Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'in Ukrayna-Rusya savaşına dair ABD’nin ve Trump’ın tutumuna ilişkin kullandığı “Başkan Trump’ın bizim tarafımızı değil, diğer tarafı seçmesi acı verici” ifadesi, ABD’nin ve özellikle ikinci Trump yönetiminin Ukrayna-Rusya savaşındaki tutumlarına yeniden değinmek için faydalı bir zemin oluşturuyor.
İkinci Trump Dönemi
Donald Trump’ın ABD’nin 47. başkanı olarak yeniden göreve geldiği tarih 20 Ocak 2025. Bundan 23 gün sonra, 12 Şubat’ta Trump, Rusya lideri Vladimir Putin ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinin ardından olası bir barış anlaşmasına yönelik ilk görüşmesini gerçekleştirdiğini açıkladı. Ukrayna ve Avrupa Birliği (AB) ise görüşmelerin Ukrayna’nın katılımı olmadan gerçekleşmesine dair endişelerini dile getirdi.
İlerleyen süreçte, 18 Şubat’ta Suudi Arabistan’ın Riyad kentinde ABD ve Rusya taraflarının katılımıyla gerçekleşen görüşmelerde Ukrayna’dan temsilci bulunmaması, bu konudaki endişelerin haklılık payı olduğunu da gösterdi. 28 Şubat’ta ise Trump ve Zelenskiy arasında tarafların tavırları, giyim tarzları ve vücut dilleri gibi başlıklar üzerinden yoğun medya görünürlüğüyle karşılanan bir görüşme gerçekleşti. Beyaz Saray’da gerçekleşen görüşmenin ardından ABD hükümetinin Ukrayna’ya yönelik askeri yardımı ve istihbarat paylaşımını askıya aldığı iddia edildi. Ukrayna yönetimi ise, bilgi paylaşımının devam ettiğini savunuyor. 19 Şubat'ta ise Trump, Truth Social isimli sosyal medya platformunda Zelenskiy’i "Seçim yapılmayan bir diktatör" olarak niteledi.
11 Mart’ta Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde gerçekleşen görüşmelerde Ukrayna tarafı, Rusya’nın da kabul etmesi şartıyla 30 günlük ateşkesi kabul etti. 18 Mart’ta ise Trump, Ukrayna ve Rusya’nın enerji ve altyapı hedeflerini kapsayan bir ateşkeste anlaştıklarını duyurdu. Putin, önerilen 30 günlük ateşkesi değil, daha dar kapsamlı bir ateşkesi kabul etti ve askeri yardım ile istihbarat paylaşımına dair şartlar sundu.
Takip eden günlerde taraflar arasında esir takası gerçekleşti ve taraflar birbirlerini enerji tesislerine saldırmakla suçladı. 19 Mayıs’ta ise Trump, tarafların ateşkes görüşmelerine hazır olduğunu duyurdu. Putin ile yaptığı görüşmenin ardından Trump, Rusya’ya karşı AB tarafından önerilen yaptırımları uygulamaya henüz hazır olmadıklarını belirtti.
Putin ve Trump, 15 Ağustos’ta Alaska’nın Anchorage kentinde buluştu. Görüşmeden bir barış veya ateşkes anlaşması çıkmadı; Ukrayna tarafı da görüşmeye katılmadı. Üç gün sonra Trump, Beyaz Saray’da Zelenskiy ve diğer Avrupalı liderlerle görüştü. Görüşmenin ardından Trump, Putin’le yaptığı telefon görüşmesi sonrasında iki lider arasında ikili, ardından da üçlü bir görüşme düzenlemek için girişimlere başladığını açıkladı. Trump, ateşkesin barış anlaşması için bir ön koşul olmadığını söyledi. Bu tutum Putin’in yaklaşımıyla örtüşürken Fransa ve Almanya gibi ülkeler, görüşmelerin başlaması için acil ateşkes çağrısını yineledi.
25 Kasım 2025’te Trump, Ukrayna’nın önerilen barış anlaşmasını kabul etmesi için belirlenen kesin tarihten geri adım attı. 30 Ocak 2026’da ise Trump’ın talebi doğrultusunda taraflar, enerji altyapısına yönelik saldırılara ara verdiklerini duyurdu. Ancak ateşkesin süresi konusunda mutabakat sağlanamadı. Ukrayna tarafı bir haftalık ateşkesten bahsederken Rusya tarafı, 1 Şubat’ta sona erecek bir ateşkesi tanımladı. Aynı süreçte enerji dışındaki altyapılara yönelik saldırılar da devam etti.
Şubat ayı boyunca ana akım medya organlarında, Ukraynalı ve ABD’li yetkililerin önce mart ayında, ardından da yaza kadar bir barış anlaşmasına ulaşılmasına yönelik beklentileri aktarıldı. Bu arada taraflar, yaza kadar aralıklarla gerçekleşen ateşkesleri birbirlerinin ihlal ettiğini öne sürdü.
5-6 Eylül tarihlerinde ABD’li elçiler önce Rusya, ardından Ukrayna taraflarıyla görüştü. İran’da yaşanan gelişmeler nedeniyle durağanlaşan sürecin yeniden başladığına işaret eden bu görüşmeler, kayda değer bir sonuç üretmedi.
"Bence Ukrayna’nın yeni bir başkan edinmesinin zamanı geldi"
10 Ekim'de Trump "Bence Ukrayna’nın yeni bir başkan edinmesinin zamanı geldi" şeklinde bir açıklamada bulundu. Zelenski’yi Rusya’nın petrol rafinerilerine yönelik Ukrayna saldırıları üzerinden eleştirdi ve daha önce barış anlaşması yapılabileceğini savundu.
11 Ekim’de Trump, iktidarı boyunca artık alışılmış hale gelen biçimde, sosyal medya üzerinden bir enerji ateşkesi duyurdu. Ateşkesi, Ukrayna ve Rusya taraflarının ikisi de hemen doğrulamadı. Zelenskiy, yaptığı açıklamada Ukrayna’nın ateşkese olumlu baktığını ancak Rusya’nın tutumunu gözlemleyerek hareket edeceklerini belirtti ve Rusya’nın enerji tesislerine saldırmaya devam ettiğini öne sürdü.
Devam eden günlerde Trump, Rusya ile dizel yakıt tedarik anlaşmasını savunurken İngiltere, Ukrayna’ya desteğini duyurdu ve askeri yardımlarının devam edeceğini açıkladı.
14 Ekim’de ise Zelenskiy, ABD ile Rusya arasındaki ilişkiye dair yazının başında değindiğimiz “Başkan Trump’ın bizim tarafımızı değil, diğer tarafı seçmesi acı verici” ifadelerini kullandı. Bu açıklamadan bir gün sonra, 15 Ekim’de ise Zelenskiy, geçici duraklamanın ardından Ukrayna’nın Rusya’nın enerji altyapısına yönelik saldırılarına devam edeceğini duyurdu ve Rusya’ya yönelik yaptırımların artırılmasını talep etti.
ABD’nin dış politikası değişiyor mu?
ABD’nin, özellikle Trump iktidarıyla birlikte, bölgede bir gücü değil, süreğen savaş ilişkilerinin kendisinin çıkarına olacak şekilde kısa sürede sonuçlanmasını istediği görülebiliyor. Bu konuda Trump yönetiminin iki tarafla da kurduğu ilişkinin, İdeo’da daha önce sıkça dile getirilen ve “Yeni Monroe Doktrini” olarak da ifade edilebilecek paradigmayla bağlantısı var.
Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte ABD, siyaseten ve askerî olarak Amerika kıtasına çekilmek istiyor. Ancak bunu, dünyanın geri kalanında kendi çıkarlarını savunacak taşeron siyasal hareketler bırakarak gerçekleştirmeyi planlıyor. Suriye’de HTŞ yönetiminin, İsrail’in ve Türkiye’nin bölge siyasetindeki rolü çekilmeye; Meksika, Küba, Venezuela, Kolombiya ve Grönland’a ilişkin gelişmeler ise Amerika kıtasına odaklanma talebine işaret ediyor.
Bu bağlamda, Rusya-Ukrayna savaşında yaşanan gelişmelerde de bu paradigmanın etkisi kendini gösteriyor. Ukrayna, Grönland gibi, bu paradigmanın bir sonucu olarak Avrupa'yla girilen çatışmanın bir göstergesi oluyor.
Bir diğer deyişle ABD, bölgedeki çıkarları doğrultusunda hareket ederken kendisine güvenen Ukrayna’nın yarı yolda bırakıldığını düşünmesine neden oluyor. Bu, bölgemizde emperyalizmle iş birliği içine giren öznelerde de gördüğümüz bir tutum. Bu örnekler, emperyalizme güvenmenin sonucunun yıkım olduğunu tekrar gösteriyor.