Türkiye’de halk derin bir borç batağında yaşam mücadelesi verirken, bankalar rekor faiz gelirleriyle, sermaye grupları ise vergi muafiyetleri ve devlet garantileriyle servetlerini katlıyor. Asgari ücretlinin kiraz dahi yiyemediği tabloda; milyonlar icralık olurken, kamu kaynakları halktan değil sermayeden yana işliyor.
Ekin Gözek
Halk derin bir borç batağına sürüklenmiş durumda. Yurttaş, bu yaz tanesi 8 liraya çıkan kirazı dahi yiyemediğinden yakınıyor. Güncel tablo giderek daha da iç karartıcı hâle gelirken, Türkiye’de kredi kartı borçları 2,36 trilyon TL’ye ulaşarak yeni bir rekor kırdı. Bugün 4,14 milyon kişi yasal takip ve icra süreçleriyle karşı karşıya. Kredi kartı kullanıcılarının yüzde 43,5’i borcun tamamını ödeyemiyor; yüzde 20,7’si ise son üç aydır tek kuruş ödeme yapamadı.1 2
Birkaç gün önce dolar 41 TL’yi, euro ise 47,62 TL’yi gördü. Kurlarda yaşanan dalgalı yükseliş; market raflarında, şarküterilerde, pazarda ve giyim mağazalarında katmerli bir pahalılık olarak halka yansıyor. Ev kiraları yurttaşın güncel maaşını aşarken ya da birkaç bin TL altında seyrediyor. Borçlanmadan yaşamak imkânsız hâle gelmiş durumda. Bugün kredi kartı borçlarının istatistiği, halkın yoksulluğa mahkûm edilmesinin en somut kanıtı niteliğinde.
Bankaların rekor faiz kârı
Bankaları ve kredi kartlarını yurttaşın kurtarıcısı gibi görmek ise büyük bir yanılgı olur. Zira, kredi kartına mecbur bırakılan yurttaşın sırtındaki yükün en ağır kısmını, bankaların işlettiği yüksek faizler oluşturuyor. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, 2025 yılının ilk yarısında bankaların kredilerden sağladığı faiz geliri 3 trilyon 855 milyar 642 milyon TL’ye ulaştı. Geçen yıl yaklaşık 2,5 trilyon TL olan bu kazanç, yalnızca altı ayda yüzde 50,5 oranında arttı. Kredi kartı faizinden elde edilen gelir, geçen yıl 150,5 milyar TL iken 2025 yılının ilk yarısında 250 milyar 601 milyon TL’ye fırladı. Bankaların takip başlattığı alacaklardan elde ettiği faiz geliri ise 47 milyar 939 milyon TL olarak kaydedildi.3
2024 yılının ilk yarısında 739 milyar 771 milyon TL gelir vergisi toplanmışken, bu yıl aynı dönemde vergi geliri yüzde 95,5 artışla 1 trilyon 446 milyar 534 milyon TL’ye çıktı. Ancak kurumlar vergisi oranı yalnızca yüzde 14,7 düzeyinde tutuldu ve ödenen toplam tutar 550 milyar 871 milyon TL’de kaldı. Kamu harcamalarını finanse etmesi gereken vergileri; kaynakları tüketen, çevreye telafisi olmayan zararlar veren, trilyonlar kazanan sermaye grupları değil, asgari ücretle yaşamaya çalışan milyonlar ödüyor.
Sermaye ve iktidarın kirli ortaklığı
Sermaye sınıfının halk düşmanlığı yalnızca faiz gelirlerinden ibaret de değil. Bu düşmanlığın arkasında iktidarın rüzgârı da var. Yurttaşa düşen pay borç, faiz, vergi ve ceza olurken; sermaye sınıfına düşen pay vergi afları, teşvikler ve Resmî Gazete kararlarıyla verilen muafiyetler oluyor.
Şirketlere vergi indirimi, KDV istisnası, gümrük vergisi muafiyeti, KDV iadesi, sigorta primi işçi ve işveren hissesi desteği, yatırım yeri tahsisi, faiz ya da kâr payı desteği gibi sayısız teşvik sağlanırken, bu imkânlardan yalnızca yerli ve yabancı sermaye grupları yararlanıyor. Özellikle kamu ihalelerinin büyük bölümünü üstlenen ve “beşli çete” olarak bilinen Cengiz, Limak, Kolin, Kalyon ve MNG, milyarlarca liralık vergi muafiyetlerinden, yatırım yeri tahsislerinden ve Hazine garantilerinden faydalanmaya devam ediyor.
2022 yılında verilen ve düzenlenen Hazine garantilerinin toplamı 402 milyar TL’ye ulaştı.4 2023 boyunca yalnızca bu beş şirketin aldığı ihaleler ve garantilerin Hazine üzerindeki yükü yüz milyarlarca lirayı buldu. Devletin teşvik ve garanti yükü her yıl katlanarak büyürken, kamu kaynakları doğrudan büyük sermayeye aktarılıyor.
Patronlara var halka yok
Halk için aynı teşvik mekanizmaları işletilmiyor. Çiftçiye verilen tarımsal destek, millî gelir içinde bulunması gereken seviyenin yarısının dahi altında kalıyor.5 Mazot, gübre ve yem fiyatları sürekli artarken, çiftçi borç sarmalında üretim yapmaya çalışıyor. Küçük esnaf krediye erişimde zorluk yaşarken, KOBİ’lere ayrılan destek bütçesi, büyük sermayeye sağlanan teşviklerle kıyaslandığında yok denecek kadar düşük kalıyor.
Öğrenciler için barınma ve burs desteği son derece yetersiz; milyonlarca genç KYK borçlarının altında eziliyor. Emeklilere verilen bayram ikramiyesi enflasyon karşısında kuş gibi eriyor, maaşlar açlık sınırının altında kalıyor. İşsizlere ödenen işsizlik ödeneği, İşsizlik Sigortası Fonu’nda biriken kaynakların küçük bir kısmına denk düşerken, fonun büyük bölümü yine sermaye için teşvik paketlerine aktarılıyor.6
Ortaya çıkan tablo, Türkiye’de sermaye ile iktidarın kurduğu halk düşmanı ortaklığın tüm çıplaklığıyla görünür hâle geldiğini gösteriyor. Bir yanda kamu kaynaklarını hortumlayan, teşviklerle ve garantilerle beslenen sermaye grupları; diğer yanda ise borç ve faiz batağında yaşam mücadelesi veren milyonlar var.
IMF politikalarını uygulamak için görevlendirilmiş Mehmet Şimşek, sermayeye milyarlar aktarılırken halka kemer sıkma reçetelerini dayatıyor. Bu düzen başka bir adla değil, halk düşmanlığıyla açıklanabiliyor. İktidar eliyle büyütülen bu sermaye düzeni, yalnızca yurttaşın cebini boşaltmakla kalmıyor, aynı zamanda toplumun geleceğini de ipotek altına alıyor. Çözümün yolu ise sermaye karşıtı mücadeleyi büyütmekten ve kamucu bir ekonomiyi ülkemizde hakim kılmaktan geçiyor.
Notlar:
- https://www.cumhuriyet.com.tr/ekonomi/bddk-verileri-2025-kredi-karti-borclari-2187480 ↩︎
- https://gazeteoksijen.com/ekonomi/12-milyon-kisi-kredi-karti-borcu-nedeniyle-yasal-takibe-dustu-248518 ↩︎
- https://www.bddk.org.tr/BultenHaftalik ↩︎
- https://www.hmb.gov.tr/kategori/kamu-finansmani ↩︎
- https://www.zmo.org.tr/icerik/2025-butcesinde-tarimdan-ve-gidadan-tasarruf-yapilmamalidir-13-kasim-2024-202503240916 ↩︎
- https://www.birgun.net/haber/issizlik-fonu-patrona-akti-590077 ↩︎