Köşe Yazısı

Aliyev’in geçemeyeceği sınav: Gericilik

10:36 7 dk okuma

Son haftalarda AKP iktidarı ile Aliyev yönetimi arasında yaşanan bir gerilime tanıklık ediyoruz.

Bu gerilim, Azerbaycan-Türkiye ilişkilerini tarif etmek için başvurulan “bir millet, iki devlet” formülünün yalnızca ilk kısmına odaklanıldığında şaşırtıcı gözükebilir. Oysa ikinci kısma odaklanıldığında gerilim daha anlaşılır hale geliyor.

Geçtiğimiz günlerde ideo’da yayımlanan değerlendirme, “iki devlet” arasındaki ilişkilerin iş birliğinin yanı sıra rekabetle de şekillenen seyrini ve bu rekabetin yapısal temellerini ayrıntılı biçimde ortaya koyuyor. Bu yazının amacı ise iki devlet arasındaki rekabetin zaman zaman yol açtığı siyasi anlaşmazlıkların bugün görünür hâle geldiği dinselleşme başlığına odaklanmak.

Aliyev yönetimi neden bu kadar tepkili?

Azerbaycan’da "okul üniformasının tekdüzeliğini bozan ve eğitimin laiklik ilkesiyle bağdaşmayan ek giyim öğelerinin" kullanılmamasına yönelik alınan kararın ardından AKP içinden yükselen tepkiler, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “gardaşım Aliyev” çıkışından bu yana dizginlenmiş görünüyor. Ancak Azerbaycan tarafında gerilimi yatıştırmaya yönelik benzer bir adım henüz söz konusu değil. Öyle ki 21 Ekim’de Azerbaycan hükümeti, 31 Türk vatandaşını “istenmeyen kişi” ilan etti. Daha önce de Bakü yönetiminin, başörtüsü düzenlemesini eleştiren Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral’ın görevden alınmasını istediği yönündeki iddialar basına sızdırılmıştı.

İktidar ortağı Devlet Bahçeli’nin “Azerbaycan’ın egemenliğine ve iç hukukuna saygı”, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın “iki ülke arasındaki farklılıklara rağmen kardeşlik hukukunun sürdürülmesi” vurguları ve Erdoğan’ın Aliyev’i arayarak 29-30 Ekim’de Ankara’da düzenlenecek Türk Devletleri Teşkilatı zirvesine bizzat davet etmesi gibi gerilimi yatıştırmaya yönelik çabalara karşın, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in bu konuda bir türlü yatıştırılamayan “hassasiyetinin” arkasında ne var? Aliyev yönetimi neden bu konunun üzerine ısrarla gitme gereği duyuyor?

Bu sorunun yanıtını ararken Azerbaycan hükümetinin, 31 Türk vatandaşını istenmeyen kişi ilan etmesine gerekçe gösterdiği söylemleri nasıl nitelendirdiğine bakılabilir. Aliyev yönetimi, söz konusu söylemleri “hükümetin zorla değiştirilmesini savunan ya da şiddeti, dini nefreti ve dini radikalizme dayalı düşmanlığı körükleyen” ifadeler olarak değerlendirdi. Bu değerlendirmedeki darbe vurgusu dikkat çekiyor. Ancak Türkiye’den birkaç isim attıkları tweetlerle Azerbaycan’da darbe düzenleyecek değil, üstelik üst düzey yöneticiler kardeşlik vurgusu yaparken. Zaten Aliyev’i ürküten de bu tweetler değil.

Mesele gericilik değil, iktidarı korumak

Aliyev yönetimi, dinci-gericilikle bir derdi olduğu için değil, ülkede giderek etki alanı genişleyen bir dinselleşme eğiliminin İran ve Türkiye kökenli dinci grupların ülkedeki etkisini genişletecek biçimde yaygınlaşmasından çekiniyor. Bu yazının konusu Azerbaycan-Türkiye ilişkilerini geren bir gündem olarak dinselleşme olduğu için İran’ın ülkedeki etkisi meselesinde, Azerbaycan nüfusunun büyük kısmının Şii Müslüman olduğunu ancak dinin Azerbaycan toplumu üzerindeki etkisinin İran’dakiyle aynı olmadığını belirtmek yeterli olacaktır.

“Kız öğrenciler okula başörtüsüyle gidince mi Aliyev’in iktidarı sarsılacak?” denilebilir. Ancak bu öğrenciler bir sabah uyanıp durduk yere başörtüsü takmaya başlamadılar. Türkiye’deki dinci-gerici odakların Azerbaycan’da da kendilerine alan bulabildiği biliniyor. Bunlar arasında, bugün tasfiye edilmiş olsalar da ülkemizde iktidar ortağıyken çıkarları iktidarla çatışınca askeri darbe girişiminde bulunan Fethullahçıların da yer aldığını hatırlatmaya gerek yok. Dinin geleneksel ve kültürel varlığının ötesinde gündelik hayatı belirleyici bir etkisinin bulunmadığı Azerbaycan toplumunda, öğrencilerin okula başörtüsüyle gitmeye başlamasıyla görünürlük kazanan dinselleşme, bu tarikatlardan bağımsız değerlendirilmemeli.

Aliyev, tarikatların toplumların kendi içinden çıkardığı organik ve masum sivil toplum oluşumları olduğunu düşünen bir sol liberal değilse, bunların siyasi etkisinden haberdar olmalı. ABD ve İsrail ile yakın ilişkilerini sürdüren Aliyev, herhalde Sovyetler sonrası dönemde Fethullahçıların Orta Asya’nın kapitalist dönüşümünde bir CIA aparatı olarak işlev gördüğünden de haberdardır.

Üstelik Aliyev, babasından miras aldığı iktidarını bir darbeye borçlu. Bir başka darbenin ise önlenmesine… 1993 yılında ordu komutanı Suret Hüseynov’un Ebulfez Elçibey’e karşı ayaklanması, Haydar Aliyev’e cumhurbaşkanlığının yolunu açmıştı. 1995’te ise dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in de onayıyla arkasında “Susurluk çetesinin” bulunduğu, Haydar Aliyev’i devirerek Elçibey’i yeniden cumhurbaşkanı yapmayı amaçlayan darbe girişimi, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in Haydar Aliyev’i haberdar etmesi sayesinde engellenmişti. Bugün Türkiye’de pek anılmasa da bu darbe girişiminin hatırası Aliyev’in zihninde hâlâ tazeliğini koruyor olmalı.

Halka yaslanarak iktidara gelmeyenler, iktidara geldikleri yöntemlerle devrilme tehlikesinin de farkındalar. Dolayısıyla sopaya duydukları ihtiyaç boşuna değil. Aliyev’in sopasını başörtüsü düzenlemesine karşı çıkanlara doğrultması ise gericiliğe karşı laikliği savunma amacından değil, ülkede kendi iktidarına alternatif güçlerin dincilik üzerinden birikmesi endişesinden kaynaklanıyor.

Aliyev dinselleşmenin önüne geçebilir mi?

Bu soruya yanıt verebilmek için öncelikle dinselleşmenin toplumsal köklerini tespit etmek gerekiyor. Bu ise 21. yüzyıl Azerbaycan’ıyla sınırlandırılamayacak, kapitalizm, modernite ve din arasındaki ilişkileri ele alan daha kapsamlı bir tartışmayı gerektiriyor.

Marx, Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisine Katkı metninde dinsel düşüncenin kökenini toplumsal yaşamda arar. Marx’a göre din, kendi başına var olan ve toplumsal yaşamı dışarıdan belirleyen bir güç değildir.[1] İnsanların içerisinde yaşadıkları toplumsal dünyanın bir ürünüdür. Dolayısıyla dinin toplumsal etkisini ortadan kaldırmak, yalnızca dinsel düşüncelerin yanlışlığını göstermekle mümkün değildir. Dinsel düşüncenin ortaya çıktığı ve yeniden üretildiği maddi koşulların da değiştirilmesi gerekir. Bu nedenle dinin toplumsal konumunu anlamak, onun içerisinde varlığını sürdürdüğü üretim ilişkilerinin tarihsel gelişimini incelemeyi de gerektirir.

Kapitalizmin ortaya çıkışı, Avrupa’da feodal toplumsal ilişkilerin çözülmesiyle birlikte gerçekleşti. Burjuvazi, feodal aristokrasinin siyasal egemenliğine ve kilisenin toplumsal yaşam üzerindeki belirleyiciliğine karşı yürüttüğü mücadelede tarihsel olarak ilerici bir rol oynadı. Aydınlanma düşüncesinin gelişmesi, aklın dinsel dogmalar karşısında özerklik kazanması ve siyasal iktidarın meşruiyetinin dünyevi temeller üzerinde yeniden tanımlanması bu tarihsel dönüşümün parçalarıydı. Dolayısıyla kapitalizmin doğuşuna eşlik eden toplumsal dönüşüm, aynı zamanda dinin siyasal ve toplumsal konumunun yeniden şekillendiği bir süreci ifade ediyordu.

Ancak burjuvazinin feodal gericiliğe karşı yürüttüğü mücadele, onun bütün tarihsel dönemlerde ilerici bir sınıf olarak kalacağı anlamına gelmiyordu. Kapitalist üretim ilişkilerinin gelişmesiyle birlikte burjuvazi, eski toplumsal düzeni yıkan bir güç olmaktan çıkarak kendi sınıfsal egemenliğini korumaya yöneldi. Burjuvazinin başlangıçta eski düzene karşı taşıdığı özgürleştirici olanaklar da giderek kapitalist mülkiyet ilişkilerinin sınırlarına dayandı. Böylece din ile kapitalizm arasındaki ilişki de yeni bir nitelik kazandı. Kapitalizm, feodal toplumun dinsel otoritesini geriletirken dinin toplumsal köklerini ortadan kaldırmadığı gibi, dinin modern biçimlerde yeniden üretilebileceği yeni maddi koşullar da yarattı.

Nitekim Lenin, 1909 yılında kaleme aldığı İşçilerin Partisinin Din Karşısındaki Tutumu başlıklı makalesinde kapitalizmin dinsel düşünceyi ortadan kaldırmak bir yana, onun toplumsal varlığını sürdürebileceği koşulları nasıl yeniden ürettiğini ortaya koymaktadır. Ona göre modern kapitalist toplumlarda dinsel inançların sürekliliğini açıklamak için emekçi kitlelerin kapitalist üretim ilişkileri içerisindeki konumuna bakmak gerekir:

"Modern kapitalist ülkelerde dinin kökleri esas olarak toplumsaldır. Günümüzde dinin en derin kökü, emekçi kitlelerin toplumsal bakımdan ezilmiş konumunda ve kapitalizmin kör güçleri karşısında kendilerini neredeyse bütünüyle çaresiz hissetmelerinde yatar. Bu güçler, sıradan emekçilere her gün, her saat, savaşlar ve depremler gibi olağanüstü olayların yol açtığından bin kat daha ağır acılar ve çok daha vahşi eziyetler çektirir. “Tanrıları korku yarattı.” Halk kitlelerinin önceden kestiremediği için kör olarak nitelendirilen sermayenin gücünden duyulan korku, modern dinin temelinde yatar. Bu güç, proleterleri ve küçük mülk sahiplerini yaşamlarının her aşamasında “ani”, “beklenmedik” ve “rastlantısal” bir yıkımla, mahvolmayla, yoksulluğa düşmeyle, fuhuşla ve açlıktan ölümle tehdit eder ve bütün bunlara gerçekten de yol açar. Çocukça bir materyalizm anlayışının ötesine geçmek isteyen her materyalist, modern dinin bu kökünü her şeyden önce göz önünde bulundurmalıdır. Kapitalizmin ağır çalışma koşulları altında ezilen ve onun kör, yıkıcı güçlerinin insafına terk edilen kitleler, dinin bu köküne karşı, yani sermayenin bütün biçimleriyle egemenliğine karşı birleşik, örgütlü, planlı ve bilinçli bir mücadele yürütmeyi öğrenmedikleri sürece, hiçbir eğitici kitap onların zihninden dini söküp atamaz."[2]

Görüldüğü üzere feodal toplumda dinsel otoritenin siyasal egemenliğine karşı çıkan burjuvazi, kapitalist toplumun egemen sınıfı haline geldiğinde dinle ve dinsel kurumlarla farklı ilişkiler geliştirmiştir. Artık belirleyici olan, dinin kapitalizm öncesi toplumdaki konumundan ziyade kapitalist toplumsal ilişkilerin yeniden üretimi içerisinde üstlendiği işlevdir. Burjuvazi, kendi iktidarını sürdürmek için gericileşmek, gericileştikçe de tarihin karanlık güçlerini kendi saflarına çağırmak durumundadır.

Sovyet sonrası Azerbaycan’da gerici dönüşüm

Azerbaycan’da dinselleşme meselesinin anlaşılabilmesi için bu tartışmanın Sovyetler Birliği’nin çözülüşüyle başlayan tarihsel dönüşümle ilişkilendirilmesi gerekiyor. Çünkü yukarıda da işaret edildiği gibi, dinin toplumsal etkisini anlamak, bu etkinin dayandığı maddi koşulların nasıl değiştiğini incelemekten geçiyor. Azerbaycan’ın Sovyet sonrası dönemde geçirdiği dönüşüm, üretim ilişkilerinin, mülkiyet biçimlerinin ve toplumsal sınıflar arasındaki ilişkilerin yeniden şekillendiği bir kapitalistleşme sürecine denk düşüyor.

Azerbaycan’ın, Orta Asya’daki eski Sovyet cumhuriyetleriyle birlikte, dinin gündelik hayat üzerindeki etkisinin görece sınırlı kaldığı Müslüman ülkeler arasında yer almasının arkasında Sovyet döneminin toplumsal mirası bulunuyor. Bugün yaşanan dinselleşme eğilimini anlamak içinse bu mirasın Sovyetler Birliği’nin çözülüşünün ardından nasıl aşındığını incelemek gerekiyor. Sovyet sonrası dönemi “esaretten kurtulma” olarak kodlayan etnik milliyetçiliğe göre dinin toplumsal hayattan bu denli geri çekilmesi, Sovyet esareti altında toplumun kendi “özüne” yabancılaşmasının bir sonucuydu. Oysa asıl belirleyici olan, üretim ilişkilerinin sosyalist temelde düzenlenmesiyle birlikte dinin toplumsal işlevinin giderek zayıflamasıydı. Bu bakımdan Sovyetler Birliği’nin çözülüşü, dinin toplumsal etkisini sınırlandıran maddi koşulların ortadan kalkmasına ve böylece onun kamusal alandaki konumunun değişmesine yol açtı.

Kapitalist üretim ilişkilerinin kurulması, dinci-gerici örgütlenmelerin güç kazanabileceği toplumsal koşulları da beraberinde getiriyor. Kapıyı bir kez sermayeye açtığınızda, aradan tarikatlar ve pek çok başka gerici odak da içeri sızıyor. Bugün dinselleşme eğilimi Sovyet döneminden kalan toplumsal mirasın etkisiyle yavaş ilerliyor olabilir. Ancak Sovyet mirası her geçen gün biraz daha tükeniyor.

Bu dönüşümün siyasal düzlemdeki bekçiliğini ise uzun süredir Aliyev ailesi üstleniyor. Üstelik buna, bölgemizdeki en gerici güç olan İsrail’le gizleme ihtiyacı dahi duymadıkları bir ortaklık eşlik ediyor.

Aliyev’in dinci hareketlere yönelik tutumunu, temsil ettiği toplumsal düzenin niteliğinden bağımsız değerlendirmek mümkün değil. Nitekim dini örgütlenmeleri devlet eliyle sınırlandırmak, onların güç kazanmasına zemin hazırlayan toplumsal ilişkileri ortadan kaldırmak anlamına gelmiyor. Aliyev yönetimi, kendi iktidarına rakip olabilecek dinci örgütlenmeleri baskı altına alabilir. Ancak bu, kapitalist düzenin dinselleşmeyi yeniden üreten toplumsal koşullarını ortadan kaldırdığı anlamına gelmez.

Bu nedenle Aliyev bütün tarikatları bir şekilde tasfiye etse de sermaye düzeni gericileri yeniden göreve çağıracaktır. Dinin geleneksel ve kültürel alanla sınırlı kaldığı bir toplum olsa da nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede bu görevi Budist rahipler üstlenecek değil!

Tarihin yasası sabit: Ya ileri gidersiniz ya geri…

[1] K. Marx, (2013). “Hegel’in hukuk felsefesinin eleştirisine katkı: Giriş”. K. Marx ve F. Engels, Din üzerine (K. Güvenç, Çev., ss. 34-50) içinde. Sol Yayınları. (Özgün çalışma 1844 yılında yayımlanmıştır.)

[2] V. İ. Lenin, (1909). “İşçi Partisinin Din Karşısındaki Tutumu”, İngilizceden çevrilmiştir. İngilizce metin: Marxists Internet Archive – The Attitude of the Workers’ Party to Religion

Kısa Kısa

  1. İstanbul Barosu Genel Kurulu başlıyor

    Dünyanın en kalabalık baroları arasında yer alan İstanbul Barosu, 2026–2028 dönemi yönetimini belirlemek üzere toplandı. 24–25 Ekim tarihlerinde gerçekleştirilen genel kurul, gerek çoklu ittifaklar gerekse savunma mesleğinin ekonomik ve yargısal krizleri nedeniyle son yılların en çekişmeli seçimlerinden birine sahne oluyor.

  2. Almanya'da 150 bin banka çalışanı uyarı grevine gidiyor

    Almanya'nın en büyük sendikalarından Ver.di, Deutsche Bank ve Commerzbank'ın da aralarında bulunduğu özel bankalarda çalışan 150 bin kişiyi uyarı grevine çağırdı. İşverenlerden teklif gelmemesi üzerine alınan kararla pazartesi günü ülke çapındaki şubelerde hizmet duracak.

  3. Savunma Bakanı Güler'den 'Mekke İttifakı' açıklaması

    Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması kapsamında Suudi Arabistan'a sağlanabilecek askeri desteğe ilişkin konuştu. Türk askerinin Husilerle çatışmaya girmesinin öngörülmediğini belirten Güler, olası desteğin temel amacının 'caydırıcılığı güçlendirmek' olduğunu söyledi.

  4. KRT TV yeniden el değiştirdi

    CHP'li Barış Yarkadaş, Kaytan ailesinin kanaldaki tüm paylarını Çorumlu turizmci Murat Doğan'a devrettiğini, devrin Ticaret Sicil Gazetesi'nde yayımlandığını duyurdu. Kanal çalışanlarının resmen pazartesi günü bilgilendirileceğini söyleyen Yarkadaş, "Kanal için yeni bir

  5. Yunanistan'da Batı Nil virüsünden ölenlerin sayısı 51'e yükseldi

    Yunanistan’da Batı Nil virüsü kaynaklı ölümler, ekimde de devam ediyor. Yunanistan Ulusal Kamu Sağlığı Kurumunun (EODY) verilerine göre, 2026'nın başından 22 Ekim'e kadar olan dönemde ülkede 453 Batı Nil virüsü vakası tespit edildi.

  6. AKP'li Şamil Tayyar: İçimizdeki açgözlüler AK Parti ve devleti zehirlemiştir

    AKP'li Şamil Tayyar, fon krizine ilişkin gelişmelerin "Erdoğan'a darbe" olarak nitelendirilmesini eleştirerek; "Ortada bir darbe girişimi yok, yaşananlar 17 Aralık’a asla benzetilemez. Çünkü ortada bir düşman yok, içeriden hayli fazla dost var. Bir çıkar örgütü var. Çok açık ve net: İçimizdeki açgözlüler AK Parti ve devleti zehirlemiştir" dedi.

  7. Diyanet Vakfı’nın 'fon talimatı' ortaya çıktı

    Diyanet Vakfı yönetiminin Nisan 2025’te vakfın il ve ilçe yönetimlerine gönderdiği, “Katılım Esaslı Yatırım Fonları” yazısı açığa çıktı. Yazıda, şubelerde oluşan finans kaynaklarının, “Kaynakların etkin ve verimli yönetilmesi adına” faizsiz yatırım fonuna yatırılabileceği belirtildi.

  8. Yunanistan'da şike soruşturması: Basketbol hakemi tutuklandı

    Yunanistan’da şike ve rüşvet iddialarına ilişkin soruşturmada eski hakem Petros Papapetrou tutuklandı. Evinde 820 bin euro nakit bulunduğu belirtilen Papapetrou, paranın geçmişteki çalışma gelirleri ve aile birikiminden oluştuğunu savundu.

  9. Fransa'da protesto dalgasına hazırlık: Halkın karşısına 70 bin polis dikilecek

    Fransa, geçen hafta sahne olduğu son yılların en şiddetli sokak protestolarının ardından bugün beklenen yeni eylemler nedeniyle ülke genelinde yaklaşık 70 bin polis konuşlandıracak. İçişleri Bakanı Laurent Nuñez cuma günü yaptığı açıklamada, güvenlik güçlerine genellikle terörle mücadele operasyonlarında ve rehin kurtarma görevlerinde kullanılan özel birliklerin de dahil edileceğini belirtti.

  10. Rubio'dan Küba'da CIA ile işbirliği teklifi

    ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Küba'da değişim isteyenlere "CIA ile gizli işbirliği" teklif etti. Sosyal medya hesabından paylaşım yapan Rubio, Küba'da değişim isteyenlere "İşte şimdi tam zamanı" mesajını verdi. Rubio, bu kişilere "CIA ile gizli işbirliği" teklif ederek, "CIA ile gizli bir ortaklık kurarak arzu ettiğiniz değişimi gerçekleştirmek için bu fırsatı değerlendirin" ifadesini kullandı.

Önceki gün

  1. Fon so­ruş­tur­ma­sın­da SPK eski yöneticisi Erman Çete’ye gözaltı kararı

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü fon soruşturmasında, SPK eski Daire Başkanı Erman Çete için gözaltı kararı çıkarıldı. Başsavcılık, Çete’nin mal varlığına tedbir konulmasını da istedi.

  2. Butlan CHP’si İstanbul yönetimini açıkladı, listedeki isimlerden biri haberi sosyal medyadan öğrendi

    Butlan CHP’sinin İstanbul İl Başkanı Mehmet Ali Yüksel başkanlığındaki 41 kişilik il yönetimi ile 20 yedek üye, Genel Merkez’in yazısıyla açıklandı. Yedek listedeki Hayrettin Özbakır, adının bilgisi ve onayı olmadan listeye yazıldığını, bunu sosyal medyadan öğrendiğini söyledi.

  3. Barrack: Hafta sonu İran’a saldırı olabilir

    ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, Mario Nawfal’a verdiği röportajda ABD’nin bu hafta sonu İran’a saldırı düzenleyebileceğini söyledi. Barrack, Trump’ın anlaşmaya açık olduğunu ve ABD’nin İran’da rejim değişikliği hedeflemediğini iddia etti.

  4. Çukurova Belediye Başkanı Emrah Kozay görevden uzaklaştırıldı

    İçişleri Bakanlığı, belediyedeki ihale, personel alımı ve hakediş işlemlerinde usulsüzlük ve örgütlü suç iddialarıyla yürütülen soruşturmada tutuklanan Çukurova Belediye Başkanı Emrah Kozay’ı geçici tedbir olarak görevden uzaklaştırdı.

  5. Musk: Ukrayna’da elitler zenginleşiyor, halkın çocukları cephede ölüyor

    Elon Musk, X’te yaptığı paylaşımda Ukrayna’da elitler ile halkın çıkarlarının ayrıştığını söyledi. Musk’a göre ülkeye akan yüz milyarlarca dolar elitleri zenginleştirirken halkın çocukları cepheye gönderiliyor. Musk, ABD yardımlarının bir kısmının ABD’deki siyasi kampanyalara döndüğünü de öne sürdü.

  6. Fransa’nın Trappes kentinde silahlı saldırı: 1 ölü, 5 yaralı

    Yvelines’teki Trappes’ta araçtan çevreye ateş açıldı. 1 kişi öldü, aralarında 12 yaşında bir kız çocuğunun da bulunduğu 5 kişi yaralandı. Saldırgan gözaltında, terörle mücadele savcılığı soruşturma başlattı. Belediye Başkanı Ali Rabeh saldırının ırkçı olduğunu söyledi.

  7. Melania Trump’tan Oleşki için geçici ateşkes açıklaması

    Beyaz Saray, Melania Trump’ın Rusya ile Ukrayna arasında, Rus işgalindeki Herson bölgesinin Oleşki kentinde geçici ateşkes sağladığını duyurdu. 29 Ekim’de başlayacak ateşkes, insani yardım ve yaşlıların tahliyesini amaçlıyor. Rusya ve Ukrayna’dan henüz resmi yorum gelmedi.

  8. Mücahit Birinci davasında savcı mütalaasını açıkladı

    Murat Kapki’den tahliye karşılığı 2 milyon dolar istediği iddiasıyla yargılanan eski AKP MKYK üyesi Mücahit Birinci için savcı, görevi kötüye kullanmaktan 6 aydan 2 yıla kadar hapis istedi. Mahkeme, kamera kaydı talebini reddetti.

  9. Martı TAG davasında istinaf, ilk derece kararını kaldırdı

    Taksici odalarının Martı TAG’ın haksız rekabet yarattığı iddiasıyla açtığı davada istinaf mahkemesi, ilk derece kararını kaldırıp davaları reddetti. Kurucu Oğuz Alper Öktem, sistemin artık tamamen yasal olduğunu savundu. Ancak hükümde ruhsat düzenlemelerine dair ifade yok.

  10. Kartlı harcamalar 3 trilyon liraya dayandı

    BKM verilerine göre eylülde kartlı harcamalar yıllık %35 artışla 2,97 trilyon liraya ulaştı. Bu tutarın yaklaşık 2,5 trilyon lirası kredi kartlarından geldi. Kart sayısı 478,9 milyona, ödeme adedi ise %11 artışla 1,95 milyara çıktı. Ön ödemeli kart harcamaları %44 geriledi.

  11. Murgul’da siyanür havuzlarına karşı yürüyüş

    Artvin’in Murgul ilçesinde halk, Cengiz Holding’in 2014'te kurmaya başladığı siyanürlü liç havuzlarına karşı Yeni Cami’den Murgul Meydanı’na yürüdü. Platform temsilcileri, belediye başkanları ve muhtarların katıldığı eylemde “Biz ölmek değil, yaşamak istiyoruz” denildi. Murgullular 12 yıldır süren mücadeleyi bırakmayacaklarını söyledi.

  12. Macron yönetimi yeni eylemler öncesi orduyu sahaya sürüyor

    Fransa’da geçen cumartesi hayat pahalılığına karşı sokağa çıkan yurttaşlara yönelik polis saldırısında çok sayıda genç yaralandı, 2 bin 700 kişi gözaltına alındı. Macron yönetimi bu kez yarınki eylemler için 70 bin kişilik güvenlik gücünü sahaya sürüyor. Polise ordu da destek verecek. Bazı öğrenci eylemleri de yasaklandı.

  13. İstanbul’da 8 ülkenin dışişleri bakanı bir araya geldi

    Türkiye, Mısır, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın R4 adıyla oluşturduğu grup ile İran’ın nükleer programı konusunda 2003'ten bu yana ortak hareket eden İngiltere, Almanya ve Fransa’nın oluşturduğu E3'ün dışişleri bakanları, İtalya’nın da katılımıyla İstanbul’da toplandı. Toplantıda Filistin meselesi, Hürmüz’deki durum, Yemen ve Rusya-Ukrayna Savaşı’nın ele alınması öngörülüyor.

  14. CHP'den YENİ Parti mil­let­ve­kil­le­ri­ne noter aracılığıyla ihtarname

    Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP, aralarında Genel Başkan Özgür Özel’in de bulunduğu 91 YENİ Parti milletvekiline noter aracılığıyla ihtarname gönderdi. YENİ Parti kurulmadan bir gün önce CHP Grubu’nun kararıyla vekillere iade edilen kişi başı 57 bin liranın yedi gün içinde geri ödenmesi istendi. Ödenmezse icra takibi başlatılacak. Butlan CHP’sine göre geri alınamayan tutar 5 milyon 301 bin lira.

  15. Meloni'nin eylemleri dizginlemek için çıkardığı kararname yürürlüğe girdi

    İtalya’da 17-18 Ekim tarihlerindeki kitlesel eylemlerden sonra Meloni iktidarı yeni önlemler aldığı bir kanun hükmünde kararname çıkardı. Bugün yürürlüğe giren ve Meclis tarafından 60 gün içinde kanunlaştırılması gereken KHK'ya göre, 31 Aralık 2026 tarihine kadar Milano'da, 500 asker görev alacak. Bu görevlendirme için 4,9 milyon euro ayrıldı. Öğrenciler eğitime daha fazla kamu kaynağı ayrılması için sokağa çıkarken hükümetin kaynağı asker görevlendirmesine ayırması dikkat çekti.

  16. Fon Soruşturması: Eski Türkiye Sigorta Genel Müdürü Taha Çakmak yeniden gözaltına alındı

    Türkiye Sigorta Genel Müdürlüğü görevinden istifa eden Taha Çakmak yeniden gözaltına alındı. Çakmak, Tera fonlarına Türkiye Sigortaya ait mevduatlardan yüksek hacimli para giriş işlemi yapmakla suçlanıyor.

  17. Zonguldak'ta maden ocağında patlama

    Zonguldak'ın Kilimli ilçesine bağlı Gelik beldesindeki özel bir madende patlama meydana geldi. 3 işçi yaşamını yitirdi, 4 işçi ise yaralandı. Yaralananlar arasında durumu ağır olanlar da yer alıyor.

  18. Her 50 üniversite mezunundan biri yurtdışına göçüyor

    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2025 yılı Yükseköğretim "Beyin Göçü İstatistikleri"ni yayımladı. Kurumun açıklamasına göre yükseköğretim mezunları arasında yurtdışına yerleşme oranı yüzde 2,2'ye çıktı. Beyin göçü oranlarındaki 1 yıllık artış %10 iken 10 yıllık artış ise yüzde 37,5 oldu. 2025 yılında beyin göçü oranı erkeklerde ve kadınlarda sırasıyla %2,7 ve %1,8 olarak gerçekleşti. Türkiye'den en çok beyin göçü alan ülke %22 ile Almanya olurken, onu %16,9 ile ABD takip ediyor.

  19. Mersin'de MESEM tutuklaması

    Mersin merkezli ve dört ile uzanan operasyonda Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) kapsamında yer alan okullarda rüşvet iddiası ile kapsamında aralarında eski müdür ve müdür yardımcılarının da olduğu 22 kişi tutuklandı. İddialar arasında 36 milyon lirayı aşan kamu zararı ve 8 milyon liradan fazla rüşvet bulunuyor. MESEM projesi çocuk işçiliği ve gençlerin eğitim sürecinin dışına itilmesi başlıkları üzerinden de sıkça gündeme geliyor.

  20. Çukurova Belediye Başkanı tutuklandı

    Adana'da Çukurova Belediyesine yönelik "ihale ve doğrudan teminlerde yolsuzluk" iddiası ile yürütülen operasyonda gözaltına alınan 44 kişiden 34'ü tutuklandı. Tutuklananlar arasında Belediye Başkanı Emrah Kozay'ın yanı sıra Başkan Yardımcıları Uğur Can Doğan, Bahadır Özdemir ile eski Belediye Başkanı Soner Çetin de bulunuyor.

✓