ABD Başkanı Donald Trump, 13 Ekim tarihli açıklamasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Yemen'de Ensarullah Hareketi'ne karşı Suudi Arabistan'a destek vermesi için yardım isteyebileceğini söyledi. Konuşmasında Erdoğan'la geçmiş ilişkilerini de hatırlatan Trump, “Erdoğan'ın istediğimi yapacağını düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
Trump'ın açıklaması, Yemen'deki çatışmaların yeniden şiddetlendiği ve Türkiye, Pakistan ile Suudi Arabistan arasında kurulan Mekke İttifakı'nın ilk kez harekete geçirildiği bir dönemde geldi. ABD Başkanı, Ensarullah'ı Suudi Arabistan'a yönelik saldırılar nedeniyle tehdit ederken Amerikan ordusunun Yemen'e yeniden müdahale edip etmeyeceği sorularına ise yanıt vermedi.
Vaşington'un Yemen krizine yönelik tutumu, bir sene kadar önce Ensarullah ile varılan anlaşma düşünüldüğünde ayrıca dikkat çekiyor. Mayıs 2025’te ABD, Yemen'e yönelik bombardımanını durdurması karşılığında Ensarullah'ın Amerikan gemilerine saldırmamasını öngören bir uzlaşmaya varmıştı. Ancak bu anlaşma Suudi Arabistan'ı veya İsrail'i kapsamıyordu. ABD kendi gemilerinin güvenliğini sağlama konusunda Ensarullah ile anlaşırken Yemen'deki savaş sona ermedi. Şimdi ise Suudi Arabistan'ın Ensarullah karşısında yeniden askeri harekâta girişmesiyle ve aynı dönemde Mekke İttifakının gündeme gelmesi, Türkiye’ninde ABD'nin Yemen’e yönelik planlarında rol oynayacağını gösteriyor.
Yemen krizi yeniden gündemde
Yemen'de eylül ayında şiddetlenen çatışmaların merkezinde Kızıldeniz kıyısındaki stratejik bölgelerin kontrolü bulunuyor. Suudi Arabistan destekli Yemen hükümet güçleri ile Ensarullah arasındaki çatışmalar, özellikle Babülmendep Boğazı çevresinde yoğunlaştı. Ensarullah'ın kıyı bölgelerindeki ilerleyişi, Suudi Arabistan açısından hem Yemen'deki müttefiklerinin konumunu hem de Kızıldeniz üzerinden gerçekleştirilen petrol sevkiyatını tehdit eden bir gelişme oldu.
Ekim ayında Suudi Arabistan'ın hava saldırılarıyla genişleyen çatışmalar, Ensarullah'ın Riyad ve ülkenin doğusundaki enerji tesislerini hedef alan saldırılarıyla Suudi topraklarına da yayıldı. Riyad'daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı'na yönelik saldırıda on üç kişi yaşamını yitirirken üç yüzden fazla kişi yaralandı. Saldırıların hedefinde Suudi Arabistan'ın petrol tesisleri de bulunuyordu. Trump ise Ensarullah'ın bu saldırılarla petrol fiyatlarını yükseltmeyi amaçladığını, bunun ABD'deki kasım seçimleriyle bağlantılı olabileceğini öne sürdü. Ancak Vaşington'un kaygısı yalnızca petrol fiyatlarından ibaret değil. Yemen'in Kızıldeniz kıyısındaki konumu, uluslararası ticaret yollarının güvenliği ve ABD'nin bölgesel müttefikleri üzerindeki etkisi bakımından da önem taşıyor.
Babülmendep'ten Mekke İttifakı'na
Yemen'deki çatışmaların yeniden büyümesinde Babülmendep Boğazı çevresindeki kontrol mücadelesi önemli bir yer tutuyor. Kızıldeniz'i Aden Körfezi'ne bağlayan boğaz, Süveyş Kanalı üzerinden Avrupa ile Asya arasındaki deniz ticaretinin en önemli geçiş noktalarından biri. Petrol ve doğal gaz sevkiyatı açısından da kritik öneme sahip olan bu güzergâhta yaşanacak bir kesinti, gemilerin Afrika'nın güneyindeki Ümit Burnu'na yönelmesine ve taşımacılık maliyetlerinin yükselmesine neden olabiliyor. ABD ve İsrail'in İran'a yönelik savaşı nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki sevkiyatın aksaması ise Babülmendep'in önemini daha da artırdı. Ensarullah'ın Yemen'in Kızıldeniz kıyılarındaki askeri varlığını güçlendirmesi, bu nedenle yalnızca Suudi Arabistan'ın Yemen'deki müttefiklerini değil, uluslararası enerji ticaretini de yakından ilgilendiriyor.
ABD'nin Yemen'deki son gelişmeler karşısındaki tutumu, Ensarullah ile Mayıs 2025'te vardığı anlaşma düşünüldüğünde dikkat çekiyor. Vaşington, Amerikan gemilerinin güvenliğini sağlayan bu uzlaşmayı sürdürürken Suudi Arabistan'ın Ensarullah ile yürüttüğü savaşta doğrudan sorumluluk üstlenmekten kaçınıyor. Bugün gelinen noktada ise ABD, Yemen'deki çatışmalara doğrudan müdahale etmek konusunda isteksiz davranırken bölgesel müttefiklerinin daha fazla sorumluluk üstlenmesini istiyor. Mekke İttifakı’nın neden şimdi harekete geçirildiği meselesi de böylece anlam kazanıyor.
“İstediğimi yapacağını düşünüyorum”
İttifakın kuruluş sürecinde İsrail'in bölgedeki saldırılarına karşı bir güvenlik mekanizması oluşturulacağı iddiaları gündeme gelmişti. Ancak ittifakın ilk ciddi sınavı, İsrail'e karşı değil, Suudi Arabistan'ın Yemen'deki çatışmaları üzerinden yaşanıyor. Trump'ın Erdoğan'a yönelik “istediğimi yapacağını düşünüyorum” cümlesi de Türkiye'den bu süreçte bir rol üstlenmesinin beklediğini gösteriyor.
ABD, Suudi Arabistan'la askeri ilişkilerini ve bölgedeki varlığını sürdürürken yeni bir savaşın maliyetlerini doğrudan üstlenmek istemiyor. Özellikle İran'la devam eden savaş koşullarında Yemen'de yeni bir cephe açılmasının yaratacağı askeri ve ekonomik yük, Trump yönetiminin tercihlerini etkileyen başlıca etkenlerden biri. Suudi Arabistan ise yıllardır sürdürdüğü askeri müdahaleye rağmen Ensarullah'ı yenilgiye uğratamadı. Son saldırılar, Riyad'ın gelişmiş silah sistemlerine rağmen kendi topraklarındaki stratejik tesisleri korumakta da zorlandığını gösteriyor.
ABD'nin bölgesel hedeflerinden vazgeçmiş değil. Hazırlanılan müdahalenin maliyetlerini bölgede kolayca kontrol edebileceği müttefiklerine devrediyor. Türkiye açısından ise temel soru, Mekke İttifakı kapsamında üstlenilecek askeri yükümlülüklerin ülkeyi Yemen'de yıllardır devam eden savaşın ne ölçüde tarafı haline getireceği.