Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı görevini yürüten ve son dönemde sık sık Türkiye’ye gerçekleştirdiği resmî ziyaretlerle gündeme gelen Esad Hasan eş-Şeybani 2011’de Suriye’de emperyalist tahrikler sonucunda başlayan iç savaşta cihatçı terör örgütü El Nusra içerisinde aktif olarak yer aldı. Daha sonra Heyet Tahrir Şam adını alan El Nusra, El Kaide’nin Suriye kolu olarak kurulmuş, ilerleyen yıllarda iki yapı arasındaki anlaşmazlıkların ardından El Kaide ile bağlarını kopardığını açıklamıştı.
Şeybani’nin geçmişi ve HTŞ içerisindeki konumu
Şeybani, HTŞ içerisinde çeşitli üst düzey görevler üstlendi. O dönem Türkiye’nin de terör örgütleri listesinde yer alan HTŞ’nin İdlib’deki Siyasi İşler İdaresi'nin başkanlığını yapan Şeybani, daha sonra örgütün lideri Colani tarafından dış ilişkileri yütürmek üzere görevlendirildi. Bu dönemde örgütün dış ilişkilerinin yanı sıra bünyesindeki yabancı cihatçılarla ilgili konularla da ilgilendi. İdlib’deki Fransız cihatçılar ve yasa dışı göç gibi başlıklarda Fransa ile temaslar yürüttü.
HTŞ içerisinde “Nesim”, “Ebu Ayşe”, “Ebu Ammar eş-Şami”, “Hüsam eş-Şafii” ve en çok bilinen adıyla “Zeyd el-Attar” kod adlarını kullanan Şeybani, 2017’de İdlib’de kurulan "Suriye Kurtuluş Hükümeti"nde siyasi işler müdürü olarak görev aldı. Bu görevi sırasında Bab el-Hava Sınır Kapısı üzerinden yabancı ülke delegasyonlarıyla görüşmeler yürüttü ve Katar’da imzalanan Dört Kasaba Anlaşması'nın muhalefet adına imzacılarından biri oldu.
Şeybani, savaşın başlangıcından itibaren çeşitli dönemlerde ailesiyle birlikte Türkiye’de de bulundu. İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi'nin açıklamasına göre Şeybani, burada yüksek lisans eğitimi aldı ve 2022’de mezun oldu. Ardından aynı üniversitede doktora eğitimine başladı. Şeybani’nin Türkiye’de bulunduğu dönemde HTŞ içerisindeki konumunu korumaya devam etmesi, AKP iktidarının HTŞ ile ilişkilerinin boyutuna ilişkin dikkat çekici bir örnek oluşturuyor. Şeybani’nin biyografisinde ayrıca Washington’daki American University’de İşletme Yönetimi Yüksek Lisansı (MBA) yaptığı bilgisi de yer alıyor.
2024’te HTŞ’nin gerçekleştirdiği cihatçı darbenin ardından Şeybani, Colani tarafından Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı görevine getirildi. Atamaya ilişkin duyuru HTŞ’nin Telegram kanalından yapılmıştı.
Şeybani, Fidan ve Barrack’la ne görüştü?
Göreve gelmesinin ardından Türkiye’yi birçok kez ziyaret eden Şeybani, son ziyaretinde beraberindeki Suriye Savunma Bakanı Murhef Ebu Kasra ve Suriye İstihbaratı Başkanı Enes Hattab ile birlikte Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye-Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack’la temaslarda bulundu.
Suriye Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, Şeybani ile Fidan arasındaki görüşmede iki ülke arasındaki ekonomik ve ticari ilişkileri düzenlemesi öngörülen Yüksek Ortak Komitenin faaliyete geçirilmesi ile “ortak ilgi alanına giren bir dizi konu ve son bölgesel gelişmelerin” ele alındığı belirtildi.
Şeybani ile Barrack arasındaki görüşmenin ardından ise dikkat çekici açıklamalar yapıldı. Barrack, sosyal medya hesabından, “Suriye, Orta Doğu Rubik Küpü’nün kilit bir bileşenidir ve bölgeye tansiyonu düşürmek üzere bir algoritma bulması için yardımcı olmaktadır. Bölgesel tehditlerle mücadeledeki ortak önceliklerimizi görüşmek üzere bugün Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani ile bir araya gelmekten memnuniyet duydum. Tarih, bir bölgeye kendi parçalarını yeniden düzenleme fırsatını nadiren sunar; şu anda ise böyle bir fırsat sunuyor” ifadelerini kullandı. Barrack’ın sözünü ettiği “algoritma” ve “nadir fırsat”ın ne anlama geldiği ise belirsizliğini koruyor.
Suriye Dışişleri Bakanlığından görüşmeye ilişkin yapılan açıklamada da “İki taraf, ikili ilişkileri ve bölgesel durumdaki son gelişmeleri, ortak ilgi alanına giren çeşitli konularda iş birliği ve koordinasyon imkânlarının yanı sıra güvenlik ve istikrarı desteklemek amacıyla yürütülen çalışmaları ele aldı” denildi.
Şeybani ile Barrack’ın daha önce de birçok kez bir araya geldiği biliniyor. Şeybani, Barrack’la geçen yıl gerçekleştirdiği bir görüşmenin ardından “Suriye, İsrail’e bir tehdit oluşturmayacak” ifadelerini kullanmıştı.