NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, 29 Eylül’de Litvanya Başbakanı Inga Ruginienė ile yaptığı görüşmeden sonra Baltık’taki askerî hazırlıkları açıkça sıraladı. Rutte, Litvanya’daki ileri kara kuvvetlerinin, Baltık Denizi’ndeki NATO mevcudiyetinin ve entegre hava-füze savunmasının güçlendirildiğini söyledi. “NATO, müttefik topraklarının her santimini her yönden gelecek tehdide karşı savunur” dedi
Reuters’ın 30 Eylül tarihli haberine göre Rusya, NATO’ya gönderdiği gayriresmî diplomatik belgede ittifakı Kaliningrad çevresindeki askerî faaliyetleri artırmakla suçladı. Reuters’ın gördüğünü iddia ettiği, ancak yayımlamadığı belgede Moskova, Kaliningrad’ı Rusya’nın geri kalanından ayırmaya yönelik herhangi bir girişime karşı nükleer silahlar dahil bütün askerî kapasitesini kullanmaya hazır olduğunu bildirdi. Belgenin varlığı ve içeriği, Belçika, İrlanda ve Birleşik Krallık’taki Rus elçiliklerinin açıklamalarıyla da desteklendi.
Bu uyarı, Baltık’taki gerilimin nereye kadar tırmanabileceği sorusunu yeniden gündeme getirdi. Kaliningrad, Rusya ana karasından ayrı bir bölge. Baltık Filosu ve hava savunma sistemleri burada konuşlu. NATO açısından bölgedeki Rus askerî kapasitesi, ittifakın Baltık’taki hareket serbestisini etkileyebilecek bir unsur. Moskova açısından ise Kaliningrad’ın savunulması ve bölgeye ulaşımın sürdürülmesi temel bir güvenlik meselesi.
Kaliningrad neden bu kadar önemli?
Kaliningrad, İkinci Dünya Savaşı’na kadar Königsberg adıyla Doğu Prusya’nın merkeziydi. Nazi Almanyası’nın yenilgisinden sonra Potsdam Konferansı, Königsberg ve çevresinin Sovyet yönetimine geçmesini kabul etti. Kentin adı Kaliningrad olarak değiştirildi.
Sovyetler Birliği döneminde bölgenin ana karadan kopukluğu bugünkü kadar önemli değildi. Litvanya, Letonya ve Estonya da Sovyetler Birliği içindeydi. Kaliningrad, Sovyet Baltık askerî düzeninin doğal parçasıydı.
Sovyetler Birliği 1991’de dağıldığında Kaliningrad Rusya’da kaldı, ancak çevresindeki siyasi harita değişti. Polonya 1999’da NATO’ya katıldı. Estonya, Letonya ve Litvanya ise 2004’te ittifaka girdi. Kaliningrad böylece NATO üyesi Polonya ve Litvanya arasında kaldı. Rusya’nın bölgedeki askerî varlığı ile ana karayla bağlantısı, Moskova’nın güvenlik hesaplarında daha önemli bir yer tutmaya başladı.
Kaliningrad’ın ulaşım meselesi, AB genişlemesi sırasında da gündeme geldi. Litvanya’nın AB’ye katılmasından önce, 2002’de AB ile Rusya arasında transit geçişi düzenleyen özel bir uzlaşmaya varıldı. 1 Temmuz 2003’te yürürlüğe giren sistem, Rus vatandaşlarının Litvanya üzerinden seyahatini kolaylaştırdı; sınır denetimlerini ise ortadan kaldırmadı. Bugün askerî gerilimle anılan bölgenin Rusya ana karasıyla bağlantısı, daha o dönemde diplomatik ve hukuki müzakerelerin konusu olmuştu.
Kaliningrad’ın bugünkü konumu, bu tarihsel dönüşümden bağımsız okunamaz. NATO’nun Baltık ülkelerindeki askerî varlığı arttıkça, Rusya Kaliningrad’daki kapasitesini daha merkezi hale getirdi. Rusya bu kapasiteyi büyüttükçe NATO da doğu kanadında yeni askerî hazırlıklar yaptı.
Rusya’nın askerî kaygıları yalnızca kara bağlantısıyla sınırlı değil. Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılması, Baltık Denizi’ndeki askerî dengeleri de değiştirdi. Rusya Deniz Kuvvetleri Başkomutanı Amiral Nikolay Yevmenov ile askerî bilimler doktorları V. V. Puçnin ve Y. V. Yeşçenko’nun Voyennaya Mysl (Askeri Düşünce) dergisinin 2023 yılı 5. sayısında yayımlanan makalesi, bu kaygıyı açıkça ortaya koyuyor.
Yazarlar, Baltık Denizi’nin “fiilen NATO’nun iç denizine dönüştüğünü” savunuyor. Kaliningrad’a ulaşım açısından önemli Finlandiya Körfezi’nin Estonya ve Finlandiya donanmaları tarafından, özellikle deniz mayınlarıyla kapatılabileceğini öne sürüyorlar. Böyle bir durumda Baltık Filosu’nun ana kuvvetlerinin tecrit edilebileceğini söylüyorlar. Bu, Rus askerî çevrelerinin olası bir çatışmayı nasıl değerlendirdiğini gösteriyor.
NATO genişlemesi ve değişen güvenlik dengesi
ABD Dışişleri Bakanı James Baker, 9 Şubat 1990’da çözülüşün zeminini hazırlayan dönemin Sovyet lideri Mihail Gorbaçov’la Almanya’nın birleşmesini görüşürken NATO’nun “bir inç bile doğuya” ilerlememesi formülünü kullandı.
Sovyet liderliğine Almanya’nın birleşmesi sırasında verilen siyasi güvenceler, sonraki yıllarda NATO’nun doğuya genişlemesini engelleyen genel bir hukuki anlaşmaya dönüşmedi. Moskova ise bu geçmişi, NATO genişlemesine yönelik itirazlarının dayanaklarından biri olarak gösterdi.
1997 tarihli NATO-Rusya Kurucu Senedi, iki tarafın ilişkilerini işbirliği temelinde kurmaya çalıştığı dönemin ürünüydü. NATO, yeni üyelerin topraklarında nükleer silah konuşlandırmak için “niyeti, planı ve nedeni olmadığını” açıkladı. Ancak genişlemeyi durduracak bir hüküm kabul etmedi.
Baltık ülkelerinin 2004’te NATO’ya katılmasıyla Kaliningrad’ın çevresindeki askerî ve siyasi koşullar değişti. Moskova, ittifakın doğuya genişlemesini kendi güvenliği açısından tehdit olarak gördü. NATO üyeleri ise üyeliği, Rusya’dan gelebilecek baskıya karşı güvence olarak savundu.
Bu arka plan, bugünkü gerilimi anlamak için gerekli; fakat tek başına yeterli değil. Rusya ile Ukrayna’ya arasında patlak veren savaş, Avrupa’daki güvenlik ortamını kökten değiştirdi. NATO ülkeleri doğu kanadındaki askerî hazırlıklarını artırırken Rusya da Baltık’taki kuvvetlerini ve erişim imkânlarını korumaya yöneldi. Tarafların bugünkü hesapları, hem eski anlaşmazlıkların hem de savaşın yarattığı yeni koşulların ürünü.
Moskova’nın yaklaşımı
Kaliningrad, NATO belgelerinde “erişimi engelleme ve bölgeden men” (A2/AD) kapasitesiyle bağlantılı olarak ele alınıyor. Kavram, füze, radar, hava savunması, mayın, denizaltı ve elektronik harp sistemleriyle karşı tarafın belirli bir bölgeye girişini ya da o bölgedeki hareketini zorlaştırmayı anlatıyor.
NATO’nun 2025 tarihli Alliance Maritime Strategy belgesi deniz erişimini güvenceye alma, seyir serbestisini koruma ve rakibin erişimi engelleme kapasitesini etkisizleştirme hedeflerini öne çıkarıyor. Kaliningrad’daki Rus sistemleri, bu hedeflerin Baltık’taki askerî planlamaya nasıl yansıdığını gösteren örneklerden biri.
Rusya’nın 2022 tarihli Deniz Doktrini ise NATO’nun askerî altyapısını Rusya sınırlarına doğru genişletmesini tehdit olarak tanımlıyor. Doktrin, Baltık Filosu’nun kapasitesinin ve üs ağının geliştirilmesini de hedefler arasında sayıyor. Kaliningrad’a Ust-Luga ve St. Petersburg üzerinden feribot bağlantısının güvenceye alınması da belgede yer alıyor.
Moskova’nın hesabında iki mesele birlikte duruyor: Kaliningrad’da konuşlu askerî sistemlerin korunması ve bölgenin Rusya ana karasıyla bağlantısının kesilmemesi. NATO’nun deniz erişimi ve hareket serbestisi hedefleriyle Rusya’nın bölgeye ulaşım kaygısı, aynı coğrafyada karşı karşıya geliyor. Tarafların askerî kapasitesini büyütmesi, bu ihtimalleri askerî planlama ve propaganda alanının sürekli başlıkları haline getiriyor.
Suwałki Koridoru
Polonya ile Litvanya arasındaki Suwałki Koridoru, NATO’nun Baltık ülkelerine kara yoluyla ulaşmasını sağlayan başlıca takviye güzergâhı. Olası bir çatışmada asker, mühimmat ve yakıt sevkiyatının bu hattan yapılması, koridoru ittifakın doğu kanadındaki planları açısından kritik hale getiriyor.
Mayıs 2025’te Polonya ile Litvanya’nın düzenlediği Gallant Boar 25 (Cesur Domuz 25) tatbikatına iki ülkenin piyade tugayları ve diğer NATO ülkelerinden 800’den fazla asker katıldı. Birlikler, savunma keşfinin yanı sıra askerî araçların hareketini, mühimmat ve ikmal stoklarının yenilenmesini çalıştı. Tatbikatın amacı, Suwałki bölgesinde çıkabilecek bir krize hızlı ve eşgüdümlü karşılık verebilmekti.
Hazırlıklar 2026’da da sürdü. NATO’nun haziran ayında duyurduğu Freedom Shield 26 (Özgürlük Kalkanı 26) tatbikatında sekiz müttefik ülkeden 2.900 asker ve 800 araç yer aldı. Tatbikat, Almanya’nın Litvanya’da kalıcı olarak konuşlandırdığı 45. Zırhlı Tugay’ın geniş çaplı muharebe eğitimine katıldığı ilk faaliyetlerden biriydi. Almanya, 2027 sonuna kadar Litvanya’da yaklaşık 4.800 asker ve 200 sivil personel bulundurmayı planlıyor.
Litvanya’nın 2026 savunma bütçesi de bu hazırlıkların ölçeğini gösteriyor: Vilnius, savunmaya 4,8 milyar avro, yani millî gelirinin yüzde 5.38’i kadar kaynak ayırıyor. Bütçede ulusal tümen kurulması, silahlı kuvvetlerin modernizasyonu ve Alman tugayı için altyapı geliştirilmesi öne çıkıyor.
Bu hazırlıkların karşısında Rusya’nın Kaliningrad’daki kuvvet yapılanması bulunuyor. Litvanya Savunma Bakanlığı’nın 6 Şubat 2026 tarihli National Threat Assessment 2026 (Ulusal Tehdit Değerlendirmesi 2026) raporu, Rusya’nın Kaliningrad’daki deniz piyade tugayını tümen seviyesine çıkarmayı planladığını ve bölgedeki askerî altyapısını geliştirdiğini belirtiyor. Rapora göre Ukrayna’daki savaş, Rusya’nın Kaliningrad’da bulundurabildiği kara kuvvetlerini geçici olarak zayıflattı. Ancak bu durum, Moskova’nın bölgedeki askerî yapılanmasını genişletme hedefinden vazgeçtiği anlamına gelmiyor.
Suwałki çevresindeki tatbikatlar ve kalıcı konuşlanmalar, NATO’nun Baltık ülkelerine takviye ulaştırma kapasitesini güçlendirmeye çalıştığını gösteriyor. Rusya’nın Kaliningrad’daki kuvvetlerini yeniden yapılandırması ise bu hattın askerî planlamadaki önemini koruyor. Bu veriler bölgedeki karşılıklı hazırlığı ortaya koyuyor
Avrupa yeniden silahlanıyor: ReArm Europe ve Readiness 2030
ABD’nin Avrupa’daki askerî rolü değişiyor. ABD’nin 2022 National Defense Strategy – NDS (Ulusal Savunma Stratejisi), Çin’i başlıca stratejik rakip, Rusya’yı ise uluslararası düzen açısından “akut tehdit” olarak tanımlıyordu. 2026 NDS’de Rusya, NATO’nun doğu üyeleri için “kalıcı fakat yönetilebilir” bir tehdit olarak ele alınıyor; Vaşington’un önceliği ABD ana karasının savunulması ve Çin’in Hint-Pasifik’te caydırılması olarak belirleniyor. Belge, Avrupa’nın konvansiyonel savunmada birincil sorumluluğu üstlenmesini istiyor. Bu, ABD’nin Avrupa’dan bir anda çekilmesi değil, askerî yükün ve maliyetin daha büyük bölümünü Avrupalı müttefiklerine devretmesi anlamına geliyor. Rusya ise Ukrayna savaşıyla Avrupa güvenliğinin merkezindeki askerî tehdit konumunu korurken Vaşington'un küresel stratejisinde Çin’in gerisine düşüyor. Avrupa’nın yeniden silahlanma programları bu değişen öncelikler içinde şekilleniyor.
Vaşington Avrupa’dan savunmaya daha fazla kaynak ayırmasını ve konvansiyonel askerî yükün daha büyük bölümünü üstlenmesini istiyor. ABD’nin Avrupa’daki varlığını tümüyle çekmesi söz konusu değil. Ancak bu yönelim, Avrupa devletlerinin daha fazla asker, mühimmat ve hava savunma kapasitesi sağlamasını; savunma harcamalarını artırmasını gerektiriyor.
AB de bu dönüşümü bir dizi belge ve finansman aracıyla yürütüyor. Avrupa Komisyonu ve AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi’nin 19 Mart 2025’te yayımladığı White Paper for European Defence – Readiness 2030 (Avrupa Savunması Beyaz Kitabı), bu politikanın stratejik çerçevesini çiziyor. Belge, Avrupa’nın savunma kapasitesindeki açıkları kapatmayı, Ukrayna’ya desteği sürdürmeyi ve Avrupa savunma sanayisini büyütmeyi hedefliyor. Aynı gün açıklanan ReArm Europe Plan/Readiness 2030 ise bu hedefler için kullanılacak finansman ve politika araçlarını ortaya koyuyor. AB, plan kapsamında 2030’a kadar 800 milyar avroya kadar savunma harcamasının harekete geçirilebileceğini öngörüyor
AB’nin 2025’te sunduğu Defence Readiness Roadmap 2030 (Savunma Hazırlığı Yol Haritası 2030) da bu politikanın uygulama takvimini belirliyor. Belgede Doğu Kanadı Gözetleme Girişimi (Eastern Flank Watch), Avrupa İHA Savunma Girişimi (European Drone Defence Initiative), Avrupa Hava Kalkanı (European Air Shield) ve Avrupa Uzay Kalkanı (European Space Shield) gibi projeler yer alıyor. Hedef, üye devletlerin savunma kapasitesini artırmak ve Avrupa çapındaki askerî hareketliliği hızlandırmak.
Avrupa savunma sanayisine ilişkin bir diğer belge, European Defence Industry Programme (EDIP) (Avrupa Savunma Sanayii Programı). AB Konseyi programı Aralık 2025’te kabul etti. EDIP, 2025-2027 dönemi için 1,5 milyar avroluk hibe öngörüyor; bunun 300 milyon avrosu Ukrayna’ya destek için ayrılıyor.
Bu belgeler bir arada okunduğunda Avrupa’nın yalnızca savunma bütçelerini artırmadığı görülüyor. Ortak alım, kredi, sanayi desteği ve askerî hareketlilik politikalarıyla savunma üretiminin ölçeği de büyütülmek isteniyor. AB bunu Avrupa’nın kendi güvenliğini sağlama kapasitesini artırmak olarak sunuyor. Ancak bu politikanın ekonomik sonucu da açık: Devlet kaynaklarının daha büyük bölümü silah üretimine ve askerî altyapıya yöneliyor.
Almanya bu dönüşümün başlıca aktörlerinden biri. Berlin’in 2023 tarihli Defence Policy Guidelines for the Zeitenwende (Tarihsel Dönüm Noktasında Savunma Politikası Yönergeleri) belgesi, Bundeswehr’in odağını ulusal ve kolektif savunmaya döndürmeyi ve Almanya’yı NATO’nun caydırıcılık kapasitesinin temel dayanaklarından biri haline getirmeyi hedefliyor. Ukrayna savaşından sonra Almanya’nın Litvanya’da kalıcı tugay konuşlandırma planı da bu değişimin Baltık’taki somut örneklerinden biri.
ABD Avrupa güvenliğindeki liderliğini bırakmıyor; ancak Avrupa devletlerinden daha fazla askerî ve mali sorumluluk almalarını istiyor. AB’nin ReArm Europe/Readiness 2030 planı, SAFE kredileri ve EDIP gibi programlar, bu yükün Avrupa içinde nasıl karşılanacağını şekillendiriyor. Aynı zamanda Avrupa savunma sanayisi için uzun vadeli üretim ve yatırım alanları açıyor.
Savaş düzeni kuruluyor
Baltık’taki askerî yığınağı yalnızca Rusya "tehdidiyle" açıklamak mümkün değil. Ukrayna, 2014’teki Maydan sürecinden sonra Rusya’ya karşı bir cepheye dönüştürüldü. NATO’nun Ukrayna’yı ittifaka alma ısrarı, 2022’de başlayan savaşın başlıca nedenlerinden biri oldu. Savaş Avrupa’ya ağır ekonomik ve toplumsal maliyetler yüklerken Trump yönetiminin ikinci döneminde ABD ile Avrupa arasındaki çıkar ayrılıkları da büyüdü.
ABD, Avrupa’nın savunma yükünü daha fazla üstlenmesini istiyor. Avrupalı devletler ise Rusya’ya karşı askerî kapasitelerini artırırken ABD’ye bağımlılıklarını azaltmaya çalışıyor. AB’nin Readiness 2030 programı bu politikanın somut adımlarından biri. Yeniden silahlanma artık geçici bir önlem olarak değil, uzun vadeli bir program olarak yürütülüyor.
Bu politikanın kazananları arasında silah tekelleri var. Mühimmat, füze sistemleri ve askerî altyapı için ayrılan kamu kaynakları savunma sanayisine aktarılıyor. Silahlanmaya ayrılan her yeni kaynak, toplumun sağlık, eğitim ve barınma gibi ihtiyaçları için kullanılabilecek kaynakların da azalması anlamına geliyor.
Kaliningrad, bu askerî rekabetin merkezindeki bölgelerden biri. Rusya bölgedeki askerî varlığını ve ulaşım bağlantılarını korumaya çalışırken NATO, Baltık ülkelerine takviye ulaştırma ve Rusya’nın bölgedeki askerî hareket alanını sınırlama hazırlıklarını artırıyor. Ancak NATO’nun Kaliningrad’ı ele geçirmeye yönelik ilan edilmiş bir planı ya da Rusya’nın Suwałki Koridoru’na saldırı kararı olduğuna dair mevcut belgelerde kanıt yok.
Baltık’taki gelişmeler, Avrupa’nın yeniden silahlanmasının ve emperyalist güçler arasındaki çelişkilerin birbirinden ayrı olmadığını gösteriyor. Askerî yığınak büyüdükçe çatışma riski de artıyor.