Temmuz ayında İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasının ardından yaşanan petrol krizine çözüm arayışları kapsamında, Kerkük-Baniyas Boru Hattı’nın rehabilitasyonu için oluşturulan konsorsiyum bir mutabakat imzaladı. Irak’tan Suriye’ye uzanan hattın yeniden faaliyete geçirilmesi için oluşturulan konsorsiyumda Kaliforniya merkezli yatırım grubu TI Capital, ABD’li Chevron ve Katar merkezli UCC Holding yer alıyor.
Reuters’tan Feras Dalatey’in haberine göre ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye ile Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, TI Capital’in sahibi Ziad Ghandour ile uzun süredir yakın bir ticari ilişki içerisinde. Barrack’ın TI Capital’in iştiraklerinde yatırımları bulunuyor ve bu yatırımlardan mali çıkar sağlıyor.
Barrack ve TI Capital arasındaki ilişki ne?
Barrack, diplomatik görevler üstlenmeden önce Mart 2025’te ABD Kamu Etik Ofisine (U.S. Office of Government Ethics) sunduğu mali bildirimde, TI Capital tarafından yönetilen ve Ghandour’un başında bulunduğu ACD-TI Oakley Investment LLC adlı şirkette öz sermaye payına sahip olduğunu bildirmişti.
Barrack’ın San Francisco çevresinde büyük bir konut projesi geliştiren şirketteki hisse oranı belgelerde açıklanmıyor. Ancak mali bildirimde yer alan bilgiler, Barrack’ın projeden elde edilecek kârın en az yüzde 20’sine karşılık gelen bir kazanç sağlayabileceğine işaret ediyor.
Barrack, mayıs ayında Los Angeles’ta düzenlenen Milken Institute Global Conference’ta Kerkük-Baniyas projesi için TI Capital’i önermişti. Barrack ve Ghandour, aynı konferansta Ortadoğu’da yeni enerji tedarik hatlarına duyulan ihtiyacın ele alındığı özel bir panele de katıldı.
İkili arasındaki ticari ilişki ise en az 2020’ye uzanıyor. Barrack ve Ghandour, 2020 yılında 250 milyon dolarlık bir özel amaçlı satın alma şirketi (SPAC) kurmuştu. Ancak Barrack’ın bir yıl sonra Birleşik Arap Emirlikleri adına kayıtsız temsilcilik yapmakla suçlanmasının ardından şirket feshedildi.
Barrack ve Ghandour’un ABD Başkanı Donald Trump’la da yakın ilişkileri bulunuyor. Trump’ın ikinci döneminde, 2025 itibarıyla Ortadoğu politikasında önemli görevler üstlenen Barrack ile seçim döneminde Trump’a mali destek sağlayan iş ortağı Ghandour’un bölgedeki enerji projelerinde artan etkisi, söz konusu ilişkileri yeniden gündeme getiriyor.
Kerkük-Baniyas Boru Hattı ve geçmişi
Kerkük-Baniyas Boru Hattı, uzun yıllar Irak petrolünün Suriye üzerinden Akdeniz’e taşınmasında kullanıldı. 1980’lerde faaliyetinde aralıklı kesintiler yaşanan hattın kullanımı, 2003’te ABD’nin Irak’ı işgaliyle sona erdi.
Ancak bu yıl İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik askerî saldırıları ve yaptırımlarına karşılık İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasının ardından hattın yeniden faaliyete geçirilmesine yönelik planlar tekrar gündeme geldi.
Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının ardından dünya genelinde petrol fiyatlarının yükselmesi, tahminlere göre tamamlanması dört yıl sürecek ve yaklaşık 15 milyar dolara mal olacak projenin yeniden gündeme alınmasında etkili oldu. Irak petrolünün Akdeniz’e ulaştırılması, Hürmüz Boğazı’nı devre dışı bırakan alternatif bir enerji güzergâhı oluşturma potansiyeli taşıyor.
Barrack kimdir?
ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye ile Irak Özel Temsilcisi Barrack, aynı zamanda milyarder bir iş insanı. Trump yönetiminin yeni dış politika yaklaşımı doğrultusunda Ortadoğu’da önemli yetkiler üstlenen Barrack, daha önce bölgeye ilişkin “Ortadoğu diye bir şey yok. Aşiretler ve köyler var”, “1919’dan beri ulus devletler tarafından engellenmiş durumdayız. Her devletin farklı bir hükümet türü tarafından yönetilmesi fikri pek iyi işlemedi” ve “Türkiye için en iyi sistem Osmanlı millet sistemidir” gibi açıklamalarda bulundu.
Barrack’ın diplomatik görev alanındaki bölgede büyük enerji projelerinde kendi iş çevresiyle bağlantılı şirketlerin öne çıkması, diplomatik konumu ile ticari ilişkileri arasındaki ilişkiye dair tartışmaları beraberinde getiriyor.
Kerkük-Baniyas projesinde TI Capital’in üstlendiği rol de bu nedenle yalnızca bir enerji yatırımı olarak değerlendirilemiyor.
Barrack’ın Ghandour’la yıllara yayılan ticari ilişkisi ve TI Capital bağlantılı yatırımları, Trump yönetiminin bölge politikasının enerji güzergâhlarının yeniden şekillendirilmesi ve bu süreçte ABD sermayesinin konumuyla ilişkisini de gözler önüne seriyor.