İtalya, 1990'dan bu yana reel ücretlerin düştüğü tek AB ülkesi. OECD verilerine göre 1990-2020 yılları arasında İtalya’da reel ücretler %2,9 gerilerken, aynı dönemde OECD ortalaması %38,5 arttı. İtalya Parlamentosu Bütçe Ofisi’ne göre 1990-2026 arasında özel sektörde ortalama brüt reel ücret %6,6 oranında geriledi.
İtalya İstatistik Enstitüsü’nün en güncel verilerine göre 5,4 milyon kişi, yani nüfusun %9,3'ü mutlak yoksulluk içinde yaşıyor. Çalışan işçilerin %14,3'ü de mutlak yoksulluk içinde.
Bu gerçekliklere bir de yüksek ev kiraları, liseye başlayan bir öğrenci için 800 euroyu aşan kitap masrafı ve akaryakıta son dönemde yapılan zamlar eklenince, halkta biriken öfkenin nedenleri anlaşılabiliyor.
Öğrencilerin tepkileri de benzer bir zeminden besleniyor. 2023 verilerine göre İtalya GSYH’sinin yalnızca %3,9'unu eğitime ayırıyordu ve bu AB’deki en düşük üçüncü değerdi. 2024'te bu oran %4,0 oldu, AB ortalaması ise %4,7. Eğitimin toplam kamu harcaması içindeki payı ise %8 ile AB’deki en düşük pay oldu.
Eylemler nasıl başladı, gençler neler istiyor?
Fransa’da başlayan eylemler İtalyan gençliği üzerinde de etkili oldu. Öğrencilerin çoğunluğunu oluşturduğu kalabalıklar sokaklara döküldü.
Eylemleri, Meloni iktidarının birkaç hamlesi ve güncel ekonomik problemler tetikledi. Birinci sınıfa başlayacak yabancı öğrencilerin, İtalyan öğrencilerin %30’unu geçemeyecek olmasını içeren kanun, öğrenci örgütleri tarafından “ırkçılık yasası” olarak nitelendirildi ve bu uygulamaya karşı çıkmak için ülke çapında eylemler düzenlendi. Öğrencilerin talepleri arasında eğitim harcamalarının artırılması, binaların onarılması ve silahlanmaya ayrılan paranın kesilmesi de yer alıyor.
Eylemler ilk olarak lise işgalleriyle başladı ve daha sonra “Fransa’daki gibi yapalım” sloganıyla halkın kalanına da yayıldı. Bu aşamadan itibaren yapılan eylemler yalnızca eğitimle ilgili konuları değil; hayat pahalılığı ve özellikle yüksek kiralar, düşük maaşlar, artan akaryakıt fiyatları, savaş, ırkçılık ve baskı konularını da içermeye başladı. Öğrencilere göre bütçe sorunları gerekçesiyle eğitim, sosyal yardım ve sağlıkta kesinti yapılırken silahlanmaya devasa kaynaklar ayrılıyor.
17-18 Ekim’de eylemlerin en şiddetli geçtiği şehir Milano oldu. Toplamda 271 kişi gözaltına alındı. İçlerinden 220’si reşit değildi. Tutuklanan 32 kişi arasından 23’ü 18 yaşının altında. Tedbir uygulananların birçoğunun sabıkasının olmadığı ve çoğunun ikinci kuşak İtalyan olduğu, yani göçmen ailelerin çocukları olduğu basına yansıdı. Gözaltına alınan en genç çocuğun 11 yaşında olduğu Meloni tarafından açıklandı.
Nasıl organize oldular?
İtalyan gençliğini Milano’da sokağa döken kuvvet bir siyasi parti veya bir sendika olmadı. Ekim ayının başında “İtalya Meydanda” ismiyle açılan bir sosyal medya hesabı üzerinden örgütlenenler, ideolojisiz bir görüntü veriyor. Zira manifestolarında kim olduklarının veya hangi tanrıya inandıklarının önemsiz olduğu yer alıyor. Polisin açıklamasına göre de yüzlerce genç, koordinasyonsuz küçük gruplar halinde kendiliğinden eylemlere katıldılar.
Bologna ve Torino gibi solun geleneksel olarak daha güçlü olduğu yerlerde ise durum biraz daha farklı. Bologna’da gençliği örgütleyen çoğunlukla örgütlü gençlik çevreleri oldu. Torino’da ise başlangıçta “ideolojisiz” grupların kontrolünde görünen eylemlerde zaman içerisinde düzen dışı gruplar ve Filistin yanlıları ağırlıklarını hissettirmeye başladı.
İktidarın önlemleri
Meloni hükümetinin Milano’da yaşananlara tepkisi ise büyük oldu. Bakanlar Kurulu’nu olağanüstü oturumda toplayan iktidar, yaşanan “şiddet olaylarını” durdurmak için bir kararname hazırladı.
Kararname, ilk halinde şehre yerleştirilecek 500 askerin aynı zamanda kolluk gücü ile de donatılmasını öngörüyordu. Ancak, kararnamenin askeri polis yetkileriyle donatan kısmı anayasaya aykırılık gerekçesiyle Cumhurbaşkanı tarafından kabul edilmedi. Askerlerin 31 Aralık tarihine kadar Milano’da kalacağı konusunda ise mutabakata varıldı. Şehre gidecek askerler gözaltı işleminde bulunamayacak veya şüpheli bulduklarını durduramayacaklar. Tek istisna, askerlerin o an işlenen bir “suça” denk gelmesi; bu durumda askerler durdurma ve kimlik sorma yetkisine sahip olacaklar.
Kararnamenin can alıcı kısmı ise yeni bir suç tipinin belirlenmesi ve reşit olmayanlara yönelik uygulamalarda yapılan değişiklik. “Kamusal gösterilerde örgütlü şiddet” olarak anlatılan bu yeni suç tipine göre, kim bir eylem veya yürüyüş sırasında beş ya da daha fazla kişiyle birleşir ve taş, sopa veya havai fişek fırlatırsa, 5 yıla kadar hapis cezası ile 20 bin euroya kadar adli para cezası ile cezalandırılabilecek. Bunun için eyleme grupla birlikte gelmiş olmak da gerekmiyor. Eylemler sırasında spontane bir şekilde gruba katılmak da ceza almak için yeterli. Suratı kapalı olanlar veya birini yaralayanlar için bu ceza artırılacak. Bir kişiye yönelik değil ancak kamu yararına olan bir mala zarar gelmesi halinde de cezada artırım yapılacak. Ayrıca, bu grupların oluşmasını (bilişim araçları üzerinden de dahil olmak üzere) organize veya teşvik edenler 4 ila 12 yıl arasında hapis cezasıyla karşı karşıya kalacak.
Yeni kararname ile polisin yetkisinde de bir genişleme söz konusu. Bugüne kadar yalnızca eylemler sırasında uygulanabilen önleyici gözaltı işlemi artık eğlence mekanlarının yoğun olduğu bölgelerde ya da genel olarak kalabalık alanlarda da uygulanabilecek.
Ayrıca kolluk kuvvetlerine verilen hafif veya çok hafif zarar durumlarında dahi, zarar gören kişi şikayetçi olmasa bile resen soruşturma açılacak.
Çocuklara yönelik önlemlerde ise ilk sırada ebeveynlere gönderilecek ödeme emri yer alıyor. Buna göre reşit olmayan bir çocuk “şiddet içeren” eylemlere katılırsa ve bir kamu malına zarar verirse Valilik adreslerine ödeme emri gönderecek. Eğer zarar özel bir mülke geldiyse, o malın sahibi de hakimliğe gidip hemen icra edilebilir bir ödeme emri talep edebilecek.
Son olarak kararname, 14 yaşını doldurmuş reşit olmayanlar için cezai ehliyet karinesi getiriyor. Buna göre aksi kanıtlanmadıkça 14-17 yaş arasındaki çocukların ne yaptıklarını anlayabilecek durumda oldukları varsayılacak ve haklarında cezai işlemler uygulanabilecek. Önceki düzenleme, 14-17 yaş arasında olan çocukların algılama ve irade yeteneğinin ispatlanması gerektiğini şart koşarken, bu düzenlemeyle kural tersine çevrilmiş durumda. Artık bu yaş grubundaki çocukların iradesi var kabul ediliyor ve yokluğunu ispat etmek gerekiyor.
Tüm bu yeni düzenlemeyi içeren kararname 20 Ekim akşamı Bakanlar Kurulu’nda onaylandı ancak henüz Resmi Gazete’de yayınlanıp yürürlüğe girmedi. İktidarın hedefi, 24 Ekim Cumartesi günü gerçekleşecek ve yine olaylı geçeceği öngörülen eylemlerden önce ilgili kararnameyi yürürlüğe sokmak. Ancak İtalya’nın geçmiş deneyimleri, bu sürecin ne zaman tamamlanacağı konusunda net bir cevap olmadığını gösteriyor.
Yine de şurası kesin ki, söz konusu kararname ne zaman yürürlüğe girerse girsin, öfkesi derinleşen gençleri ve hak arayışını sürdüren halkı, bundan sonra katılacakları her eylemde daha ağır bir baskıyla karşı karşıya bırakacak düzenlemeler içeriyor.
Eylemler devam edecek
İtalya Meydanda ismiyle insanları sosyal medyadan örgütleyen grubun içerisinden çıkan "17 Ekim Hareketi" isimli ve daha "radikal" görünen bir grup, 24 Ekim'den başlayarak sekiz şehirde her cumartesi için eylem çağrısında bulunuyor. Eylemlerin hedefi, Meloni iktidarının devrilmesinden oluşuyor.
Sosyalist partiler ise "her şeyi durduralım" sloganı ile halkı sokağa davet etmeye devam ediyor. Buna karşılık Meloni'nin partisinin üniversite gençlik örgütü ise "her şeyi açalım" sloganıyla bir karşı gösteri yapacağını ilan etti. Yani sosyalistlere karşı sağcı grupların öne sürülme fenomeni, İtalya'da da karşımıza çıkıyor.
Ayrıca 30 Ekim'de gerçekleşecek bir genel grev de İtalya'nın gündeminde. İlk başta yalnızca liman işçilerini kapsayan bu grev, kısa süre sonra genel greve evrildi ve Unione Sindacale di Base (USB) isimli sendika, 30 Ekim’de tüm kamu ve özel sektör kollarında tam günlük genel grev ilan etmeye karar verdi. Genel grev kararı 17-18 Ekim olaylarından bir hafta önce ilan edildi ancak Milano'da çıkan olaylar ve iktidarın hazırladığı kararname de artık genel grevin gündeminde.
USB, grevin gerekçesini doğrudan hayat pahalılığına bağlıyor. Benzin ve motorin litresi 2 euroyu aştı, market fiyatları beş yılda %30 ile %50 arasında arttı, elektrik ve doğalgaz faturalarına %30'un üzerinde zam geldi. Sendikaya göre çalışanlar ve emekliler için bu durum ancak iki koşulla sürdürülebilir: ücretler hayat pahalılığına göre ayarlanmalı ve hükümet ya fiyatları denetlemeli ya da temel ihtiyaç ürünlerinde KDV’yi sıfırlamalı. Talepler arasında askeri harcamaların azaltılması, İsrail’e ve Ukrayna’ya askeri yardımın durdurulması, bu kaynakların kamu hizmetlerine ve konut krizine aktarılması ve limanların, stratejik altyapının, okulların, üniversitelerin ve araştırmanın militarizasyonuna son verilmesi de yer alıyor. Burada “militarizasyon” ile, okul, üniversite ve araştırma kuruluşlarının kamu ya da özel askeri sanayiye hizmet vermesi ifade ediliyor.