MHP’ye yakınlığıyla bilinen Bengü Türk TV ekranlarına konuk olan Ankara 2 No’lu Baro Başkanı Avukat Gökhan Ağdemir, Adalet Bakanlığı ile kurdukları doğrudan ilişkiyi ve 2 No'lu baro üyesi avukatları kürsüye nasıl taşıdıklarını büyük bir rahatlıkla anlattı:
“Hâkim, savcı olmak isteyen arkadaşlarımıza referans oluyoruz. Yaklaşık bizim iki senelik çalışma dönemimizde 70 tane baro üyesi avukat arkadaşımızı hâkim savcı yaptık. Bizler referans olduk, bakanlıklarla görüştük. Sağ olsunlar bize o anlamda da bakanlık bir ayrıcalık tanıdı.”
Ağdemir, kamuoyunda oluşan büyük tepkinin ardından sözlerinin “bağlamından koparıldığını” öne sürerek kendini savunmaya çalışsa da canlı yayında kayda geçen bu ifadeler yargıya giriş kapısının hangi siyasi anahtarlarla ve kimlere "ayrıcalık" tanınarak açıldığının somut bir belgesi oldu.
Ağdemir’in siyasi geçmişi bu torpil ağını daha net açıklıyor. 20 yılı aşkın süredir avukatlık yapan Ağdemir, mesleki kimliğinden ziyade Ülkücü Hareket teşkilatlarındaki geçmişi, MHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK) üyeliği ve MHP’nin hukuk alanındaki örgütlenmesi Türk Hukuk Enstitüsü’ndeki Genel Başkan Yardımcılığı görevleriyle tanınıyor.
Yargıda torpil pratiği
Ancak Ağdemir’in canlı yayındaki itirafı yargıdaki torpil sarmalının tek göstergesi değil. Yıllara yayılan, kurumsallaşmış ve hatta kameralar önünde sergilenmekten çekinilmeyen sistematik bir kadrolaşma pratiği var. AKP-MHP ittifakının yargı teşkilatındaki “referans” mekanizmasının yakın geçmişi, benzer skandallarla dolu.
AKP’de beş dönem milletvekilliği yaptıktan sonra Adalet Bakan Yardımcılığına atanan Ramazan Can, bir program sırasında cep telefonuna gelen terfi ve atama "torpil" mesajlarını rahatça yanıtlayıp özel kalemine yönlendirirken kameralar tarafından görüntülenmişti. Suçüstü yakalanan Can görevden alınmak bir yana, 2024 Yılı Hakimlik Mülakat Kurulu Başkanlığına getirilerek hakim adaylarını seçecek heyetin başına oturtulmuş ve kendi kızı da bu süreçte hakim yapılmıştı. 2021 yılında ortaya saçılan Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) belgeleri, adli yargı sınavları öncesinde vakıf yöneticileri tarafından hazırlanan listelerin doğrudan Adalet Bakanlığı’na iletildiğini belgelemişti. Yakın zamanda AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin’in, Kura Töreni sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a dönerek kura çekecek yeğeni Arif Dağhan’ı işaret etmesi ve “Yeğenim hiç olmazsa size bir selam versin, kurada da adını görürüz” demesi, liyakatin yerini alan akrabalık ve torpil bağlarının bir başka canlı yayın şovuydu.
Referansı olmayan genç hukukçular bunalıma ve intihara sürüklendi
İktidardan referansı olanlar, mülakat kapılarını bakanlığın sağladığı "ayrıcalıkla" kolayca geçerken bu ayrıcalığa sahip olmayan hukukçular başarılı oldukları yazılı sınavların adından mülakatlarda elendi.
Hâkimlik ve savcılık yazılı sınavında başarılı olarak Türkiye 115’incisi olan Mert Akdoğan, hiçbir gerekçe ve açıklama yapılmaksızın sözlü mülakatta elenmişti. Karşılaştığı bu sonuçla bunalıma giren genç avukat, Ocak 2025’te İstanbul Beykoz’daki evinde yaşamına son vermişti. İstanbul Barosu, genç meslektaşlarının ardından yaptığı açıklamada 2013 yılında benzer baskılarla intihar eden hakim adayı Didem Yaylalı’yı hatırlatarak, "Meslektaşımızın yaşamının sona ermesinin muhtemel nedenlerinden birisinin, mülakat adı altında liyakate ve nesnel ölçütlere aykırı şekilde yapılan hâkim-savcı seçimlerinin yol açtığı ağır haksızlık ve adaletsizlik olduğu düşünülmektedir" demişti.
İstanbul 2 No’lu Barosunda AKP-MHP destekli aday kaybetti
Öte yandan İstanbul 2 No’lu Baroda yeni dönem seçimleri tamamlandı. AKP-MHP ittifakının desteklediği aday olan Ali Kasım Tuna ve iktidar dışında kalan İslamcı grupların desteklediği Rıza Saka başkanlık için yarıştı. İktidarın desteğini alan ve yönetim kurulu listesinde Akın Gürlek’in avukatı Abdullah Adır'a da yer veren Ali Kasım Tuna seçimi kaybederken, Rıza Saka’nın seçim galibiyeti tekbirlerle kutlandı.
Bir yandan İstanbul’da gerici grupların seçim yarışı diğer yandan Ankara’da 2 No’lu Baro Başkanı Ağdemir’in itirafları gelinen noktayı gösterirken, 2020 yılında AKP tarafından baroları ele geçirmek için yasalaştırılan "Çoklu Baro" sisteminin gerçek misyonunu da ortaya koydu. Kamu avukatlarının idari baskılarla üye yapılmasıyla zorlukla kurulan 2 No’lu baroların; savunmanın bağımsızlığını temsil eden meslek örgütleri değil, üyelik karşılığında hâkimlik-savcılık vadeden birer “referans şubesi” işlevi gördüğü kanıtlanmış oldu.