Röportaj | Kaybolan ana akım, dönüşen 'muhalif gazetecilik' ve halka dayanan habercilik: Türkiye'de medyanın düzeni

Türkiye’de medya düzeninin iktidar medyası, meclis muhalefeti eksenli yayıncılık, yabancı devlet bağlantılı kuruluşlar ve fon mekanizmaları üzerinden şekillendiğini söyleyen ideo Genel Yayın Yönetmeni Özgür Savaşçıoğlu, ideo’nun mücadelenin bilgisini temel alan, kulis bilgilerini ve bunlara dayalı tahminler yerine siyasi mücadelenin hedef ve çıktılarını esas alan bir yayın çizgisi izleyeceğini açıkladı.

13:03 13 dk okuma

Türkiye’de medya düzeni, iktidar blokuyla doğrudan ilişkili yayın organlarından parti eksenli mecralara, yabancı devletlerin resmi basın kuruluşlarından farklı fon mekanizmalarıyla ayakta duran yayınlara kadar çok parçalı bir görünüm sergiliyor.

Peki bu tablo içerisinde “muhalif medya” olarak tanımlanan alan gerçekten ortak bir gazetecilik anlayışına mı sahip? Gazeteciliğin siyasi ve ekonomik bağımlılıkları içerikle kurduğu ilişkiyi nasıl şekillendiriyor, kulis haberciliğinin sınırları nerede başlıyor ve halkın çıkarlarını merkeze alan bir yayıncılık modeli nasıl kurulabilir? Bu soruları, ideo Genel Yayın Yönetmeni Özgür Savaşçıoğlu ile konuştuk.

Türkiye’de bugün medyayı nasıl tanımlıyorsunuz? Medya ortamına dair “ana akım” gibi klasik tanımlamaları düşündüğümüzde nasıl bir tablo ortaya çıkıyor?

Türkiye’de daha önce “ana akım” olarak adlandırılan medyanın bütünüyle iktidarın kontrolüne alınmasının üzerinden epey uzun bir zaman geçti. Dolayısıyla geçmişte böyle görülen mecraların önemli bir bölümünü “iktidar medyası” şemsiyesi altında değerlendirmek daha doğru olacaktır. Bu şemsiye, geçmişten bugüne “yandaş medya” olarak anılan yayınları da kapsıyor. Mecra sayısı bakımından medyanın büyük kısmını bu alana yerleştirmek olanaklı.

Ancak, bu geniş alanın bütünüyle türdeş olduğunu düşünmek de yanlış. İktidar blokunun iç çelişkileri medyada da yansımasını buluyor. Bu nedenle “iktidar medyası”nın bileşenleri de mevcut durumda iktidar bloku içindeki kliklerin ve kimi örneklerde bunların desteklediği ya da doğrudan uzantısı olduğu tarikat, çete ve yahut sermaye gruplarının sözcüsü konumundalar.

Bu kümedeki basılı ve görsel yayınların iktidarla ve onun etrafında toplanan çıkar çevreleriyle ilişkileri de düşünüldüğünde bunların faaliyetlerini “halka gerçeği sunma” kapsamında değerlendirmek olanaklı değil. Aksine, çoğu durumda iktidar için “rahatsız edici” olma potansiyeli taşıyan basit olguları bile haberleştirmemeyi, görmezden gelmeyi ya da bütünüyle farklı bir çerçeveye yerleştirerek özünden uzaklaştırmayı tercih ediyorlar.

Bu yayınların gerçeği kavramak açısından işlevli oldukları tek bir nokta var: İktidar bloku içerisindeki farklı öbekler arası gerilim, ortaklık ve çelişkilerin önemli bir bölümünün kendisini bu mecralarda da dışavurması.

Peki “ana akım”ın dışında kalan, kendini “muhalif” olarak tanımlayan medya alanına baktığımızda nasıl bir ortam görüyorsunuz? Bu mecraları nasıl tanımlıyorsunuz?

İktidar medyası dışını haritalandırırken birkaç farklı öbekten söz etmek mümkün. Bu öbeklerin bazıları birbiriyle iç içe geçse de ana hatları itibarıyla şöyle gruplar tarifleyebiliriz: eskinin CHP, şimdinin Yeni Parti medyası; DEM Parti eksenli medya; muhalif olma iddiası taşımasalar da iktidar medyası içinde değerlendirilemeyecek olan, yabancı ülkelerle bağlantılı resmi basın kuruluşları; fonlama mekanizmaları ile varlığını sürdüren mecralar ve son olarak sosyalist basın.

Özellikle yabancı ülkelere ait yayınların varlığından ve fon mekanizmalarına yaslanan medyanın zaman zaman iktidarın ajandasına da yakınlaşmasından anlayabileceğimiz gibi, bu alandaki aktörlerin ortak özelliği “muhalif” olması değil, iktidar medyasının dışında yer alması.

Önerdiğim kategorizasyon “medium” türüne değil, ideolojik/politik işleve dayanıyor. Bu nedenle kategorilerin tümü basılı gazeteler, televizyonlar, internet haber siteleri, sosyal medya haber hesapları ve YouTube kanalları gibi farklı aktörleri içeriyor.

İktidar medyası dışında yer alan bu farklı kanalların varlığı, büyük ölçüde oralarda çalışan basın emekçilerinin gayretiyle, iktidarın halktan gizlediği gerçeklerin bir bölümünün haberleştirilmesinde ve geniş kitlelere yayılmasında zaman zaman işlevli oluyor. Ancak pek de önemsiz sayamayacağımız kimi sorunlardan da bahsetmek gerekiyor. Bu sorunların önemli bir kısmı, gazeteciliğin aynı zamanda siyasi bir faaliyet olmasından ve ideoloji üretiminde kritik bir yere oturmasından kaynaklanıyor.

Sosyalist basın dışındaki kategorilerin tümü, uzantısı oldukları siyasi hareketlerin, devletlerin veya fon mekanizmalarının fikirlerinin de taşıyıcısı konumunda. Sosyalist basını dışarıda tutmamın nedeni, burada yer alan mecraların Yeni Parti ve DEM Parti ile kurdukları ilişki. Bu ilişki, zaman zaman kendi özgün siyasi pozisyonlarının yerine bu partilerin fikirlerinin yaygınlaştırılmasıyla sonuçlanabiliyor.

CHP ve Yeni Parti eksenli medya, dış kaynaklı yayın kuruluşları, DEM Parti eksenli medya ve sosyalist medya gibi farklı kategorilerden söz ettiniz. Bu grupların gazetecilik anlayışları ve siyasal işlevleri arasında nasıl farklar görüyorsunuz?

Saydığımız öbekler içerisinde en geniş okur/izleyici kitlesine sahip olanı CHP/Yeni Parti medyası. Bu mecraların AKP karşıtı geniş kesimler üzerinde hegemonik sayılabilecek pozisyonu, düzen muhalefetinin siyasal strateji yoksunluğunun ve ufuksuzluğunun üstünü örten bir işlev taşıyor. Birçok örnekte, bahsettiğimiz mecralar ve bunların (ve CHP/Yeni Parti’nin) etrafında kümelenmiş çeşitli “siyaset uzmanları” ve “danışmanlar”, bu partilerin hamlelerinin aklayıcısı işlevi görüyorlar. Hayatımıza zorla sokulmuş bu kanaat önderlerinin düşünce evreninde her adımda ayrı bir keramet var: Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığında da, altılı masada da, bugünlerde AKP’ye geçmeye hazırlanan Cemil Tugay’ın geçmişte grevci işçilere karşı sergilediği düşmanlıkta da, Yeni Parti’nin “çerçeve yasa” oylamasındaki tuhaf tutumunda da. Aynı keramet, Özgür Özel ile Ekrem İmamoğlu’nun iktidar bloku içi çatışmaların kendi lehlerine işleyeceği varsayımında (bu varsayım, daha sonra “mutlak butlan” kararına bütünüyle hazırlıksız yakalanmalarıyla sonuçlandı) ve “Yiğidim Aslanım”la başlayıp Saraçhane’deki nöbeti sonlandırarak “Ülke genelinde CHP mitingleri yapıyoruz” hamlesiyle halkın direnişini sönümlendirmeyi hedefleyen halk korkusunda da görülüyor. Özellikle Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başında olduğu dönemde, bu “kanaat önderleri” halkın sokağa çıkmasının AKP’nin işine yarayacağı, bu nedenle iktidarın amacının bizi sokağa dökmek olduğu gibi tezleri yaydılar. Oysaki gerçek tam tersiydi. Geçtiğimiz 20 küsur yıla baktığımızda şunu açıkça görebiliyoruz: Siyaset sandığa sıkıştığında AKP avantaj kazandı, halk sahneye çıktığındaysa geriledi ve sorun yaşadı.

DEM Parti eksenli medya olarak tanımladığımız ikinci alan da kendi siyasi çizgisi doğrultusunda CHP/Yeni Parti medyasına benzer bir işlevi yerine getiriyor. Yalnızca Kürt toplumsallığını değil, aynı zamanda AKP karşıtı geniş halk kesimlerini de bu hareketin pragmatik politikalarına ve bunun sonucu olan dramatik pozisyon değişimlerine ikna etme işini üstleniyorlar. Bu tabloda, “Saray rejimi”ne karşı ortak mücadele için DEM Parti’nin arkasında sıralanmanın gerekliliği propagandası; yerini Erdoğan, Bahçeli ve Öcalan figürleri etrafında gelişen “Terörsüz Türkiye” sürecini demokratikleşme adına desteklemeye yönelik çağrılara bırakıyor. Bu mecraların “halkın haber alma hakkını savunma” konusundaki performansı da oldukça tartışmalı. Son dönemde, sürecin selameti açısından görüşmelerin içeriklerini haberleştirmemeyi savunmalarını bu şekilde kavramak gerekiyor.

Son 20 yılın önemli gelişmelerinden biri de doğrudan yabancı devletlere ait, Türkiye’ye yönelik yayın yapan basın kuruluşlarının medyada kapladığı alanın genişlemesi. Bu genişlemenin hem eskinin “ana akım” medyasının AKP tarafından yutulmasıyla hem de görece bağımsız habercilik yapmaya çabalayan kurumların ekonomik sürekliliğini sağlayamamasıyla ilişkisi var. Gazeteciliğe sol basında başlayan çok sayıda iyi muhabir ve editörün yaşamını idame ettirebilmek için buralarda çalışmak durumunda kaldığını biliyoruz. Ancak, bu kurumlar çalışanlarının değil, parçası oldukları devletlerin görüşleri doğrultusunda yayıncılık yapıyorlar. Çizgileri de Türkiye’yi bir göçmen hapishanesine dönüştüren politikaların meşrulaştırılmasına, Suriye’de cihatçıları iktidara taşıyan sürecin bir “demokratik gelişme” olarak sunulmasına ve bölgemizde emperyalist merkezlerin çıkarlarıyla ters düşen aktörler hakkında olumsuz bir algının yerleştirilmesine hizmet ediyor.

Fonlama mekanizmalarına yaslanan medya kategorisi de işlevleri bakımından yabancı devletlerin doğrudan uzantısı olan kurumlarla ortaklaşıyor. Farklılaştıkları nokta, bu işlevi yerine getirdikleri ekonomik model ve bu ilişkiye karşın “bağımsız habercilik” yaptıklarını iddia etmeleri. Bu kategoriye yalnızca liberal çizgideki kurumları değil, son dönemde sayısı artan milliyetçi görünümlü ve mali kaynakları belirsiz sosyal medya haber mecralarının bir kısmını da dahil etmek gerekiyor.

Son olarak sosyalist medyadan bahsedelim. Bir önceki yanıtımda da belirttiğim gibi, buradaki temel sorun CHP/Yeni Parti ve DEM Parti ile kurulan ilişkinin niteliği. Ancak bu yalnızca bir gazetecilik anlayışı meselesi değil; sosyalist hareketin kendisini ülkeyi yönetmeye aday bir aktör olarak göremeyip ona uygun iddialar geliştirememesiyle de bağlantılı, daha bütünlüklü bir sorunun parçası.

Söz konusu medya kuruluşlarında çalışan gazetecilere nasıl bakıyorsunuz? Kurumsal çizgi ile gazetecinin kendi mesleki tutumu arasında nasıl bir ayrım yapmak gerekiyor ve dahası, söz konusu kurumlarda çalışan tüm gazeteciler tek bir sınıflandırmayla tanımlanabilir mi?

Bahsettiğimiz mecraların tümünde işini ciddiye alan, gazeteciliğin onuruna sahip çıkan basın emekçileri var. Bu gazeteciler, işlerini yapabilmek için pek çok zorlukla baş ediyorlar. Çok sayıda meslektaşımız, sektörde norm haline gelen düşük ücretler ve yoğun çalışma koşullarının yanı sıra süreklileşmiş bir işsiz kalma kaygısıyla karşı karşıya.

Sansüre, işten atılma kaygısına, mobbinge ve baskıya rağmen çok iyi işler de çıkarıyorlar. Ancak, bütünde belirleyici olanın kurumsal çizgi olduğunu akılda tutmamız gerekiyor.

Burada basın emekçileri açısından iktisadi bir açmaz da söz konusu. Gazetecilik alanında halka yaslanan ekonomik modeller kurulamadığı ölçüde, halka yaslanan bir haberciliğin inşası da olanaklı değil.

Sizce ülkemizde “muhalif gazetecilik” açısından en ağır basan sorunlar neler? Gazetecilerin siyasi aktörler adına çalıştığı iddiası, belirli figürlerin tanıtılması adına kamuoyunun etkilenmeye çalışılması vs.

Gazeteciliğin bir tür halkla ilişkiler faaliyeti haline getirildiği bir tablo ile karşı karşıyayız. Bahsettiğim “kanaat önderlerinin” muhalif medyadaki ağırlığı, bunu yaratan temel olgulardan biri. Bunların varlığını sürdürebilmesinin temel koşulu, arkasına takıldıkları siyasi figürün her hamlesini derinlikli bir stratejinin parçası gibi sunmaktaki başarıları. Önemsedikleri şey, halkın karşı-devrimci iktidardan nasıl kurtulacağı sorusu değil. Bu çabanın ürünü olan siyasi analizler, çoğu örnekte doğrudan manipülasyona ve halkın aklını teslim alma girişimine dönüşüyor.

Kılıçdaroğlu’ndan “demokrat dede” türetenler, kitle hareketini sönümlendirmeye yönelik hamleleriyle damgasını vurduğu süreçte Özgür Özel’de “mücadeleci lider” görenler ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ağır bir yenilgiye uğrayan “altılı masa” çizgisinden ideolojik tutarsızlık anlamında pek de eksik kalır yanı olmayan İmamoğlu’nun çeşitli kişisel vasıflarında AKP’nin sonunu getirecek lideri görenler çoğunlukla aynı kişiler.

Bu figür öne çıkarma çabasına, düzen aktörlerinden medet uman bir habercilik eşlik ediyor. Demokrasi olmazsa yabancı sermayenin gelmeyeceği, “Batı demokrasilerinin” AKP’nin otoriterleşmesinden rahatsız olduğu, AKP’nin İmamoğlu’nun tutuklanmasından CHP’de mutlak butlan kararına kadar birçok gelişme öncesinde “o kadarını” da yapamayacağı, gelişmelerden çok rahatsız olan bir kısım iktidar bloku aktörlerinin kopuşunun iktidarda çözülmeyi beraberinde getireceği gibi iddialar bunun tipik örnekleri.

Ben kişisel olarak bu tuhaf tezleri duymaktan yoruldum. Yalnız olmadığımı da düşünüyorum. Ama buradaki temel sorun bu tezlerin yoruculuğu değil. Düzen içi aktörlerin AKP’ye sırtını döneceğine yönelik sürekli olarak oluşturulan beklenti, halkı da seyirci pozisyonuna itiyor. Bizim açımızdan bu kabul edilebilir değil.

Son yıllarda özellikle siyaset haberlerinde kulis bilgileri çok büyük bir ağırlık kazandı. Kulis haberciliği size göre tam olarak nedir ve bir “sınırı” var mıdır?

Farklı çıkar ve beklentilere sahip öbeklerin varlığı, özellikle devlet mekanizması içerisindeki süreçlere ilişkin haberlerin açığa çıkmasını tetikleyen bir etken. Bu durum kimi zaman somut kanıtların gazetecilere sızdırılması, kimi zamansa “kulis bilgileri”nin ulaştırılması şeklinde kendini dışavurabiliyor. Her iki durumda da gazetecinin, gelen bilginin veya belgenin arka planındaki ajandaların ve çıkar ilişkilerinin bilincinde olması gerekiyor.

Kulis bilgileri, eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirildikten sonra haber için bir veri oluşturabilir. Sorun, kulis bilgisi haberin kendisi haline geldiğinde ortaya çıkıyor. CHP, Yeni Parti ya da iktidar kulislerine ilişkin haberler; bilgiyi içeriden veren kaynağın amaçlarını, ajandasını, çıkarlarını ve bakış açısını yansıtıyor. Gazetecinin görevi bunun doğrudan aktarıcısı olmak değil, bunları da hesaba katarak iddiaları süzgeçten geçirmek.

Ne yazık ki mevcut durum bu değil. İktidar kulislerinden gelen bilgiler bile hiçbir süzgeçten geçirilmeden paylaşılabiliyor. Örneğin, fon krizinde Akın Gürlek’in Erdoğan’ın çevresine operasyon çektiği ve Erdoğan’ın aslında fon vurgunundan haberi olmadığı yönündeki “bilgiler” gerçeğin kendisiymiş gibi aktarılabiliyor.

Bir sınırdan bahsedeceksek bu sınır tam da belirli çıkar gruplarının sözcüsü haline gelmekle halkın olan biteni kavraması için buralardan sızan belge ve bilgileri kullanmak arasındaki farkta ortaya çıkıyor.

Bir kaynağın verdiği kulis bilgisinin arkasındaki siyasi amaç, ajanda ve çıkar ilişkileri gazeteci tarafından nasıl sorgulanmalı? İktidar kulislerinden gelen bilgilerin dahi zaman zaman hiçbir süzgeçten geçirilmeden haberleştirildiğini söylüyorsunuz. Bunun somut sonuçları neler? Aslında bir nevi “alet olma” durumunu da kastetmiş oluyorsunuz. Bu, iktidarın muhalif gazetecilere yönelttiği suçlamalarla aynı değil mi?

Bu sorgulamanın yapılması, her şeyden önce gazetecinin ülkede olan bitenlere yönelik doğru bir politik kavrayışa sahip olmasını gerektiriyor. Olguların içerisine yerleştiği bütünlüğe ve bunun sahip olduğu çelişkilere ilişkin fikir sahibi olmadan bu olguların haritalandırılması da olanaklı değil.

Bahsettiğimiz “kulis gazeteciliği” faaliyetinin, bize göre, iki temel sonucu var. Bunlardan ilki, eleştirel bir okumanın yokluğunda gerçeğin bütünüyle ıskalanması riski. Mevcut durumun doğru biçimde kavranamaması, ona karşı geliştirilecek mücadelenin de yanlış bir eksene yerleşme ve etkisizleşme ihtimalini beraberinde getiriyor. İkincisi ise zaman zaman “kulis” haberlerinin arkasında yer alan “işin aslı” ve “görünen yüzü” arasında mutlak bir ayrım kurma eğilimi. Bu ayrım bir kez kurulduğunda, çoğunlukla yalnızca görünen yüzle karşılaşan halkın kendi gündelik pratikleri ile siyasetin konuları arasında bağ kurması da zorlaşıyor.

Sorunun son kısmına gelince: Özellikle iktidar bloku içerisindeki çelişkilerle haşır neşir olan bir habercilik, bu haberlerden rahatsız olan başka kliklerin hedefi haline gelme riskini her zaman taşıyor. Yalnızca sözlü hedef göstermelerle değil, çoğu örnekte doğrudan yargı sopasıyla da gazetecilerin üstüne giden bir iktidardan söz ediyoruz. Tabii bu haberleri bahsettiğimiz eleştirel süzgeçten geçirip geçirmemeniz, iktidar blokunda yer alan aktörler için çok da önemli değil. Onların kıstasları habercilikle değil, kendi “işlerinin” bozulma ihtimaliyle ilgili. Dolayısıyla, buradaki hedef göstermelerin karşısında durmak gerekiyor.

Ancak iktidar tarafından hedef alınmak, gazetecilik faaliyetinin doğruluğunun tek başına güvencesi değil. Burada, bizim yukarıda bahsettiğimiz kıstaslar devreye giriyor.

Gazetecilikte taraf olmak ile gazetecilik etiği arasında nasıl bir ilişki kuruyorsunuz? Daha da önemlisi, sizce bu etiği ve sınırları kim, neye göre belirliyor?

Modern gazetecilik fikrinin kökeninde yer alan “halkın haber alması”, “bilgiye erişme hakkı”, “kamu yararı” gibi ilkelerin bütünü; insanlık tarihindeki büyük altüst oluşların ürünü. Dolayısıyla gazetecilik faaliyetinin üzerine yerleştiği zeminin başından itibaren politik bir karaktere sahip olduğunu kavramamız gerekiyor. Bu gelişmelerin tümü, aynı zamanda halkın egemenliğin kaynağı olan bir siyasi kategori olarak öne çıkmasıyla çakışıyor. Bu nedenle, halkın siyasal alandaki göreli ağırlığı azaldığında bu durumun yansımalarını gazetecilik faaliyetinde de hızlıca görüyoruz.

Habercilik halka gerçekleri sunma işi, ama bu, onu “tarafsız” bir eylem yapmıyor. Aksine, “gerçek” kendi içinde çelişkilere, boşluklara ve bunların yol açtığı değişim dinamiklerine sahip.

Bu dinamikleri kavrayamayan bir gazetecilik, mevcut gerçeği olduğundan daha katı görerek verili güç ilişkilerini mutlaklaştırmaya ve değişimin yönünü, dolayısıyla ele aldığı olayların gidişatını kavrayamamaya mahkûm.

Yalnızca taraf olmak değil, değiştirme perspektifine sahip olmak ve değişime omuz vermek gerekiyor. Değişimin yönü, ancak bu yapıldığında doğru biçimde kavranabiliyor.

Bir gazetecinin yalnızca belirli bir taraftan yana olması değil, toplumsal değişimin yönünü kavramaya ve buna omuz vermeye çalışması neden önemli? Bu, yukarıda bahsettiğiniz siyasi çıkar ilişkileri tarifinizle çelişmiyor mu?

Her siyasal faaliyetin merkezinde “çıkar” olgusu yer alır. Bu anlamda, gazetecilik de toplumda var olan verili çatışmalardan ve bunların içerisine yerleştiği farklı ve uzlaşmaz çıkarlardan bağımsız bir zeminde durmuyor. Biz de kendimizi işçi sınıfının tarihsel çıkarlarının yanında konumlandırıyoruz. Geniş emekçi halk kesimleriyle kurduğumuz ilişkiyi bu eksene yerleştiriyoruz. Bu eksen; aynı zamanda emekçilerin, kadınların ve gençlerin sorunlarına da özel bir ağırlık verme perspektifimizi beraberinde getiriyor. Bize göre halkın çıkarlarını savunmak, gazetecilik faaliyetinin olmazsa olmazı.

Yukarıda bahsettiğim çıkar ilişkileriyle ayrım noktamız tam da bu. Biz, gazetecilik faaliyetinin merkezinde yer alan “halkın gerçeklere ulaşma hakkı”yla tutarlı biçimde ilişki kurabilecek tek zemine yerleşiyoruz. Düzen aktörleriyle, sermayeyle, gericilikle, emperyalizmle ilişki kuranların halka gerçekleri anlatma ehliyeti olmadığını düşünüyoruz.

“Halkın sözcüsü yok” diyorsunuz. Sizce mevcut medya düzeninde halkın çıkarlarını ve taleplerini gerçekten merkeze alan bir gazeteciliğin ortaya çıkmasını engelleyen temel nedenler neler?

Bunun temel nedenlerinden biri, gazeteciliğin para kazandıran bir iş olmaması. Bu da başka mali kaynaklara ve güçlere dayanma arayışını besliyor. Bunun yansımalarını hem iktidar medyasında hem de onun dışındaki zeminde görüyoruz. Buraya kadar anlatmaya çalıştığım tablo, büyük ölçüde bunun ürünü.

Bahsettiğimiz finansman bağımlılığı aşılmadıkça halkın çıkarlarını temsil eden süreklileşmiş ve etkili bir yayıncılık faaliyeti geliştirmemiz olanaklı değil. Halkın çıkarlarını savunmak için ekonomik olarak da halka yaslanmamız gerekiyor.

Gazeteciliğin ekonomik olarak sürdürülebilir olmamasının medyanın başka güç odaklarına ve finansman kaynaklarına bağımlı hale gelmesinde önemli bir rol oynadığını belirtiyorsunuz. Bu bağımlılık gazeteciliğin içeriğini ve siyasi çizgisini nasıl etkiliyor?

Birkaç farklı mekanizmadan söz etmek olanaklı. Bunlardan en doğrudan olanı, yayın organını siyasal ve finansal olarak ayakta tutan kaynakların çıkarlarını açıkça savunma eğilimi. CHP/Yeni Partili belediyelerde grev yapan işçilere yönelik düşmanca yayıncılık örnekleri hâlâ akıllarda.

İkinci olarak bu tarz ilişkilerin belirli bir otosansürü de beraberinde getirdiğini vurgulamak gerekiyor. Bu durumlarda haber; bazen editör masasında, bazen de oraya bile gelmeden henüz fikir halinde terk ediliyor.

Son olarak bahsettiğimiz türden bağlantılar; bazen bu odakların kendi iç gündemlerini, eğilimlerini ve dengelerini haddinden fazla önemseme ve bu yüzden toplumsal tabloyu doğru biçimde kavrayamama sorununa yol açıyor. Ankara’da düzenlenen NATO zirvesinden tarikatların siyasetteki rolüne kadar birçok konuda düzen aktörlerinin gündemleri ile halkın talep ve beklentileri arasında ciddi bir uçurum var. Dolayısıyla düzen cephesinde konumlanan bir gazetecilik faaliyetinin gerçek ile de arasına mesafe koyması kaçınılmaz oluyor.

Siz tam olarak nasıl bir gazetecilik modelini savunuyorsunuz? “Halka yaslanan yeni bir habercilik türü” derken tam olarak nasıl bir medya pratiğinden söz ediyorsunuz? Üstelik, siz de benzer yayın organları gibi belirli bir siyasi hareketin de temsilcisi konumundasınız.

Halka yaslanan bir gazeteciliği inşa etmenin birkaç boyutu var. Bize göre, bunların tümü bir siyasi hareketle ilişki halinde olmayı gerekli kılıyor.

İlk olarak mücadelenin bilgisini temel almak. Bununla yalnızca işçi, kadın ve gençlik eylemlerini etkili bir biçimde takip etmeyi ve bunların haberleştirildiği başlıca mecra olmayı kastetmiyorum. Genel olarak büyük siyaset alanında da başka aktörlerden gelen duyumları, kulis bilgilerini ve bunlara dayalı tahminleri değil, kendi siyasal mücadelemizin hedef ve çıktılarını esas almalıyız. Hareketin siyasal gelişimi ve hedefleriyle birlikte genişleyen bir habercilik anlayışından bahsediyorum.

İkinci olarak mali açıdan halkın dayanışmasından güç almak. ideo’da da buna dayanan bir modeli hayata geçirmeyi hedefliyoruz. Önümüzdeki dönemde mobil uygulamalarımızı duyurduktan sonra okur dayanışması için bir kampanya da başlatacağız. Bu süreçte bize düşen sorumluluk, ikna edici bir habercilik çizgisi oluşturmak.

Son olarak bu anlayışı hayata geçirmek için önümüzdeki dönemde ne yapmayı planlıyorsunuz? Mobil uygulamalar ve okur desteğine dayalı kampanyadan söz ettiniz; bu yeni medya projesinin hedefi ve çalışma yöntemi ne olacak?

ideo’nun yeni tasarımı ciddi bir emeğin ürünü. Yalnızca okurlarımızın gördüğü kısım değil, arka plandaki panel de ekibimiz tarafından, aklımızdaki gazetecilik ihtiyaçları göz önünde bulundurularak yapıldı. Ayrıntılı özgün içerikleri ve köşe yazılarını temele alan, bunu yaparken anlık gelişmeleri de kısa haber olarak okurlarla paylaşan bir yaklaşım benimsiyoruz. Birçoğu ilk gazetecilik deneyimini yaşayan, oldukça genç bir ekibimiz var. Buna karşın, geçtiğimiz bir haftalık dönemde bile azımsanmayacak sayıda özgün içeriğe yer verdik. Bu vesileyle tekrar ideo’ya emek veren tüm ekip arkadaşlarıma da teşekkür etmek istiyorum.

iOS ve Android uygulamalarımız da benzer kaygılarla geliştirildi. Önümüzdeki haftalarda ikisi de yayına girecek. Destek aboneliği seçeneklerini ise uygulamaların çıkmasının ardından okurlarımızla paylaşacağız.

Kısa Kısa

  1. "Aile şirketi" eleştirisinin ardından Hacıosmanoğlu'nun yeğeni TFF'den istifa etti

    Hakem soruşturmasında MHK Başkanı Ferhat Gündoğdu dahil tutuklamaların sürdüğü TFF'de, Başkan İbrahim Hacıosmanoğlu'nun yeğeni olan Genel Sekreter Abdullah Ayaz istifa etti. Dün de yönetici Mevlüt Aktan, "TFF aile şirketi anlayışıyla yönetilemez" diyerek görevi bırakmıştı.

  2. CRS raporu: ABD, İran savaşında 81 hava aracını kaybetti ya da hasar gördü

    ABD Kongre Araştırma Servisi'nin (CRS) yeni raporuna göre İran savaşının başlamasından bu yana 45'i MQ-9 Reaper olmak üzere en az 81 ABD askeri hava aracı kaybedildi ya da hasar gördü. Kaybın 3,3 milyar dolara ulaşabileceği belirtilirken, listede 12 F-15E ve bir F-35A da yer alıyor. F-15E'lerden üçü Kuveyt'te dost ateşiyle düşürüldü.

  3. Eski CIA yetkilisi 195 milyon dolarlık vurgunu kabul etti: Gizli kaynağı da ifşa etmiş

    Eski üst düzey CIA yetkilisi David Rush, sahte gizli operasyonlar uydurarak devletten 195 milyon dolardan fazla para çaldığını kabul etti. Duruşmada ilk kez, Rush'ın gizli bir CIA kaynağının varlığını yabancı bir hükümet yetkilisine açıkladığı da ortaya çıktı. Evinde 298 külçe altın bulunan Rush, 20 yıla kadar hapis cezası alabilir.

  4. Okullarda saldırılar durmuyor: Bu kez Esenyurt'ta bir lisede bıçaklı kavga

    Esenyurt'ta bir lisede öğrenciler arasında henüz belirlenemeyen bir nedenle bıçaklı kavga çıktı; yaralıların olduğu bildirildi. Dün de Başakşehir'de bir ortaokulda düzenlenen bıçaklı saldırıda bir öğrenci yaşamını yitirmişti.

  5. ABD Adalet Bakanlığı'na talimat: Mahkemede "yapay zeka" değil "Süper Zeka" denecek

    ABD Adalet Bakan Yardımcısı vekili Trent McCotter, Bakanlık çalışanlarına gönderdiği notta resmi yazışmalarda ve "uygun olduğunda" mahkeme dilekçelerinde "yapay zeka" yerine "Süper Zeka" ifadesinin kullanılmasını istedi. Talimat, Trump'ın tüm federal kurumların bu terimi "yasanın izin verdiği azami ölçüde" kullanmasını öngören 29 Eylül tarihli kararnamesine dayanıyor.

  6. "İzmir daha önce de işgal edildi" diyen Berna Laçin'e soruşturma

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, oyuncu Berna Laçin hakkında sosyal medyadaki "İzmir daha önce de işgal edildi, Korkma!" paylaşımı nedeniyle "halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama" suçlamasıyla resen soruşturma başlattı.

  7. Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi ifade verecek

    Fon soruşturması kapsamında Fatma Betül Sayan Kaya ile eşi İlyas Kaya, Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'ne giderek “şüpheli” sıfatıyla ifade verecek. Kaya çifti, Semaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) geri ödeme imkanından faydalanıp, gerekli iznin de çıkmasıyla para iadesinde bulunmuştu.

  8. AB Konseyi Başkanının 7 Ekim mesajında Filistinlilere yer yok

    AB Konseyi Başkanı Antonio Costa, 7 Ekim'in üçüncü yılında yalnızca İsrailli ve yabancı kayıpları andı. Costa, "AB, İsrail'in barış ve güvenlik içinde var olma hakkını her zaman savunacaktır" derken Filistinlilerin hakkından tek kelimeyle söz etmedi. Üç yıldır on binlerce Filistinlinin yaşamını yitirdiği Gazze ise anma mesajında hiç yer almadı.

  9. Bozbey davasında ara karar: 6 tahliye, Bozbey tutuklu kaldı

    Görevden uzaklaştırılan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey'in de aralarında bulunduğu 63 sanıklı davada mahkeme, 6 sanığın adli kontrolle tahliyesine, Bozbey ve eski Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem'in de aralarında olduğu 10 sanığın tutukluluğunun devamına karar verdi.

  10. Azerbaycan'ın resmi ajansı yazdı, sonra sildi: "İsrail'e 456 gemi seferi"

    Azerbaycan'ın resmi haber ajansı APA, Türkiye limanlarından İsrail'e Ocak-Eylül 2025'te 456 gemi seferi yapıldığını ve yabancı bayraklı Türkiye bağlantılı gemilerin seferlerinin sürdüğünü öne süren bir araştırma yayımladı. Haber, birkaç saat sonra açıklama yapılmadan kaldırıldı. Gelişme, Aliyev'in "Yaşam tarzımıza burnunuzu sokmayın" çıkışının ardından geldi.

  11. Cemil Tugay AKP'de: "AK Parti kimsesizlerin kimsesidir"

    CHP'den istifa eden İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, rozetini Erdoğan'ın taktığı törenle AKP'ye katıldı. Kürsüde "AK Parti kimsesizlerin kimsesidir" diyen Tugay, ağustos ayında bağımsız kalacağını söylemişti. İzmir ilk kez AKP'li bir başkanla yönetilecek.

  12. Gazeteci Hakan Tosun davasında iki sanığa müebbet

    İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesi, gazeteci Hakan Tosun'un öldürülmesine ilişkin davada sanıklar Abdurrahman Murat ve Adnan Şahin'e "kasten öldürme" suçundan müebbet hapis cezası verdi.Tosun, Ekim 2025'te Esenyurt'ta uğradığı saldırının ardından yaşamını yitirmişti.

  13. Bozdağ'ın yerine TBMM Baş­kan­ve­kil­li­ği­ne Yusuf Beyazıt getirildi

    Sağlık sorunları nedeniyle TBMM Başkanvekilliğinden istifa eden Bekir Bozdağ'ın yerine Yusuf Beyazıt getirildi. Değişikliği AKP Genel Başkanı Erdoğan, AKP'nin Yasama Yılı Açılış Toplantısı'nda duyurdu. 2015'ten bu yana milletvekili olan Beyazıt, Anayasa Komisyonu Başkanlığını yürütüyordu.

  14. Turhal Şeker Fabrikası'nda gaz zehirlenmesi: 10 işçi hâlâ hastanede

    Tokat'ın Turhal ilçesindeki şeker fabrikasında karbonmonoksit gazından etkilenen 49 kişiden 10'unun Sivas'ta hiperbarik oksijen tedavisi sürüyor. 33 kişi taburcu edildi. Tedavisi süren işçilerin genel durumunun iyi olduğu ve bugün taburcu edilmelerinin planlandığı bildirildi.

  15. AKP'li vekilin yeğenine "sigorta için fabrika yaktırma" tutuklaması

    AKP Gaziantep Milletvekili Derya Bakbak'ın yeğeni Levent Kara, sigorta bedeli almak için tekstil fabrikasını kundaklattığı iddiasıyla tutuklandı. Olayın, anlaşılan kişiye vaat edilen 2 milyon liranın ödenmemesiyle ortaya çıktığı öne sürüldü. Kara, geçen yıl da bir kadını darp ettiği iddiasıyla tutuklanmış, 10 gün sonra tahliye edilmişti.

  16. İsrailli bakan, Gazze ve Lübnan'ın ilhakını istedi

    İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, savaşı başlatıp kaybeden tarafın toprak kaybetmesi gerektiğini savunarak İsrail'in Gazze ve Lübnan'da elinde tuttuğu topraklarda egemenliğini kalıcı hale getirmesini istedi. Smotrich, Mısır'ı Gazzelilerin çıkışını engellemekle suçlarken, ABD'den de İsrail'e karşı kullanılan silahların satışını durdurmasını talep etti.

  17. AKP'li Güler: Fonlar için araştırma komisyonu kurulmasına şimdilik gerek yok

    AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, fon soruşturmasına ilişkin TBMM'de araştırma komisyonu kurulmasına şimdilik gerek olmadığını belirtti. Güler, soruşturmayla ilgili TBMM'de araştırma komisyonu kurulup kurulmayacağı sorusuna, “Şimdilik gerek yok, yargı çalışıyor" dedi.

  18. Cemil Tugay AKP Genel Merkezi'nde

    İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, AKP Genel Merkezi'ne geldi. Tugay, Erdoğan'ın milletvekilleriyle yapacağı toplantıda bazı ilçe başkanlarıyla birlikte AKP'ye katılacak.

  19. İspanya'da konut protestoları sonrası 21 acil önlem: Tahliyelere koruma, spekülasyona yasak

    İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, 87 yaşındaki bir kadının tahliyesiyle başlayan ve ülke geneline yayılan protestoların ardından 21 maddelik acil konut paketini açıkladı. Paket, tahliye korumasını uzatıyor, spekülatif alımları yasaklıyor ve 10 milyar euroluk kredi fonu kuruyor.

  20. İddia: Tugay'a AKP rozeti genel merkezde takılacak

    Cumhuriyet'ten Merve Kılıç'ın aktardığı kulise göre İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'a AKP rozeti bugün genel merkezde takılacak. Muhalefetin tepkisinden çekinilerek törenin TBMM yerine Erdoğan'ın katılacağı milletvekili toplantısında yapılacağı iddia ediliyor.

  21. Bakan Tekin, okul saldırılarını "sabotaja" bağladı

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Başakşehir'de bir öğrencinin bıçaklı saldırıda yaşamını yitirdiği gün okul saldırılarını kanıt sunmadan "sabotaja" bağladı. AKP Yüksekova İlçe Başkanlığı'nda konuşan Tekin, güvenliğe dair somut bir önlemden söz etmeden PISA başarısıyla övündü.

  22. Çeşme Belediyesi'ne operasyon: 8 gözaltı

    Çeşme Belediyesi'nde imar, fen işleri ve emlak süreçlerine yönelik rüşvet, irtikap ve sahtecilik soruşturmasında 12 şüpheliden 8'i gözaltına alındı. Hakkında gözaltı kararı alınan 12 kişi arasında belediye başkan yardımcısı ve bazı müdürler de bulunuyor. Öte yandan soruşturma, İmar Müdür Vekili B.S.'nin talimatıyla belediye evraklarının yakılmaya çalışıldığı ihbarı üzerine genişletildi.

  23. Aralarında Vahap Seçer'in de bulunduğu 4 belediye başkanı ve 1 başkan vekili görevden uzaklaştırıldı

    İçişleri Bakanlığı, tutuklanan 4 belediye başkanı ile 1 belediye başkan vekilinin geçici tedbir olarak görevden uzaklaştırıldığını duyurdu. Görevden uzaklaştırılan isimler şunlar: Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, Mezitli Belediye Başkanı Ahmet Serkan Tuncer, Yenişehir Belediye Başkanı Abdullah Özyiğit, Eyüpsultan Belediye Başkanı Mithat Bülent Özmen ve Ataşehir Belediye Başkan Vekili Murat Güneş.

  24. Esenyurt Belediyesi'ne operasyon: 19 kişi gözaltına alındı

    Kayyum tarafından yönetilen Esenyurt Belediyesi’nde düzenlenen operasyonda 19 kişi gözaltına alındı. Soruşturma ihalelerde usulsüzlük yapıldığı ve müteahhitlerden rüşvet alındığı iddiaları üzerine başlatıldı. Gözaltına alınanlar arasında kayyum yönetiminin Belediye Başkan Yardımcısı Yusuf Ulutaş da bulunuyor.

Önceki gün

  1. Fon vurgununda TMSF'ye yalnızca 5 kişi para iade etmiş

    Adalet Bakanı Akın Gürlek, Borsa İstanbul'daki fon vurgunu soruşturması kapsamında TMSF'de açılan iade hesabına bugüne kadar yalnızca 5 kişinin para yatırdığını açıkladı. Gürlek, soruşturmada 207 kişi hakkında işlem yapıldığını ve 85 kişinin tutuklandığını da belirtti.

  2. Ferdi Zeyrek davasında yeni bilirkişi raporu: Zeyrek kusursuz, 13 kişi kusurlu

    Ferdi Zeyrek davasında DEÜ'lü 5 akademisyenin hazırladığı yeni bilirkişi raporunda 4 kişi asli, 9 kişi tali kusurlu bulundu. Standartlara uygun topraklama olsaydı Zeyrek'in hayati tehlike yaşamayacağı, kaçak akım rölesinin sonradan söküldüğü belirtildi. Zeyrek kusursuz bulundu.

  3. İstanbul'da iki çağrı merkezine forex baskını: 95 şüpheli yakalandı

    İstanbul'da yatırım vaadiyle uluslararası forex dolandırıcılığı yaptığı belirlenen bir şebekeye operasyon düzenlendi. Şişli ve Beyoğlu'ndaki iki çağrı merkezine eş zamanlı baskında 95 şüpheli gözaltına alındı. Başsavcılık, soruşturmanın sürdüğünü açıkladı.

  4. Cemil Tugay'ın AKP'ye geçeceği iddia edilirken AKP'den İzmir Marşı'lı video

    İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın yarın AKP'ye katılacağı iddia edilirken AKP, X hesabından İzmir Marşı melodisi eşliğinde 7 Ekim'i işaret eden bir video paylaştı. Videoda, Erdoğan'ın muhalefet belediyelerini eleştirirken sık kullandığı "çöp dağları"nın çiçek açtığı görüldü.

  5. Hayati Yazıcı'nın oğlunun ortağı Ali Emre Ballı yaşamına son verdi

    Fon soruşturmasında adı geçen ve AKP'li Hayati Yazıcı'nın oğlunun ortağı olan Ali Emre Ballı, Şile'de yaşamına son verdi. 46 yaşındaki Ballı hakkındaki mal varlığı tedbiri kısa süre önce kaldırılmıştı. Yakınları, Ballı'nın itibar suikastına maruz kaldığını söyledi.

  6. Boğaziçi'nde yemekhane zammı protestosu: Kampüse çevik kuvvet girdi

    Boğaziçi Üniversitesi'nde öğrenciler yemekhane zamlarını dünün ardından bugün de protesto etti. Kampüse çevik kuvvet ve TOMA getirildi, yemekhane girişi bariyerlerle kapatıldı. ÖTK çağrısıyla Kuzey Kampüs'te toplanan öğrenciler "Müşteri değil öğrenciyiz" sloganı attı, zammın geri alınmasını istedi ve eylemlerin süreceğini açıkladı.

  7. FKF'den KoçFest tepkisi: "Kampüsler şirketlerin değil"

    Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF), 7 Ekim'de Güneş Meydanı'nda yapılacak ve öğrencilere ücretsiz yemek dağıtılacağı duyurulan KoçFest'e tepki gösterdi. Öğrenci etkinlikleri kısıtlanırken şirketlere kapı açılmasını eleştiren FKF, beslenmenin lütuf değil kamusal bir hak olduğunu belirtti.

  8. LeMan karikatüristi Doğan Pehlevan’a hapis cezası

    LeMan dergisi karikatüristi Doğan Pehlevan’a “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla 11 ay 20 gün hapis cezası verildi. Mahkeme, hesabın Pehlevan’a ait olmadığı ve delillerin usulsüz olduğu yönündeki savunmaları reddetti. Ceza ertelendi.

  9. TFF daha fazla dayanamadı: Cuma günü seçim için toplanıyor

    TFF Yönetimi, hakem soruşturması ve istifalar sonrası cuma günü toplanıyor. Tutuklanan Ferhat Gündoğdu’nun ardından boşalan MHK başkanlığı ve seçim kararı masada. Üye Mevlüt Aktan da istifa edip yönetimi olağanüstü genel kurula çağırdı.

  10. Başakşehir'deki okul saldırısında 1 öğrenci yaşamını yitirdi

    İstanbul Başakşehir’de bulunan Şeyh Şamil İmam Hatip Ortaokulu’nda sabah saatlerinde 15 yaşındaki bir kız öğrenci tarafından tarafından gerçekleştirilen bıçaklı saldırıda 1 öğrenci yaşamını yitirdi.

  11. AYM'den Tayfun Kahraman için ikinci hak ihlali kararı

    Anayasa Mahkemesi, Gezi Parkı davası tutuklusu Tayfun Kahraman hakkında daha önce verdiği ihlal kararını uygulamayan derece mahkemesinin tutumunu anayasaya aykırı buldu. Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yer alan karara göre AYM, kararlarının tüm yargı organlarını bağladığını vurgulayarak Kahraman’ın bireysel başvuru ile adil yargılanma haklarının ihlal edildiğine hükmetti. Yeniden yargılama sürecinin başlatılması için dosyanın İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verildi.

  12. İddia: Mekke Anlaşması bu hafta Meclis’e gelecek

    Oksijen Gazetesi’nden Metin Kaan Kurtuluş’un haberine göre, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması bu hafta TBMM’ye sunulacak ve anlaşmanın metni kamuoyuyla paylaşılacak. Anayasa’nın 90. maddesine göre, Türkiye Cumhuriyeti adına yapılan uluslararası anlaşmaların yürürlüğe girmesi için TBMM onayı gerekiyor.

  13. Özgür Özel'den Erdoğan'ın yeğeni hakkında iddialar

    Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeğeni Üsame Erdoğan’ın sahibi olduğunu söylediği BinBin ile Bulls Yatırım ve Lidya Holding arasında doğrudan bağlantı bulunduğunu öne sürdü. Özel, BinBin hisselerinin 200 liradan 47 liraya gerilediğini belirterek, “Herkes para yatırmış, işi bilenler çekilmiş” dedi.

  14. Bekir Bozdağ TBMM Baş­kan­ve­kil­li­ği'nden istifa etti

    AKP'li Bekir Bozdağ, sağlık durumunu gerekçe göstererek TBMM Başkanvekilliği'nden istifa etti. AKP TBMM Grubu, Bozdağ'ın yerine yeni TBMM Başkanvekili seçecek.

  15. Gazze’de İsrail saldırıları sürüyor: İki Filistinli öldürüldü

    İsrail ordusunun ateşkese rağmen Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda iki Filistinli yaşamını yitirdi, üç kişi yaralandı. Gazze Sağlık Bakanlığı, 10 Ekim 2025’te başlayan ateşkesten bu yana İsrail saldırılarında yaşamını yitiren Filistinlilerin sayısının 1460’a ulaştığını açıkladı.

  16. Bahçeli: Seçimler 2028’de yapılmalı

    MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, seçimlerin 2028 yılı içinde yapılması gerektiğini söyledi. Bahçeli, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden aday olabilmesi için TBMM’nin “uygun zamanda ve azami mutabakatla” seçimlerin yenilenmesine karar vermesini istedi.

  17. Başakşehir’deki okul saldırısına yayın yasağı

    Başakşehir’de Kayaşehir Şeyh Şamil İmam Hatip Ortaokulu’nda beş öğrencinin yaralandığı bıçaklı saldırıyla ilgili yayın yasağı getirildi. İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği, soruşturma tamamlanıncaya kadar olayla ilgili yayın yapılmasını yasakladı.

  18. İstanbul’da okulda bıçaklı saldırı: Beş öğrenci hastaneye kaldırıldı

    İstanbul Başakşehir’deki Kayaşehir Şeyh Şamil İmam Hatip Ortaokulu’nda öğrenciler arasında çıkan kavga bıçaklı saldırıya dönüştü. İstanbul Valiliği, beş öğrencinin yaralandığını ve hastaneye kaldırıldığını açıkladı. Kavganın nedenine ilişkin henüz bilgi verilmedi.

  19. Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer tutuklandı

    Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, belediyelere yönelik “yolsuzluk” soruşturması kapsamında tutuklandı. Yenişehir Belediye Başkanı Abdullah Özyiğit ile Mezitli Belediye Başkanı Ahmet Serkan Tuncer de tutuklananlar arasında.

  20. Trump: İngiltere'deki ABD bombardıman uçakları “İran tehdidi” ihtimaliyle çekildi

    ABD Başkanı Donald Trump, İngiltere’deki RAF Fairford Üssü’nde bulunan ABD bombardıman uçaklarının “İran bağlantılı olabilecek tehditler” nedeniyle çekildiğini söyledi. Pentagon da üste konuşlandırılan tüm ABD bombardıman uçaklarının ülkedeki ana üslerine döndüğünü açıkladı.

  21. İzmir Bayraklı Belediyesi'ne operasyon

    Belediyenin bir önceki dönemine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında operasyon düzenlendi. Operasyonda önceki dönem Belediye Başkanlığı görevini yürüten Serdar Sandal'ın da aralarında bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alınırken, gözaltına alınmasına karar verilen toplam kişi sayısı ise 45 oldu. İzmir'de dün de Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın AKP'ye geçeceği iddiaları üzerine bir tepki yürüyüşü düzenlenmiş, ancak yürüyüş polis tarafından engellenmişti.

✓