Türkiye-Libya arasındaki deniz yetki sınırlarını çizen Münhasır Ekonomik Bölge anlaşması, anlaşmayı 7 yıldır reddeden Halife Hafter yönetimi tarafından da onaylandı. Ankara ile uzun süredir gergin ilişkileri bulunan Hafter kanadının bu hamlesiyle, Amerikancı blok içerisindeki rekabet yeni bir boyut kazanmış oldu.
Türkiye ile Hafter arasındaki ilişkiler ve "Mekke İttifakı"
2011 yılında Arap Baharı isimli emperyalist tezgah ve Libya'ya yapılan emperyalist NATO müdahalesi sonucunda Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi devrilmiş ve katledilmiş, bunun ardından ise Libya derin bir kaosa sürüklenmişti.
Anti-emperyalist çıkışlarıyla ve İsrail'e karşı bölgede var olan ret cephesinin kararlı bir savunucusu olmasıyla bilinen Kaddafi'nin katledilmesinin ardından Libya'nın batısında Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti, doğusunda Halife Hafter yönetimindeki Tobruk merkezli Libya Temsilciler Meclisi ve ona bağlı Libya Ulusal Ordusu, güneyinde ise bölgedeki yerel kabile Tuaregler ve ülkenin çeşitli vilayetlerindeki bazı bölgelerde IŞİD hüküm sürmeye başladı. Taraflar arasındaki şiddetli çatışmalar ülkeyi kana buladı.
Libya'ya yapılan kanlı NATO müdahalesine dahil olan Türkiye, Libya'da Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümetini destekledi. Bu nedenle bir dönem boyunca Türkiye ile Halife Hafter arasındaki ilişkiler son derece gerginleşti. Hafter, Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşmasını onaylamamakla beraber Yunanistan'la da ilişkilerini geliştirdi.
Ancak 7 Ekim 2023'ten sonra yoğunlaşan İsrail saldırıları, özellikle Suriye üzerinde yoğunlaşan Türkiye-İsrail rekabeti ve İsrail-BAE bloğuna karşı anti-emperyalist bir niteliği olmayan Mısır-Suudi Arabistan-Pakistan-Türkiye bloğunun ortaya çıkışıyla beraber Hafter-Türkiye ilişkileri yumuşamaya başladı. Hafter'i Trablus Hükümetine karşı Mısır ve Suudi Arabistan silahlandırıyordu. Özellikle Suudi Arabistan'ın Mekke İttifakı anlaşması ile Türkiye'yle "müttefik" olması Hafter'in Türkiye'ye karşı direnme olanağını ortadan kaldırdı ve Hafter yönetimi anlaşmayı onaylamak zorunda kaldı. Hafter yönetimi, onay kararına ilaveten ayrıca Türkiye ile siyasi ilişkileri kesme ve Türk şirketlerini boykot etme yönünde aldığı kararı da feshetti. Bu bakımdan Libya Temsilciler Meclisi'nin MEB anlaşmasını onayladığı gün AKP'nin Mekke İttifakı anlaşmasını TBMM'ye göndermesi de dikkat çekti.
Anlaşma neleri kapsıyor?
27 Kasım 2019 tarihinde İstanbul'da Türkiye ile BM tarafından "meşru" olarak tanınan Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında imzalanan anlaşma, Doğu Akdeniz'de Girit adasının güneydoğusunda bulunan 18,6 millik bir çizgiyi Türkiye ile Libya arasında sınır olarak kabul ediyor. Böylece Yunanistan'ın Girit adası üzerinden Doğu Akdeniz'in önemli bir bölümünün kıta sahanlığı alanı içerisine alması önleniyor. Bu anlaşmayla beraber BM'ye bildirilen ve Rodos adasının doğusundan başlayıp güneye inerek Kıbrıs adasının güneybatısına kadar giden alanın Türkiye'nın kıta sahanlığı içerisinde olduğu tezi güçlenmiş oldu.
Anlaşmaya ek olarak 3 Ekim 2022'de taraflar arasında imzalanan Hidrokarbon mutabakatı ile Türkiye'ye Libya'nın kara ve deniz yetki alanlarında petrol ve doğal gaz arama ile sondaj yapma hakkı tanındı.
Hafter yönetimine AB, Yunanistan ve İsrail'den tepkiler
Hafter yönetiminin kararı üzerine Avrupa Birliği, Yunanistan ve İsrail cephesinden peş peşe açıklamalar geldi.
Karar sonrası Yunanistan Dışişleri Bakanlığı, anlaşmanın "uluslararası deniz hukukuna aykırı ve hükümsüz" olduğunu savunarak "egemenlik haklarını korumak için her türlü tedbiri alacağını" açıkladı.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de 21 Ekim'de yaptığı açıklamada anlaşmanın "üçüncü ülkelerin egemenlik haklarını ihlal ettiğini" öne sürerek Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile dayanışma mesajı verdi.
İsrail Dışişleri Bakanlığı da yayınladığı açıklamada kararı kınadığını belirtti.
Böylece ABD ekseninde konumlanan bölge aktörlerinin Doğu Akdeniz'deki enerji ve egemenlik paylaşımı üzerinden karşı karşıya gelmesi, Amerikancı blok içerisindeki çıkar çatışmasını bir kez daha su yüzüne çıkardı.
Halife Hafter kimdir?
Uzun bir süre boyunca Muammer Kaddafi'yle birlikte olan ve Libya Ordusunda subaylık yapan Halife Hafter, 1987 yılında Libya-Çad Savaşında Fransa destekli Çad Ordusuna esir düşmesinin ardından Kaddafi'ye karşı tutum aldı ve kendisiyle beraber esir olan Libyalı subaylarla beraber Kaddafi'yi devirmek amacıyla bir grup oluşturdu. Esirken ABD'ye kaçmayı başaran Hafter, ABD'de CIA ile işbirliği yapmaya başladı. ABD vatandaşı olan Hafter, 1993 yılında Libya'da "vatana ihanet" suçundan gıyabında idam cezasına çarptırıldı. 2011 yılına kadar ABD'de yaşayan Hafter, Arap Baharı'nın Libya'ya da sıçramasının ardından Libya'ya döndü. Hafter, Kaddafi'nin emperyalist tertiplerle devrilmesi ve katledilmesinde önemli bir rol aldı.