Gençlik bir kere daha Türkiye siyasetinde tartışmaların merkezinde.
Düne kadar gençliği yerden yere vuranların bu sefer günümüz gençlerine yönelik abartılı övgülerini işitiyoruz.
Yere göğe sığdıramamanın altında, gençliğe yönelik bir kavrayış eksikliği var. Kavrayamadıkları yerde bir tür gençlik mucizesi görüyorlar.
Gençliği eleştirdiklerinde de övdüklerinde de gençliğe bakışları ortak bir yanılgının üzerinde yükseliyor.
Yanılgının kökeninde gençliği belirli bir yaş grubunda yer almaktan kaynaklı olarak gelişen kültürel ortaklıklara dayalı bir tüketim alışkanlıkları ve beğeniler bütünü olarak kavramak yatıyor.
Bu yanlış tanımlamaların ilk sonucu bugünün gençliğinin eskinin “politik kuşaklarına” (bu örnekte gençliğe uzaktan not veren yaşlıların gençliklerine) benzemediği çıkarımı oluyor. Bu çıkarım da beraberinde gençliğe yönelik bir umutsuzluğu ve buna eşlik eden eleştirel bir yaklaşımı getiriyor.
Gençliğe inanmıyorlar. Çünkü gelecekten umutsuzlar.
Gençliği anlamıyorlar. Çünkü, toplumsal ve siyasal yapıların değişim dinamiklerini kavrayamıyorlar.
Döngü burada sona ermiyor.
Gençlik yerinde durmuyor. Yine kitapları, türküleri ve bayraklarıyla meydanları zaptediyor.
Bu olduğunda, aynı yaşlı topluluk içerisinde coşkulu bir gençlik hayranlığı yükseliyor. Gençlerin daha önce beğenilmeyen kültürel özelliklerine bu sefer de olmadık olumlu anlamlar atfediliyor.
Gençliği anlamamaya devam ediyorlar. Anlamadıkça karşılarında olanı mistikleştiriyor. Onun kendilerine farklı ve otantik gelen özelliklerinde büyülü anlamlar buluyorlar.
Y kuşağı, Z kuşağı gibi ABD sosyal bilimlerinden emanet alınan kavram seti tam da burada devreye giriyor. Gençliği bir toplumsal/siyasal kategori değil bir tüketici kümesi olarak kavrayan bu literatürün kuşak ayrımları da dolayısıyla bilimsellikten oldukça uzak bir zeminde şekilleniyor.
Döngü nitelendirmesini kullanmamızın bir nedeni var. Sokak hareketliliğinin geri çekildiği dönemlerde ilk basamağa geri dönme eğilimleri başlıyor. Genç kuşaklara yönelik umutsuzluk havası yeniden baskın geliyor.
Peki gençliği nasıl kavramak gerekiyor? Nasıl oluyor da gençlik her tarihsel sıkışma uğrağında çözücü/denklem değiştirici bir aktör olarak sahneye çıkabiliyor? Her seferinde umudu, yeniyi ve değişimi temsil edebiliyor?
Gençliğin X, Y veya Z kuşağı olduğu için değil tam da gençlik olduğu için bir politik kategoriyi ifade ediyor. Açacak olursak, gençliğe kimi toplumsal ve siyasal dönüşümlerde bir buzkıran rolünü veren olgu gençlerin tüketim alışkanlıkları veya toplumun gerisinden farklılaşan ve kendi içerisinde ortaklaşan kimi beğenileri değil.
Gençlik, toplumsal ve siyasal ilişkilerde kapladığı alan nedeniyle bir kategoriyi ifade ediyor. Bu alanın nesnel zeminini oluşturan ana olgu ise gençliğin üretim ilişkilerinin dışında yer alması ve entelektüel üretim merkezlerine yakınlığı sebebiyle sahip olduğu aydınlaşma potansiyeli. 12 Eylül 1980’i milat olarak kabul edebileceğimiz ve AKP’li yıllarda dozunu arttıran kapsamlı kuşatmayla kırılmaya ve bastırılmaya çalışılan bu potansiyelin nesnel zemini ortadan kaldırılamadığı ölçüde gençlik teslim alınamadı, kritik dönemeçlerde bir direnç unsuru olarak ortaya çıktı. Gezi’de yaşanan buydu. Bugün de yaşanan bu.
Aydınlaşma potansiyeli olarak tarif ettiğimiz bu karakter, gençliğin doğrudan siyasal ve ideolojik ikna ilişkileri üzerinden sınıflar mücadelesinde pozisyon almasının kapısını aralıyor. Siyaset ve ideoloji düzlemleri ile kurulan bu dolayımsız ilişki gençliği siyasal mücadelede özel bir aktör haline getiren temel nokta.
Siyasetle kurulan bu özgün ilişki aynı zamanda Türkiye örneğinde memleketi kurtarma misyonu ile kurulan tarihsel bağa da tekabül ediyor. Bu misyon merkezinde gelişen siyasallaşma gençliği ilerici toplumsal hareketlere daha açık hale getiriyor.
Gençlik kitlelerinin politizasyonunda ve harekete geçmesinde her zaman memleketin sorunları merkezi bir konumda yer alıyor. İçerisinden geçtiğimiz kriz uğrağı da bunun en somut örneklerinden birini sunuyor.
Gençlik mücadelesini ileri taşımak için geniş gençlik kesimlerini harekete geçiren ana başlıklarla bu başlıklar üzerinde çarpan etkisi yapan yan unsurları doğru tespit etmemiz gerekiyor.
Bize göre, gençliğin öne atılmasına yol açan ana öge ülkenin bir bütün olarak sahipsiz bırakılmış olması. AKP-MHP blokunun karşı devrimci tasfiye projesinin karşısında düzen muhalefetinin hamlesiz ve kabullenici tutumu. Bu öne çıkış üzerinde çarpan etkisi yapan unsurlar ise geniş gençlik kesimlerinin yaşadığı yoksulluk ve mahkum edildiği geleceksizlik.
Bu konuyu özel olarak vurgulamamızın nedeni, gençliğe ilişkin direniş sonrası yapılan tartışmaların neredeyse bütününde bizim çarpan etkisi olarak nitelendirdiğimiz ikinci eksenin merkeze yerleştirilmesi. Direnişin bundan sonraki aşamalarında inşa etmemiz gereken gençlik hareketi gençliğin kendi sorunlarını mı merkeze yerleştirecek yoksa ülkenin sorunlarını merkeze alarak mı ilerleyecek? Bize göre gençlik hareketinin gerçek potansiyeline ulaşması ülke siyaseti merkezli bir yaklaşımın ana omurgayı oluşturmasına, bu ana omurganın gençliğin kendileri de ülkedeki mevcut tablonun ürünü olan sorunlarına ilişkin politikalarla beslenmesine bağlı.
Gençlik bu sürecin mağduru değil denklem kurucu unsuru. Dolayısıyla, CHP’nin toplumun AKP karşıtı kesimlerini etrafında toparlama yeteneği konu gençlik olduğunda aynı etkiye ulaşamıyor. Gençlik özel konumu gereği memleketin sahipsizliğini daha yoğun bir biçimde kavrayan ve sahip çıkma rolünü üzerinde hisseden bir karaktere sahip.
Gençliğin bu karakteri aynı zamanda AKP karşıtı toplumsal direncin düzen muhalefetinin çerçevesine sıkıştırılmasına karşı da en önemli güvenceyi temsil ediyor. Tam da bu nedenle, ülkenin geleceği üzerinden hak iddia eden süreklileşmiş bir devrimci gençlik hareketinin inşası önümüzdeki dönemin en önemli devrimci görevlerinden birini oluşturuyor.