda belediye yönetiminin teklifi makul bulunurken, işçiler ve sendika geri adım atmaya çağrıldı. Böylece grevin ortaya çıkmasına yol açan ücret eşitsizliği ve çalışma koşulları değil, işçilerin taleplerinde ısrar etmesi sorun olarak gösterildi. Şimdilerde Yeni Parti’nin kuruluşu sürecinde adını sıkça duyduğumuz dönemin CHP Genel Başkanı Özgür Özel de Tugay’a yöneltilen grev kırıcılığı eleştirisini reddetti. “İzmir halkına grev kırıcı mı diyeceksiniz?” diyerek belediye yönetiminin greve müdahalesini, halkın çöplerini toplamak için gösterdiği kendiliğinden bir dayanışma gibi sundu. Oysa söz konusu olan yalnızca yurttaşların sokaktaki çöpleri kaldırması değildi. Belediye başkanının işveren sıfatıyla, grevin etkisini ortadan kaldırmaya yönelik örgütlü bir müdahalede bulunmasıydı. Özel’in açıklaması da bu müdahaleyi görünmez kılarak Tugay’ın yanında konumlandı. 

Tugay, daha sonra CHP’den istifa ederken kararının Özgür Özel’in bilgisi dahilinde olduğunu ve Özel’in kuracağı yeni partiye katılacağını söyledi. Ancak Yeni Parti kurulduğunda bu katılım gerçekleşmedi. Kısa süre sonra Tugay’ın AKP’ye geçeceği iddiaları gündeme geldi. Bugün Tugay’ın hangi partiye katılacağı tartışılırken, işçiler karşısındaki tutumuna dün verilen desteği de hatırlamak gerekiyor. Çünkü Yeni Parti’nin programında emekçilere bambaşka bir gelecek vaat ediliyor. Sendikal örgütlenmenin, toplu sözleşmenin ve grev hakkının önündeki engellerin kaldırılacağı, kayıt dışı ve güvencesiz çalışmayla mücadele edileceği belirtiliyor. Program, daha da ileri giderek “taşeron sisteminin tamamen kaldırılacağını” söylüyor. Fakat aynı Özgür Özel, İzmir Büyükşehir Belediyesinde güvenceli çalışma talebiyle eylem yapan taşeron işçilerin belediye bünyesine alınmasına destek vermedi. Özel, işçileri eylemleriyle AKP’nin ekmeğine yağ sürmekle suçladı, “eylem yaparak işe girilmez” dedi ve hizmetin bir başka taşeron şirket aracılığıyla sürdürülmesini savundu. 

Programda taşerona son, belediyede taşerona devam.

Programda grev hakkı, uygulamada greve müdahale eden belediye yönetimine destek.

Programda güvenceli emek, belediyenin kapısında güvenceli iş isteyen emekçiye işsizlik tehdidi.

Bu çelişki, Cemil Tugay’ın işçi düşmanlığının yalnızca kişisel bir yönelim olmadığını göstermesi bakımından önemli. Tugay’ın arkasında, emekten yana konuşurken işveren koltuğuna oturduğu anda belediye bütçesini ve yönetimin çıkarlarını işçinin hakkının önüne koyan daha geniş bir siyasal çizgi bulunuyor. Rozetler ve parti isimleri değişebiliyor, ancak işçiler haklarını talep ettiğinde kurulan patron dayanışması değişmiyor.

Rozet değişebilir, sınıf tavrı değişmez

Cemil Tugay 14 Ağustos’ta AKP’ye geçer mi, üç ilçe belediye başkanını yanında götürür mü, bugün için kesin olarak bilmiyoruz. AKP’ye geçmez ve bağımsız kalmaya devam edebilir. Yeni Parti’ye katılabilir. Başka bir siyasi yol da seçebilir. Ancak işçiler açısından asıl mesele hangi partinin rozetini takacağı değil. İşçiler grevdeyken hangi tarafta durduğudur.

Tugay’ın işçi düşmanlığı yalnızca birkaç sert sözden ibaret değil. İşçiyi belediye bütçesine yük olarak gören, grevi halka karşı yapılmış bir saldırı gibi sunan, başka emekçilerin yoksulluğunu ücretleri baskılamak için kullanan ve iş güvencesini pazarlık konusu yapan bütünlüklü bir yönetim anlayışıdır.

İşçiler belediyeyi batırmıyor. Belediyeyi var ediyorlar. Şehri temizleyen, otobüsü kullanan, yolu onaran, parkı düzenleyen, kanalizasyona giren, yangına koşan onlar. İşçiler çalışmadığında hayatın durması, onların gereksizliğini değil, toplumsal yaşamı gerçekte kimin ayakta tuttuğunu gösteriyor. Bu nedenle tartışılması gereken yalnızca Cemil Tugay’ın AKP’ye geçip geçmeyeceği değildir. Asıl tartışılması gereken, kendisini sosyal demokrat olarak tanımlayan bir belediye başkanının AKP rozetini takmadan çok önce işçiler karşısında nasıl aynı sınıfsal safta yerini aldığıdır.

Sine Gençaslan

Sine Gençaslan

Diğer içerikler

NATO 3.0: Baronlar savaş istiyor
Yazı

NATO 3.0: Baronlar savaş istiyor

Deniz Ali Gür
11 Temmuz 2026
Üç dakikada muayene olur mu?
Yaşam

Üç dakikada muayene olur mu?

Güler Gözüdeli Yar
12 Haziran 2026
Biz ne yapacağız?
Yazı

Biz ne yapacağız?

Ercan Bölükbaşı
26 Mayıs 2026
Anomalinin sonu ya da emperyalizmin fabrika ayarlarına dönüş
Yazı

Anomalinin sonu ya da emperyalizmin fabrika ayarlarına dönüş

Özgür Tekin
15 Nisan 2026
Bir Konserden Fazlası: Tarkan ve Nostaljinin Politik Ekonomisi
Yazı

Bir Konserden Fazlası: Tarkan ve Nostaljinin Politik Ekonomisi

ideo
3 Şubat 2026
ideo

© 2024 ideo

  • Anasayfa
  • Türkiye
  • Dünya
  • Yazı
  • Künye

No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Türkiye
  • Dünya
  • Yazı
  • Künye

© 2024 ideo