Almanya’nın başkenti Berlin’de 20 Eylül’deki eyalet seçimlerinden yüzde 25,7 oyla açık ara birinci parti olarak çıkan Die Linke, iktidar yolunda ilk büyük tavizini verdi. Parti, SPD ve Yeşiller’le 8 Ekim’de başlayan koalisyon ön görüşmeleri öncesinde, “Berlin Mutabakatı” adı verilen ortak bir antisemitizm metni imzaladı. Koalisyon kurulursa Die Linke’nin meclis grubu eş başkanı Elif Eralp, Berlin’in Die Linke’den çıkan ilk belediye başkanı olabilecek.
Die Zeit’in tam metnini yayımladığı mutabakat, yalnızca antisemitizmle mücadeleyle sınırlı kalmıyor. Metin, Filistin dayanışmasının Berlin’deki hemen her biçimini hedef alan taahhütler içeriyor.
“İsrail’in var olma hakkı pazarlık konusu edilemez”
Metinde İsrail’in var olma hakkının “pazarlık konusu edilemez” olduğu vurgulanıyor ve Senato üyeleri ile partilerin tüm görev ve mandat sahiplerinin, İsrail’in var olma hakkının sorgulanmadığı bir kentin güvencesi olacağı belirtiliyor. Mutabakat, Aksa Tufanı Operasyonu'nu “açık bir dille” kınarken Gazze için yalnızca Filistinli sivillerin maruz kaldığı “acı, sıkıntı ve yıkımı gördüklerini” söylemekle yetiniyor. Metinde “soykırım” kelimesi geçmiyor.
BDS’ye ret
Mutabakat, İsrail’e yönelik “BDS kampanyası gibi genel boykot ve ayrım gözetmeyen yaptırım çağrılarını” açıkça reddediyor. BDS (Boykot, Yatırımların Geri Çekilmesi, Yaptırımlar), Filistinli örgütlerin 2005'te başlattığı ve İsrail’i işgale son vermeye zorlamak için Güney Afrika’daki apartheid karşıtı boykot hareketini örnek alan bir uluslararası kampanya. Bu araç, böylece Berlin’in olası sol hükümetinin de karşı çıktığı bir yöntem haline geliyor.
Metin, bar, kulüp ve diğer kamusal mekânlardaki “No Zionists welcome” (Siyonistler istenmiyor) gibi sloganları da “kabul edilemez” ilan ediyor. Böylece bir siyasi ideoloji olan Siyonizme karşı çıkmak, fiilen bir dışlama ve ayrımcılık biçimi olarak tanımlanıyor. Mutabakat ayrıca Berlin üniversiteleri ile İsrail üniversiteleri arasındaki bilimsel işbirliklerinin sürdürüleceğini taahhüt ediyor. Bu durum, Gazze’deki saldırılar sürerken akademik boykot çağrılarına kapıyı kapatıyor.
Polise ve istihbarata yeni yetki, üniversitelere “ev sahibi hakkı”
Mutabakatın belki de en çarpıcı bölümü, bir sol partinin imzasını taşıyan güvenlik taahhütleri. Partiler, polis ile Almanya’nın iç istihbarat teşkilatı Anayasayı Koruma Dairesi’ni (Verfassungsschutz) “Berlin’deki Yahudi yaşamını koruma görevlerinde güçlendirme” sözü veriyor. Bu teşkilat, Almanya’da uzun süredir sol örgütleri ve Filistin dayanışması gruplarını gözetim altında tutmasıyla biliniyor.
Metin ayrıca Berlin üniversitelerinden “ev sahibi hakkını (Hausrecht) tutarlı biçimde kullanmalarını” bekliyor. Bu ifade, son iki yılda Berlin kampüslerinde Gazze dayanışma kamplarının ve işgallerinin polis müdahalesiyle dağıtılmasına dayanak olan yetkiye işaret ediyor.
Kurallara uymayan üyelere ihraç
Mutabakat, parti içi muhalefete karşı da bir mekanizma kuruyor. Metne göre bu ilkeleri ihlal eden üyeler hakkında grupların kendi prosedürleri işletilecek ve yaptırımlar “üyelikten ihraca kadar” gidebilecek. Koalisyon ortaklarından herhangi birinin talebi üzerine, “Berlin kent toplumundan özel uzmanlığa sahip” üç kişiden oluşan bir kurul, koalisyon partilerindeki “antisemitik olayları” değerlendirecek. Böylece Die Linke üyelerinin İsrail’e yönelik eleştirilerinin sınırını, partinin kendisi değil, koalisyon ortaklarının da söz sahibi olduğu dışarıdan bir kurul belirleyebilecek.
Sağı tavizler de memnun etmedi
Die Linke’nin bütün bu tavizleri, partiyi baskı altında tutanları ikna etmeye de yetmedi. ZDF’nin aktardığına göre Berlin CDU’sunun lideri Stefan Evers, mutabakatı “Linke’nin antisemitizm sorununu örtmeye yarayan bir incir yaprağı” olarak nitelendirdi. Alman-İsrail Derneği Başkanı Volker Beck metni “bol lirik, az netlik” diye eleştirirken, Yeşiller’in federal eş başkanı Franziska Brantner Die Linke’den kişisel sonuçlar, yani isim bazında tasfiye talep etti.