Somali'de ülkenin siyasi geleceğini belirleyen gelişmeler, yalnızca merkezi hükümet ile bölgesel yönetimler arasındaki anlaşmazlıklardan ibaret değil. Askerî üsler, limanlar, deniz ulaşım güzergâhları ve enerji kaynakları etrafında şekillenen ilişkiler, Somali’nin egemenlik alanını da tartışmaya açıyor. Yabancı güçlerin güvenlik ve kalkınma iş birliği başlıkları altında yürüttüğü faaliyetler, ülkenin siyasi ve ekonomik geleceği üzerinde söz sahibi olma mücadelesiyle birlikte ilerliyor.
ABD, Somali’nin kuzeyindeki Puntland bölgesinin liman kenti Bosaso’da askerî varlığını genişletmeye hazırlanıyor. Puntland yönetimiyle yürütülen anlaşma kapsamında planlanan tesisin hava operasyonları, istihbarat faaliyetleri ve deniz güvenliği çalışmalarında kullanılması öngörülüyor. ABD’nin bölgede yeni bir yerel silahlı güç oluşturmayı ve istihbarat faaliyetlerini genişletmeyi hedeflemesi de gündemde.
Aden Körfezi kıyısında bulunan Bosaso, Afrika Boynuzu ile Arap Yarımadası arasındaki deniz ulaşımı bakımından stratejik bir konumda bulunuyor. Yemen’e uzanan güzergâhlar ve Kızıldeniz’e açılan deniz yolları, bölgeyi uluslararası ticaretin yanı sıra askerî hareketlilik açısından da önemli kılıyor. ABD’nin Bosaso’daki varlığını genişletmesi, Washington’a yalnızca Somali’deki silahlı gruplara karşı operasyon yürütme olanağı sağlamıyor; aynı zamanda Kızıldeniz ve Aden Körfezi çevresindeki gelişmelere daha doğrudan müdahil olabileceği bir konum kazandırıyor.
Puntland yönetimiyle yürütülen doğrudan askerî temaslar, Somali federal hükümetinin yetkileri bakımından da önem taşıyor. Yabancı güçlerin ülkenin bölgesel yönetimleriyle ayrı güvenlik anlaşmaları geliştirmesi, merkezi yönetimin ülke toprakları üzerindeki denetimini ve dış ilişkilerdeki yetkisini tartışmalı hâle getiriyor. Böylece askerî iş birliği adı altında kurulan ilişkiler, Somali’nin iç siyasi dengeleri üzerinde etkili olabilecek yeni güç merkezleri yaratıyor.
Türkiye’nin askerî ve ekonomik varlığı büyüyor
ABD’nin kuzeydeki askerî faaliyetlerini genişlettiği dönemde Türkiye, Somali’deki en kapsamlı dış ortaklıklardan birini sürdürüyor. Mogadişu’da kurulan TURKSOM askerî eğitim merkezi üzerinden Somali ordusuna eğitim ve teçhizat desteği sağlanırken Türkiye, liman ve havalimanı işletmeciliği, altyapı yatırımları ve enerji arama faaliyetleriyle de ülkedeki varlığını genişletiyor.
Türkiye’nin Somali’deki faaliyetleri son dönemde doğrudan iç siyasi çatışmalarla da ilişkili olmaya başladı. Eylül 2026’da Baidoa çevresinde yaşanan çatışmalarda Türkiye’ye ait F-16 savaş uçaklarının hükümet güçlerine destek amacıyla kullanıldığı öne sürüldü. Bunun üzerine muhalif çevreler, Türk askerî imkânlarının ülke içindeki siyasi mücadelede kullanıldığını iddia ederken saldırıların sorumluluğu ve ayrıntıları konusunda farklı açıklamalar yapıldı. Bu gelişme, Türkiye’nin Somali’deki askerî ortaklığının ülkenin iç siyasi dengelerinden bağımsız olmadığını ortaya koydu.
Türkiye’nin ülkedeki varlığı askerî eğitim ve güvenlik desteğiyle sınırlı kalmıyor. Petrol ve doğal gaz arama faaliyetleri, deniz sahalarına yönelik çalışmalar ve uzay teknolojileri için planlanan yatırımlar, ilişkilerin ekonomik ve stratejik boyutunu genişletiyor. Somali’nin enerji kaynakları ve deniz yetki alanları, Ankara açısından uzun vadeli bir hakimiyet hedefinin önemli unsurlarını oluşturuyor.
Bu tablo, Türkiye’nin Somali’deki faaliyetlerinin yalnızca iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler üzerinden değerlendirilemeyeceğini gösteriyor. Askerî iş birliği, ekonomik yatırımlar ve stratejik altyapı projeleri birbirini tamamlayan alanlar olarak ilerliyor. Ülkenin güvenlik politikalarında belirleyici bir konum kazanan Türkiye, aynı zamanda Somali’nin ekonomik kaynaklarına ve deniz sahalarına erişim bakımından da önemli bir aktör hâline geliyor. Ancak bu ortaklığın yerel siyasi çatışmalarla kesişmesi, dış desteğin hangi siyasi güçleri güçlendirdiği ve Somali halkının çıkarlarının bu ilişkilerde ne ölçüde gözetildiği sorularını gündeme getiriyor.
İsrail’in Somaliland hamlesi
Somali’deki güç mücadelesinin bir diğer ayağını İsrail’in Somaliland ile ilişkileri oluşturuyor. İsrail, 26 Aralık 2025’te Somali’den 1991’de ayrıldığını ilan eden Somaliland’i bağımsız bir devlet olarak tanıyan ilk ülke oldu. Karar, Somali federal hükümetinin toprak bütünlüğüne yönelik bir müdahale olarak değerlendirildi. İsrail yönetimi ise Somaliland ile ekonomi, tarım, sağlık, teknoloji ve güvenlik alanlarında iş birliği geliştirmeyi hedeflediğini açıkladı.
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar’ın Ocak 2026’da Somaliland’in başkenti Hargeisa’yı ziyaret etmesinin ardından diplomatik temaslar yoğunlaştı. Haziran ayında Somaliland Cumhurbaşkanı Abdirahman Mohamed Abdullahi’nin İsrail’i ziyaret etmesiyle iki taraf arasındaki ilişkiler yeni bir aşamaya taşındı. Güvenlik, ticaret, yatırım ve deniz ulaşımının korunması, görüşmelerin öne çıkan başlıkları arasında yer aldı.
Somaliland’in konumu, Aden Körfezi ve Kızıldeniz’deki gelişmeleri izlemek isteyen güçler açısından önem taşıyor. Yemen’deki çatışmalar ve Sana hükümetinin (Ensarullah) İsrail'in deniz ulaşımını hedef alması, bölgedeki askerî hareketliliği artırırken İsrail’in Somaliland ile ilişkilerini geliştirmesi Tel Aviv’e Afrika Boynuzu’nda yeni bir diplomatik ve stratejik hareket alanı açıyor. Berbera Limanı ve çevresindeki deniz güzergâhları, bu ilişkinin önemini artıran unsurlar arasında bulunuyor.
Somaliland yönetimi açısından İsrail’le kurulan ilişkiler, uluslararası tanınma arayışını ilerletmenin yanı sıra yatırım ve güvenlik desteği elde etme olanağı sunuyor. İsrail açısından ise bu ortaklık, Kızıldeniz ve Aden Körfezi çevresindeki gelişmelere daha yakın bir konumdan müdahil olabilmenin kapısını aralıyor. Bu ilişki, Somali’nin toprak bütünlüğü tartışmasını bölgesel güç mücadelesinin doğrudan bir parçasına dönüştürüyor.
Aynı sahada farklı ortaklıklar
Türkiye ve İsrail’in Somali’ye ilişkin politikaları arasındaki ayrım, özellikle ülkenin siyasi bütünlüğü konusunda belirginleşiyor. Ankara, Mogadişu’daki federal hükümetle ilişkilerini ve Somali’nin toprak bütünlüğünü savunurken İsrail’in Somaliland’i tanıması iki ülkenin bölgeye ilişkin yaklaşımlarını karşı karşıya getiriyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsrail’in tanıma kararını kabul edilemez olarak nitelendirerek Somali’nin birliğini desteklemeyi sürdüreceklerini açıkladı.
Ancak iki ülke arasındaki ayrışma yalnızca diplomatik açıklamalardan ibaret değil. Türkiye, merkezi hükümetle geliştirdiği askerî ve ekonomik ilişkiler üzerinden Somali’de etkisini artırırken İsrail, Mogadişu yönetiminin dışında tuttuğu Somaliland’le yeni bir ortaklık kuruyor. Farklı siyasi aktörler üzerinden ilerleyen bu ilişkiler, aynı coğrafyada nüfuz alanları oluşturma çabasının iki ayrı biçimini ortaya koyuyor.
ABD’nin bölgedeki konumu ise bu tablonun ayrı bir boyutunu oluşturuyor. Vaşington, Puntland’daki askerî varlığını genişletmeye hazırlanırken Somaliland’in tanınması konusunda İsrail’le aynı adımı atmış değil. ABD, Somali’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü desteklediğini açıklasa da Puntland’la doğrudan askerî ilişkiler geliştirmesi, sahadaki güvenlik düzenlemelerinin merkezi hükümetin denetimi dışında şekillenmesi riskini beraberinde getiriyor.
Bu durum, bölgedeki dış müdahalelerin tek bir merkezden ve aynı yöntemlerle yürütülmediğini ancak emperyalizmin bütünlüklü hedeflerinin bir parçası ve konum güçlendirme çabası olduğunu gösteriyor. ABD askerî üsler ve yerel güvenlik ortaklıkları üzerinden hareket alanını genişletirken Türkiye, Mogadişu yönetimiyle kurduğu askerî ve ekonomik bağlar üzerinden etkisini artırıyor. İsrail ise Somaliland’in uluslararası tanınma arayışıyla kendi güvenlik ve deniz ulaşımı hedeflerini bir araya getiriyor. Bu aktörlerin politikaları aynı değil; ancak hepsi Afrika Boynuzu’nun stratejik konumundan yararlanabilecekleri ilişkiler geliştirmeye çalışıyor.
Somali’de yaşananlar, bu nedenle yalnızca terör örgütleriyle mücadele ya da merkezi hükümet ile bölgesel yönetimler arasındaki yetki anlaşmazlıkları üzerinden okunamıyor. Bosaso’da genişletilmesi planlanan ABD askerî varlığı, Türkiye’nin Mogadişu yönetimiyle geliştirdiği ortaklık ve İsrail’in Somaliland ile kurduğu ilişki ağı, aynı coğrafyada farklı güç merkezlerinin rekabeti ve emperyalizmin krizine tabii süreçleri ortaya koyuyor.
Askerî üslerin kurulması, yerel silahlı güçlerin desteklenmesi, stratejik limanlara erişim ve enerji kaynakları üzerindeki faaliyetler, Somali’nin geleceğine ilişkin kararların ülke sınırlarının ötesinde şekillenmesine yol açan gelişmeler olarak öne çıkıyor. Güvenlik ve kalkınma söylemleriyle kurulan ortaklıklar, dış güçlere askerî hareket alanı ve ekonomik nüfuz sağlarken Somali’nin kendi kaynakları ve siyasi geleceği üzerindeki denetimini de tartışmaya açıyor.
Afrika Boynuzu’nda belirginleşen mücadele, yalnızca hangi ülkenin hangi yönetimle ilişki kuracağına ilişkin değil. Asıl mesele, deniz yolları, askerî üsler ve ekonomik kaynaklar bakımından stratejik öneme sahip bir coğrafyada karar alma gücünün kimlerin elinde toplanacağı. Somali’deki siyasi kriz derinleşirken dış güçlerin ülkedeki varlığını genişletmesi, ülkenin egemenliği üzerindeki baskıyı artırıyor; Türkiye ve İsrail’in farklı taraflar üzerinden geliştirdiği ilişkiler ise bölgedeki nüfuz mücadelesinin yeni bir boyutunu oluşturuyor.