Seçimin galibi Péter Magyar ve Tisza Partisi de klasik anlamda bir “sol” hareket değildir. Aksine merkez sağa yerleşen, Avrupa Birliği ile uyumlu, ancak muhafazakâr damarları da güçlü bir siyasi çizgiye sahip.
Macaristan’da 12 Nisan’da gerçekleşen genel seçimlerin ardından, 16 yıldır iktidarda olan Fidesz–KDNP (Viktor Orbán) yönetimi yenilerek yerini Tisza Partisi adayı Péter Magyar’a bıraktı.
Yüzde 77,8’lik rekor katılımın sağlandığı seçimlerde Péter Magyar yüzde 53,6 oy oranıyla birinci olurken, Viktor Orbán yüzde 37,8 ile ikinci sırada yer aldı. Mi Hazánk Hareketi ise yaklaşık yüzde 5 oy alarak üçüncü oldu.
Uzun süredir iktidarda olan Orbán yönetimi, özellikle dış politikada son dönemde ABD ve Başkan Donald Trump ile kurduğu ilişkilerle öne çıkıyordu. Orbán ile Trump’ı buluşturan temel unsurlardan biri, her iki tarafın da Avrupa Birliği (AB) ile yaşadığı siyasi gerilimler olarak değerlendiriliyordu.
Magyar yönetiminin bir numaralı önceliği, Avrupa Birliği tarafından Orbán’ın demokratik gerilemesi gerekçelendirilerek durdurulan 18 milyar euroluk fonun serbest bırakılmasını sağlamak. Bir yandan Macaristan’ın karşı geldiği göç yasalarınca uygulanan günlük 1 milyon euroluk cezayı sonlandırmak ve 16 milyar euroya yakın Avrupa savunma kredisinden faydalanmayı amaçlıyor.
Ancak Brüksel bu imkânların karşılığında Rusya’ya uygulanacak olan yeni bir yaptırım paketinin desteklenmesini, Ukrayna’nın AB üyeliği sürecine karşı gösterdiği direncin bitmesini ve Kiev’e sağlanacak 90 milyar euroluk krediyi veto etmeyi bırakmasını bekliyor.
Kim kazandı, kim kaybetti?
Seçim sonuçlarının ardından German Foreign Policy, gelişmeyi AB açısından stratejik bir kazanım, ABD açısından ise bir gerileme olarak yorumladı.
Bu değerlendirmelere göre Péter Magyar’ın zaferi, söylem düzeyinde hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi, yargı bağımsızlığının yeniden tesis edilmesi ve dondurulan AB fonlarının serbest bırakılması açısından yeni bir siyasi alan açıyor. Magyar da ilk açıklamalarında yolsuzlukla mücadele, basın özgürlüğü ve yargı bağımsızlığı vurgusu yaptı.
Pazar gecesi geç saatlerde Tisza lideri Péter Magyar’ın “Birlikte Orbán sistemini oylarımızla devirdik; birlikte Macaristan’ı özgürleştirdik” sözleri, seçim sonrası siyasi kırılmanın tonunu özetledi.
Bununla birlikte, ortaya çıkan sonucun yalnızca bir “siyasi iktidar değişimi” değil, aynı zamanda bir “sağ içi dönüşüm” olduğu yönünde güçlü yorumlar da bulunuyor. Muhalefetin söylemi ve politik çizgisi incelendiğinde, sistemin köklü biçimde değişmekten ziyade, Orbán sonrası yeni bir muhafazakâr-merkez sağ evreye evrildiği görülüyor.
Batı merkezli Reuters ve diğer uluslararası kaynaklara göre, Avrupa başkentlerinde bu sonuç, AB açısından bir rahatlama ve Ukrayna açısından ise daha uyumlu bir çizgiye geçiş beklentisi olarak değerlendiriliyor.
Aşırı sağ yenildi mi?
Macaristan’da Viktor Orbán’ın 16 yıllık iktidarının sona ermesi, Avrupa’da “aşırı sağ geriliyor mu?” sorusunu yeniden gündeme taşıdı. Ancak bu sonucu tek bir siyasi blokun genel mağlubiyeti olarak yorumlamak için henüz erken.
Çünkü Avrupa’da tek parça, homojen bir “aşırı sağ” yapısından söz etmek mümkün değil. Bugün kıta siyasetinde görülen tablo, ortak bir ideolojik bloktan ziyade, farklı jeopolitik yönelimlere sahip sağ akımların birbirinden ayrışmasıdır.
Seçimin galibi Péter Magyar ve Tisza Partisi de klasik anlamda bir “sol” hareket değildir. Aksine merkez sağa yerleşen, Avrupa Birliği ile uyumlu, ancak muhafazakâr damarları da güçlü bir siyasi çizgiye sahip. Magyar’ın politik yaklaşımı; yolsuzlukla mücadele, Batı ile ilişkilerin yeniden düzenlenmesi ve Rus enerji bağımlılığının azaltılması gibi başlıklara dayanıyor.
Bununla birlikte göç politikalarında daha muhafazakar bir çizgi de korunuyor. Güney sınırındaki tel örgünün kaldırılmayacağını açıklaması ve AB’nin zorunlu göçmen kotasına karşı çıkması, bu sürekliliğin önemli göstergeleri olarak öne çıkıyor.





