Türkiye-Azerbaycan ilişkileri gerçekte nasıl işliyor: “Bir millet iki devlet” söylemi ve rekabet

Ankara ile Bakü arasında Karabağ’dan enerji hatlarına, savunma sanayisinden Türk Devletleri Teşkilatı’na uzanan güçlü bir ortaklık olsa da, 2009’daki Ermenistan açılımı, 2010’daki doğal gaz anlaşmazlığı ve bugün yeniden görünür hale gelen siyasi tartışmalar, iki ülkenin aslında uzun süreli bir rekabet içerisinde olduğunu gösteriyor.

12:22 11 dk okuma

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından siyaset, ekonomi ve güvenlik alanında çok sayıda ortaklıkla şekillendi.

Ankara’nın Azerbaycan’ın bağımsızlığını ilk tanıyan ülke olması, Karabağ çatışmalarında Bakü’ye verdiği destek, ortak petrol ve doğal gaz projeleri ve son yıllarda derinleşen askeri işbirliği, propaganda düzleminde “Bir millet, iki devlet” sloganıyla sunulsa da, söz konusu ‘birliğin’ iki devlet tarafından farklı şekillerde algılandığı birden fazla örnekte ortaya çıktı.

Son haftalarda Azerbaycan’da kılık kıyafet düzenlemeleri ve laiklik tartışması üzerinden gündeme gelen gerilim de bu açıdan dikkat çekici. Ankara’dan gelen eleştirilere Azerbaycan’dan gelen üst düzey tepkiler, iki ülkenin birbirine yaklaşımındaki derin farkları ortaya çıkardı.

Türkiye tarafının “Bir millet iki devlet” söylemiyle iç politikada Ankara önderliğinde ‘Büyük Türk dünyası’ anlatısı, Azerbaycan tarafının “Bir millet ama iki devlet” söylemiyle karşılandı.

1991’den bugüne: İlişkilerin temeli nasıl atıldı?

Türkiye, 9 Kasım 1991’de Azerbaycan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk devlet oldu ve iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler 14 Ocak 1992’de kuruldu. Böylece Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Ankara ile Bakü arasında yeni bir devletler arası ilişki dönemi başladı.

Türkiye açısından Azerbaycan, yalnızca ‘Türklük’ kimliğinden doğan bağların bulunduğu bir ülke değildi. İlişkiler, Türkiye ve doğalında ABD açısından Hazar havzasına, Orta Asya’ya ve Güney Kafkasya’ya erişimin temel anahtarıydı. Azerbaycan açısından Türkiye ise uluslararası alanda siyasi destek sağlayabilecek, Batı pazarlarına ulaşımını kolaylaştırabilecek ve güvenlik alanında işbirliği yapabileceği önemli bir ortaktı.

Ünlü “Bir millet, iki devlet” söylemi ise, Azerbaycan’ın eski cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’in yaygınlaştırdığı bir slogan olarak iki ülke arasında sıradan diplomatik ilişkilerin ötesinde bir yakınlığı ifade ediyordu.

1990’ların başında bu ilişkinin en önemli gündemlerinden biri Karabağ çatışmasıydı. Türkiye, Ermenistan’ın Kelbecer bölgesini kontrol altına almasının ardından 1993’te Ermenistan’la kara sınırını kapattı. Ankara’nın bu kararı, Ankara’nın Karabağ çatışmasında aldığı ilk diplomatik tutumdu.

Böylelikle, Türkiye-Ermenistan ilişkileri de, Ankara-Bakü ilişkilerinin ayrılmaz bir parçasına dönüştü. Türkiye’nin Ermenistan’a yönelik politikası, yalnızca ikili ilişkilerin kendi dinamikleriyle değil, Azerbaycan’la kurduğu stratejik ortaklıkla birlikte şekillenmeye başladı.

İlk gerilim: Ermenistan açılımı

Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinde zaman zaman ortaya çıkan sorunların yeni olmadığı, özellikle 2008-2010 dönemine bakıldığında açıkça görülüyor. Bu dönem, hem diplomatik hem de ekonomik alanda iki ülkenin birbirleri üzerindeki etkisini ortaya koyan anlaşmazlıkların ilk kez açık bir şekilde yüzeye çıktığı yıllardı.

2008’de Türkiye ile Ermenistan arasında ilişkilerin normalleştirilmesi için yeni bir girişim başladı. Dönemin Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın daveti üzerine 6 Eylül 2008’de Erivan’a giderek iki ülkenin milli takımları arasındaki futbol karşılaşmasını izledi. Türkiye’nin ve Ermenistan’ın farklı kollardan yürüyen Transatlantik entegrasyon sürecinin simgesel anlarından biri olan bu ziyaret, daha sonra “futbol diplomasisi” olarak anılacaktı.

Görüşmelerin ardından Türkiye ve Ermenistan, Ekim 2009’da Zürih’te diplomatik ilişkilerin kurulması ve ikili ilişkilerin geliştirilmesine yönelik protokoller de imzaladı.

Ancak Bakü yönetimi bu sürece mesafeli yaklaştı. Zira Azerbaycan, Ankara-Erivan ‘normalleşmesinin’ Karabağ meselesinden bağımsız yürütülmesini kendi temel dış politika çıkarlarına aykırı görüyordu. Bu tür adımlar, Azerbaycan tarafında Türkiye’nin verdiği siyasi desteğin zayıflayabileceği endişesini doğurdu.

Öte yandan, Türkiye ile Ermenistan arasında imzalanan protokoller yürürlüğe girmedi. Süreç, tarafların parlamentolarındaki onay aşamalarında ilerleyemedi ve daha sonra sonuçsuz kaldı. Bu süreçte gücünü öncelikle Azerbaycan sermayesinden alan Bakü yanlısı kesimlerin yürüttüğü lobi çalışmalarının da etkili olduğu biliniyor. Dolayısıyla bu ilk sınav, Azerbaycan’ın Türkiye’nin politikaları üzerindeki gücünü gösterdiği bir sahneye dönüştü.

Ortaklık ve pazarlık

Aynı dönemde iki ülke arasında doğal gaz fiyatları ve enerji taşımacılığı üzerinden ciddi bir anlaşmazlık yaşandı.

Azerbaycan’ın Şah Deniz sahasından ürettiği doğal gaz, Türkiye’nin enerji tedariki açısından önemli bir kaynak haline geliyordu. Ancak 2008’den itibaren eski anlaşmaların yenilenmesi gündeme geldiğinde gazın fiyatı, geçmiş dönem alımlarının yeniden hesaplanması, Türkiye’nin gazı başka ülkelere satabilmesi ve transit ücretleri konusunda görüş ayrılıkları yaşandı.

Bu noktada, Ankara’nın kendisini Avrupa’ya uzanan enerji koridorunun merkezi haline getirme amacıyla, Bakü’nün doğalgaz satışında ‘dolaysız’ bağlantılar kurma çabası kesişiyordu.

‘Tek milletin’ bu anlaşmazlığı yaklaşık iki yıl sürdü. O dönemde Azerbaycan, Rusya ve İran gibi alternatif ortaklarla ilişkilerini de kullanarak Ankara karşısında pazarlık gücünü artırmaya çalıştı.

Haziran 2010’da imzalanan anlaşmalarla ise doğalgaz fiyatları, satış ve transit koşulları konusunda uzlaşı sağlandı.

Bu çatışma, iki ülke arasındaki ilişkinin ‘kardeşlikten’ çok daha gerilimli konularla birlikte yürüdüğünün açık göstergelerindendi.

Türkiye, Azerbaycan’ın Avrupa’ya açılmasında kritik bir geçiş güzergahı sunan, Azerbaycan ise sahip olduğu enerji kaynakları sayesinde Ankara’nın stratejik hedefleri üzerinde etki kurabilen bir rol üstlendi.

‘Kan kardeşliği’ mi, enerji ortaklığı mı?

Öte yandan, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin uzun vadeli temelini oluşturan başlıklardan en önemlisi enerji işbirliği olarak görülebilir. Özellikle enerji alanındaki projeler, iki ülkenin ekonomik çıkarlarını birbirine bağlamakla kalmadı; Türkiye’nin Avrupa enerji pazarındaki konumunu ve Azerbaycan’ın Hazar havzasındaki kaynaklarını uluslararası pazarlara ulaştırma kapasitesini de etkiledi.

Hazar’dan Akdeniz’e Bakü-Tiflis-Ceyhan hattı

Ortaklığın en büyük göstergesi, Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) petrol boru hattı oldu. 2006 yılında tam kapasite çalışmaya başlayan ve Azerbaycan petrolünü Gürcistan üzerinden Türkiye’nin Ceyhan terminaline taşıyan bu hat, Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan arasında 1999’da imzalanan anlaşmalarla hayata geçirildi.

BTC’nin önemi yalnızca petrol taşımacılığıyla sınırlı değil. Projenin en kritik özelliği, Hazar havzasındaki enerji kaynaklarının dünya pazarına Rusya dışındaki güzergahlardan ulaştırılabilmesi. Böylelikle Azerbaycan ‘ihracat seçeneklerini’ geliştirdi, Türkiye enerji taşımacılığında önemli bir geçiş noktası haline geldi, en genel tablodaysa Atlantik ittifakının Rusya’yı çevreleme stratejisinin önemli adımlarından biri atıldı.

Bakü-Tiflis-Erzurum ve TANAP

İki ülke arasındaki doğalgaz alanındaki işbirliği de benzer bir mantıkla ilerledi. Bakü-Tiflis-Erzurum hattından 2007’de gaz akışının başlaması, Azerbaycan gazının Türkiye pazarına ulaşmasını kolaylaştırdı.

Daha sonra Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı (TANAP), bu ortaklığın en önemli projelerinden biri haline geldi. TANAP üzerinden ilk gaz akışı Haziran 2018’de başladı. Proje, Azerbaycan’ın doğal gazını Türkiye’ye ulaştırırken Güney Gaz Koridoru üzerinden Avrupa pazarına taşınmasına da katkıda bulundu.

Azerbaycan sermayesinde bir dönüm noktası: SOCAR

Enerji ilişkileri yalnızca boru hatlarından ibaret değil. Azerbaycan Devlet Petrol Şirketi SOCAR’ın Türkiye’deki yatırımları, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin en büyük bileşenlerinden biri.

SOCAR Türkiye, rafinaj, petrokimya, lojistik ve liman işletmeciliği gibi alanlarda faaliyet gösteriyor. ‘Tek milletin’ Azerbaycan tarafındaki bu şirket, 2024 yılına ilişkin açıklamasında Türkiye’deki toplam yatırımlarının 18 milyar doları aştığını açıkladı ve Türkiye’nin en büyük ‘doğrudan yabancı yatırımcısı’ konumunda olduğunu belirtti. Öte yandan, İzmir Aliağa’daki STAR Rafinerisi de Azerbaycan sermayesinin Türkiye’deki önemli yatırımlarından biri.

Dolayısıyla ilişkinin ekonomik boyutunda yalnızca Türkiye’nin Azerbaycan’a erişimi veya Azerbaycan’ın Türkiye üzerinden Avrupa’ya açılması söz konusu değil. Azerbaycan sermayesi, Türkiye’nin sanayi ve enerji altyapısında da önemli bir yer edinmiş durumda.

Ticaret hacmi neden hedefin gerisinde?

İki ülke arasındaki siyasi yakınlığa ve büyük yatırım projelerine rağmen, toplam dış ticaret hacmi liderlerin belirlediği hedefin altında kalıyor.

Azerbaycan’ın Türkiye’deki büyükelçiliğinin yayımladığı verilere göre iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2025’te 5,72 milyar dolar oldu. Bunun 3,38 milyar doları Azerbaycan’ın Türkiye’ye ihracatından, 2,34 milyar doları ise Türkiye’den ithalatından oluştu.

İki ülke yönetiminin hedefi, karşılıklı ticaret hacmini 15 milyar dolara çıkarmak. Bu hedefin gerçekleşmesi, mevcut ticaret hacminin yaklaşık 2,6 katına ulaşılması anlamına geliyor.

Enerji, savunma sanayisi ve büyük altyapı projeleri ikili ilişkileri stratejik düzeyde tutsa da ticarette aynı büyüklükte bir sıçrama henüz gerçekleşmedi.

Ulaştırma koridorları, Avrasya, TDT rekabeti

İki ülke arasındaki ilişkileri, enerji hatlarının ardından ulaştırma projeleri takip etti.

30 Ekim 2017’de açılan Bakü-Tiflis-Kars (BTK) demiryolu, Azerbaycan’ı Gürcistan üzerinden Türkiye’nin demiryolu ağına bağladı. Proje, Çin ve Orta Asya’dan gelen yüklerin Hazar Denizi üzerinden Güney Kafkasya’ya, oradan da Türkiye ve Avrupa’ya taşınabileceği güzergahın önemli bir parçası.

Bu çıkarlar, son yıllarda ‘Orta Koridor’ adı verilen uluslararası ulaştırma güzergahı çerçevesinde daha da önem kazandı.

2020 Karabağ Savaşı

Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin en önemli dönüm noktalarından biri, 2020’deki İkinci Karabağ Savaşı oldu.

44 gün süren savaş sırasında Türkiye, Azerbaycan’ın siyasi ve askeri açıdan en önemli destekçilerinden biri olarak öne çıktı. İki ülke arasındaki askeri eğitim, savunma sanayisi ve güvenlik işbirliği, Türkiye açısından son yılların en önemli ihracat kalemi olarak görülen savunma sanayisinin ilk kez sahada test edildiği bir ortam yarattı.

Türkiye’nin Bayraktar TB2 gibi insansız hava araçlarının Azerbaycan tarafından kullanılması ve iki ülkenin askeri işbirliğinin derinliği, savaşın ardından yapılan değerlendirmelerde de öne çıkan konulardı.

Şuşa Beyannamesi: İlişkiler müttefiklik seviyesine çıkıyor

İki ülke arasındaki ilişkilerin resmen ‘müttefiklik’ seviyesine çıkması ise 2021 senesini buldu. 15 Haziran 2021’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Şuşa’da müttefiklik ilişkilerine dair bir beyanname imzaladı. Böylece iki ülke arasındaki stratejik yakınlık, askeri ve güvenlik boyutlarını da içeren daha kapsamlı bir siyasi çerçeveye kavuştu.

Şuşa Beyannamesi, taraflardan birinin bağımsızlığına, egemenliğine, toprak bütünlüğüne veya güvenliğine yönelik üçüncü bir devletten kaynaklanan tehdit ya da saldırı durumunda istişarelerde bulunulmasını öngörüyor. Belge ayrıca savunma alanında işbirliğinin, silahlı kuvvetlerin modernizasyonunun, ortak tatbikatların ve güvenlik kurumları arasındaki koordinasyonun geliştirilmesini kapsıyor.

Yani anlaşmayla, Türkiye savunma şirketlerinin Azerbaycan pazarına, Azerbaycan sermayesinin ise Türkiye sınırlarına erişimi daha da ‘kolaylaştırıldı’...

Karabağ zaferi ve değişen güç dengesi

Azerbaycan’ın Eylül 2023’te Karabağ’da yeniden kontrol sağlaması, yalnızca Ermenistan-Azerbaycan çatışmasının seyrini değiştirmedi. Ankara-Bakü ilişkilerinin siyasi psikolojisi açısından da yeni bir dönem başlattı.

Türkiye, Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü tezine desteğini sürdürdü. Bakü ise tablo biraz değişti: Bakü artık, askeri ve diplomatik açıdan güçlenmiş bir aktör olarak bölgesel politikalarını Türkiye’nin beklentilerinin aksine, Türkiye’nin ‘haricinde’ şekillendirmeye başladı.

İki taraf da kendince bir ‘kardeşlik’ hikayesi anlatsa da, tarafların güçleri, konuya göre değişebiliyor. Örneğin Türkiye’nin askeri ve ekonomik kapasitesi daha büyük olsa da Azerbaycan, özellikle enerji gibi alanlarda Ankara’nın kararlarını etkileyebilecek araçlara ve güce sahip.

Nahçıvan ve Zengezur konusu

Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin geleceği açısından ulaştırma bağlantıları ve Nahçıvan konusu daha da önemli hale geliyor.

Azerbaycan’ın ana toprakları ile Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti arasında doğrudan bir kara bağlantısının bulunmaması, bölgesel ulaşımın temel sorunlarından biri. Türkiye ile Nahçıvan arasındaki sınır ve bağlantılar bu nedenle Ankara-Bakü ilişkilerinde özel bir yere sahip.

5 Mart 2025’te açılışı yapılan Iğdır-Nahçıvan doğal gaz boru hattı, Nahçıvan’ın enerji tedarikinin çeşitlendirilmesine katkıda bulunuyor. İlk kapasitesi yıllık 730 milyon metreküp olarak açıklanan hat, Türkiye üzerinden Nahçıvan’a gaz ulaştırılmasını sağlıyor.

Ancak asıl tartışma, Azerbaycan’ın ana topraklarını Nahçıvan’a bağlayacak kara ve demiryolu güzergâhları etrafında dönüyor.

8 Ağustos 2025’te Washington’da Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın imzaladığı ortak deklarasyon, Azerbaycan ile Nahçıvan arasında Ermenistan toprakları üzerinden engelsiz bağlantı kurulması yönündeki çabalara yer verdi. Daha sonra ABD ile Ermenistan arasında Trump Route for International Peace and Prosperity (TRIPP) adı verilen proje için uygulama çerçevesi geliştirildi.

Bu güzergah yalnızca Azerbaycan’ın Nahçıvan’a erişimi anlamına gelmiyor. Türkiye açısından da Hazar havzasına, Orta Asya’ya ve Türk dünyasının diğer ülkelerine daha rahat erişim anlamına geliyor. İşte tam olarak burada, Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan şirketleri, Trump koridorunda yeni ‘ihale savaşlarına’ hazırlanıyor.

Öte yandan Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki barış anlaşması da Ekim 2026 itibarıyla henüz resmen imzalanmış değil; süreçte önemli ilerlemeler bulunmasına rağmen nihai metnin yürürlüğe girmesi bekleniyor.

Ankara ile Bakü’nün çıkarları bu konuda büyük ölçüde örtüşür görünse de, pasta ve ‘büyük pay’ rekabeti yeni gerilim başlıkları doğurabilir.

Türk Devletleri Teşkilatı: Ortaklık mı, rekabet mi?

Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinde bir diğer problem ise Türk Devletleri Teşkilatı (TDT)...

Teşkilat, üyeler arasında ulaştırma bağlantılarının kurulması, ticaretin geliştirilmesi, ekonomik iş birliği ve güvenlik meselelerinde eşgüdüm sağlanması gibi hedeflere sahip olsa da, Türkiye açısından konu Orta Asya’ya daha fazla erişim ve iç kamuoyuna sunulacak ‘Türk dünyası liderliği’ imajı. Azerbaycan açısından asıl kritik nokta ise, Trans-Hazar hattındaki hakim pozisyonunu korumak.

6 Temmuz 2024’te Şuşa’da düzenlenen TDT gayriresmi zirvesinde Karabağ Bildirisi’nin kabul edilmesi de, Azerbaycan medyasının Bakü’nün ‘Türk dünyası önderliği’ propagandasını artırmasıyla sonuçlandı.

Yani, Türk dünyasının siyasi liderliği, ekonomik entegrasyonun biçimi ve üyeler arasında nüfuzun nasıl paylaşılacağı gibi konular, ‘tek millet’ söyleminin arkasında süregelen rekabetin gerçek başlıkları.

Türkiye’nin 29-30 Ekim 2026’da Ankara’da ev sahipliği yapması beklenen TDT zirvesi, bu çerçevede önem taşıyor. Zirvede Ankara ile Bakü’nün ‘kardeşlik’ söylemini öne çıkaracağını beklemek mümkün, ancak tartışmalı konularda henüz somut bir çözüm önerisi sunulup sunulmayacağı bilinmiyor.

İsrail meselesi: Ankara ile Bakü’nün öncelikleri farklı mı?

Türkiye-Azerbaycan ilişkilerindeki önemli görüş ayrılıklarından birinin İsrail’le ilişkiler olduğu söylense de, sanıldığının aksine İsrail dostluğu iki ülkenin üzerinde en çok uzlaştığı konulardan biri.

Türkiye, söylemler düzleminde İsrail karşıtlığını sürdürerek, aynı zamanda ‘ticareti kestiği’ yönünde açıklamalar yapsa da, İsrail’le ticaretin başka vesilelerle devam ettiği sır değil. Azerbaycan tarafı da, Türkiye’de AKP destekçilerinin kendilerini bu konuda eleştirmesini ‘ikiyüzlülük’ olarak tanımlıyor.

Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 10 Kasım 2024 tarihli açıklamasında BTC üzerinden taşınan petrolün alım satımında BOTAŞ International’ın söz sahibi olmadığını ve İsrail varışlı yükleme yapılmadığını savundu. Bakanlığa göre hattı kullanan petrol şirketleri, Türkiye’nin İsrail’le ticareti durdurma kararına uygun hareket etmişti.

Buna karşılık, Reuters’ın gemi takip şirketi Kpler verilerine dayanan Ocak 2026 tarihli haberinde, İsrail’in 2025 yılında Ceyhan’dan aldığı Azerbaycan ham petrolünün günlük ortalama 94 bin varile ulaştığı ve bir önceki yıla göre yüzde 31 arttığı bildirildi.

Başörtüsü tartışması neden diplomatik meseleye dönüştü?

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki son gerilimin görünür başlangıç noktası, Azerbaycan’daki devlet okullarının kıyafet kuralları oldu.

Azerbaycan Bakanlar Kurulu 21 Eylül 2026’da devlet okullarındaki kıyafet kurallarında değişikliğe gitti. Düzenleme metninde başörtüsü açıkça sayılmamakla birlikte, başörtülü öğrencilerin okullara alınmadığına ilişkin haber ve görüntüler Türkiye’de tepkiye yol açtı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanı Oktay Saral ile bazı AKP milletvekilleri, başörtülü öğrencilerin eğitim hakkının engellenmesine karşı açıklamalar yaptı. Tartışma kısa sürede Azerbaycan’daki eğitim uygulamasından iki ülkenin laiklik anlayışına ve bir devletin diğerinin iç siyaseti hakkında söz söyleme sınırlarına uzandı.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in liderliğindeki Yeni Azerbaycan Partisi (YAP), 13 Ekim’de yayımladığı açıklamayla AKP’yi doğrudan hedef aldı. YAP, Türkiye’den gelen açıklamaları sorumsuz buldu ve “bir millet, iki devlet” anlayışının bir ülkenin diğerinin içişlerine müdahale etmesini meşrulaştıramayacağını savundu.

Böylelikle Türkiye ile Azerbaycan arasındaki gerilim ilk kez başörtüsü iddiaları üzerinden açıkça konuşulmaya başladı.

Azerbaycan bu konuda çok sert mesajlar iletirken, Ankara tarafı, bireysel bazı açıklamalara rağmen kurumsal ‘sessizliğini’ koruyor.

15 Ekim’de Bakü’ye giden Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın açıklamaları ise iki ülkenin ‘geçmişte birçok sınamadan geçtiğini’, liderler arasındaki bağın sağlam olduğunu ve “iki devlet, tek millet” anlayışının bütün alanlarda kendini gösterdiğini vurguladı.

Bütün bu tablo ne gösteriyor?

İki ülke arasında uzun süredir rekabete ve işbirliğine dayanan bu ilişkiler çoğunlukla ‘dokunulmaz’ bir alan olarak görülüyor ve taraflar ikili ilişkilerde hiçbir gerilim yokmuş gibi davranıyor.

“Bir millet, iki devlet” söylemi, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin gerçek niteliğini açıklamaktan çok, bu ilişkilerdeki çıkar çatışmalarını görünmez kılan milliyetçi bir siyasi anlatı işlevi görüyor.

Ancak iki ülke arasındaki ilişkilerde asıl belirleyici olan alanlar enerji kaynakları, ulaştırma koridorları, savunma sanayisi, sermaye yatırımları ve Türk Devletleri Teşkilatı içerisindeki nüfuz mücadelesi…

Var olan tüm gerilim başlıklarına rağmen iki ülke sermayesi arasında bugüne kadar kurulan ilişkiler ve yapılan anlaşmalar, ‘kardeşlik’ söylemini gerektiriyor, zira milliyetçi söylem, bu çıkar ilişkilerini ortak bir kimlik hikayesinin arkasına gizleyerek ‘Türklük’ adına ABD çıkarları için çalışan büyük sermayeyi sorgulanamaz hale getirebiliyor.

Üstelik bu ortaklık, yalnızca iki ülkenin kendi tercihleriyle de sınırlı değil. ‘Tek millet’ söyleminin örttüğü gerçekler, Hazar havzasındaki enerji kaynaklarından Avrasya ticaret güzergahlarına kadar uzanan emperyalist güç mücadeleleriyle de kesişiyor.

Kısa Kısa

  1. Özgür Özel ve Kemal Kılıçdaroğlu cenaze töreninde tokalaştı

    YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel ile butlan CHP'sinin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, eski Manisa Milletvekili Hasan Gülay için TBMM’de düzenlenen cenaze töreninde tokalaştı.

  2. Karaburun Belediye Başkanı İlkay Girgin Erdoğan YENİ Parti’den istifa etti

    Karaburun Belediye Başkanı İlkay Girgin Erdoğan, sosyal medya hesabından paylaştığı açıklamada YENİ Parti’den istifa ettiğini duyurdu. Erdoğan, siyasi kariyerine bağımsız olarak devam edeceğini söyledi.

  3. İsrail'den Avusturya'ya giden uçakta bomba ihbarı

    İsrail'in Tel Aviv kentinden Avusturya'nın başkenti Viyana'ya giden yolcu uçağı, bomba ihbarı üzerine Bulgaristan'ın başkenti Sofya'ya acil iniş yaptı. Yapılan aramalarda herhangi bir tehlikeli unsura rastlanmadığı açıklandı. Aramaların tamamlanmasının ardından uçak tüm yolcularıyla birlikte Sofya'dan havalanarak Viyana seferini tamamladı.

  4. Şili’de 2019 pro­tes­to­la­rı­nın yıl dönümü yürüyüşünde 29 gözaltı

    Santiago’da binlerce kişi, 2019 protestolarının 7. yıl dönümünde hayatını kaybeden 30'a yakın kişiyi ve binlerce yaralıyı andı, karşılanmayan toplumsal talepleri dile getirdi. Yürüyüşe polis saldırdı, 29 kişi gözaltına alındı.

  5. Gazeteci Murat Ağırel’in aralarında bulunduğu 17 kişi adliyede

    İstanbul’da yürütülen kara para aklama soruşturmasında gözaltına alınan Murat Ağırel’in aralarında bulunduğu 17 kişi sabah saatlerinde adliyeye sevk edildi. Hakkında gözaltı kararı bulunan Mustafa Sarıgül’ün oğlu Emir Sarıgül ise avukatıyla birlikte emniyete gidip teslim oldu.

  6. Süleymancılar so­ruş­tur­ma­sın­da 12 ilde operasyon: 22 gözaltı

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Süleymancılar cemaatine yönelik soruşturmasında, 12 ilde 44 adrese eş zamanlı baskın yapıldı. Gözaltı kararı bulunan 38 kişiden 22'si yakalandı, 14'ünün yurt dışında olduğu belirlendi. 2 kişi aranıyor.

  7. İstanbul’daki selde can kaybı 6'ya çıktı

    İstanbul’da 14 Ekim’deki selde kaybolan Haşim Ciritlioğlu’nun cansız bedeni Haliç’te, Ayvansaray İskelesi yakınında bulundu. Böylece hayatını kaybedenlerin sayısı 6'ya çıktı. Kayıp Ahmet Derin’i arama çalışmaları devam ediyor.

  8. Çukurova Belediyesi’ne jandarma operasyonu

    Adana’da jandarma, Çukurova Belediyesi’ne operasyon düzenledi. Belediye Başkanı Emrah Kozay dahil 44 kişi gözatına alındı. Soruşturmanın kapsamı, "belediyede ihale ve doğrudan teminlerde usulsüzlük" olarak açıklandı.

Önceki gün

  1. Fransa’da 2 bin 300’den fazla gözaltı: Macron protestocuları tehdit etti

    Fransa’da artan hayat pahalılığına ve eğitim koşullarının kötüleşmesine karşı yüz binlerce kişinin katıldığı protestolarda hafta sonu boyunca 2 bin 300’den fazla kişi gözaltına alındı. Protestolar devam ederken ulusa seslenen Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, protestolara katılanları hedef alarak, "Yağmacılar verdikleri zararın bedelini ödeyecek ve cumhuriyeti yıkmaya çalışanlar hesap verecek" dedi.

  2. Altıncı Fon Koordinasyon Kurulu toplantısı sona erdi

    Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında gerçekleştirilen Altıncı Fon Kurulu Toplantısı’nın ardından yapılan açıklamada, A1, Bulls ve Pardus portföy yönetim şirketlerine ait 66 yatırım fonunda bulunan 45 binden fazla kişiyi kapsayan yaklaşık 40,8 milyar liralık ayni ve nakdi tasfiye işlemlerinin tamamlandığı bildirildi. Böylece tasfiye sürecindeki fon sayısı 131’den 65’e düştü.

  3. Trump’tan Netanyahu’ya açık seçim desteği

    ABD Başkanı Donald Trump, İsrail halkına hitaben yayımladığı açıklamada Başbakan Binyamin Netanyahu’ya yaklaşan seçimlerde tam destek verdiğini duyurdu. Netanyahu’yu İran’a karşı mücadelede ABD’nin en önemli ortağı olarak nitelendiren Trump, İsrail’in Netanyahu dışında bir lider seçmesi durumunda ABD’nin İran’a karşı mücadeleyi tek başına yürütmek zorunda kalacağını öne sürerek, Netanyahu için “Bu, ABD’nin İsrail’den talep ettiği türden bir ortaktır” dedi.

  4. ABD, Ukrayna ile istihbarat paylaşımına yeniden başladı

    Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, Rusya’nın füze saldırılarına karşı Ukrayna’nın savunmasında kritik öneme sahip istihbarat akışının bir süre kesintiye uğradığını, ancak daha sonra yeniden sağlandığını belirtti. ABD Başkanı Donald Trump ise hafta başında yaptığı açıklamada istihbarat paylaşımının kesintisiz devam ettiğini savunmuştu. Ancak Ukraynalı yetkililer, bazı Rus saldırılarının önceden haber alınamadığını bildirmişti.

  5. Üsküdar’da CHP ile YENİ Parti ayrı aday çıkaracak

    Başkanvekili seçimine gidilecek Üsküdar Belediyesi’nde CHP ve YENİ Parti ayrı aday çıkaracak. Kararı CHP Sözcüsü Müslim Sarı açıkladı. Belediyeye yönelik operasyonda Belediye Başkanı Sinem Dedetaş tutuklanmış, yerine AKP’li Dündar Ziya Gültekin başkanvekili seçilmişti. Gültekin’in Düzce’de geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmesinin ardından seçim yenilenecek. Mecliste AKP’nin 23, CHP ile YENİ Parti’nin 9'ar üyesi bulunuyor.

  6. İstanbul’daki selde can kaybı beşe yükseldi

    Sağanağın ardından İstanbul’da yaşanan sel ve su baskınlarında can kaybı beşe yükseldi. Haliç kıyısında arama yapan ekipler, Türkmenistan uyruklu 30 yaşındaki Murat Babajanov’un cansız bedenine ulaştı. Babajanov’un cenazesi ekiplerin incelemesinin ardından Adli Tıp Kurumu’na kaldırılacak. Kentte 14 Ekim’de etkili olan yağışın ardından kayıp olarak bildirilen kişileri arama çalışmaları sürüyor.

  7. Trump: Venezuela’dan yüzlerce milyar dolar para çıkarıyoruz

    Kentucky’de konuşan ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela’dan “yüzlerce milyar dolar para” çıkardıklarını söyledi. Ocaktaki ABD saldırısında Nicolás Maduro kaçırılmış, ülkenin petrol kaynaklarının büyük bölümü ABD kontrolüne geçmişti. Trump, son iki yılı şöyle övdü: “Grönland’ı, Venezuela’yı, İran’ın nükleer silaha sahip olmayacağını, iş imkanlarını, her şeyi ekleyin, iki yıldan çok daha kısa bir sürede, ülkemizin tarihinde hiçbir yerde böyle bir iki yıl yaşanmadı.”

  8. Arnavutluk’ta eylemler altıncı gününde: Öğrenciler sokakta, Rama istifa etmiyor

    Hükümet karşıtı protestolar Arnavutluk’ta altıncı gününe girdi. Yazın kıyıların büyük turizm yatırımlarına açılmasına karşı başlayan hareket, ekimde öğrencilerin katılımıyla büyüdü. Eylemciler yolsuzluk iddialarının araştırılmasını, eğitim ve istihdam sorunlarının çözülmesini istiyor. Tiran’daki çatışmalarda, polis verilerine göre 167 kişi gözaltına alındı. Başbakan Edi Rama ise istifa çağrılarını reddediyor.

  9. 14 yaşındaki Mahmut’un öldüğü otoparkı İsmailağa kaçak işletiyormuş

    Elektrik akımına kapılan 14 yaşındaki Mahmut Işıldak, 14 Ekim akşamı İstanbul Fatih’teki bir otoparkta yaşamını yitirdi. Evrensel’in haberine göre, otoparkı İsmailağa Cemaati kaçak olarak işletiyor. Sayıştay, 2021 ve 2023 raporlarında otoparkın bir park alanını işgal ettiğini tespit etti. Ancak AKP’li Fatih Belediyesi müdahale etmedi. Işıldak’ın bastığı, araçlar geçtikçe zedelenen kablolarda 500 liralık kaçak akım rölesi bile yoktu.

  10. Pendik’te dere taştı, sel sularına kapılan iki kişi aranıyor

    Gece şiddetlenen sağanak nedeniyle, İstanbul’un Pendik ilçesinde Göçbeyli Deresi taştı. İçinde üç kişinin bulunduğu bir otomobil sel sularına kapıldı. Araçtakilerden biri dala tutunarak kurtuldu ve hastaneye kaldırıldı. Akıntıya kapılan iki kişi için arama kurtarma ekipleri üç ayrı noktada çalışıyor.

✓