Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında kurulan “Mekke İttifakı” 5 Ekim’de Riyad’da olağanüstü toplandı. Toplantının ardından yayımlanan ortak bildiride üç ülke, “Mekke ve Medine’yi hedef alma girişimleri ile Suudi Arabistan’daki şehirleri, sivil tesisleri ve ekonomik altyapıyı hedef alan saldırıları” kınadı. Böylece Yemenli Ensarullah güçlerinin Suudi Arabistan’a ve Suudi destekli Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi’ne karşı yürüttüğü mücadelede Mekke ve Medine’yi hedef aldığı iddiası bir kez daha gündeme getirildi.
İddiaların arka planı
Suudi Arabistan’ın Mekke’nin hedef alındığı yönündeki iddiası ilk olarak 16 Eylül’de gündeme geldi. Suudi makamlarının açıklamasına göre Ensarullah’a ait bir İHA, 15 Eylül akşamı Mekke’nin güneyinde, kentin yasak hava sahasına girmeden önce vuruldu. Suudi destekli koalisyonun sözcüsü Turki el-Maliki olayı doğrudan Ensarullah’ın “Mekke’yi hedef alma girişimi” olarak nitelendirdi.
Ancak kamuoyuna açıklanan bilgilerde İHA’nın hedefinin Kâbe, Mescid-i Haram veya Mekke içerisindeki başka bir nokta olduğuna ilişkin bağımsız olarak doğrulanmış bir kanıt bulunmuyor. Ensarullah ise Mekke’yi veya herhangi bir kutsal mekânı hedef aldığı iddiasını reddetti.
Buna rağmen merkezi Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde bulunan İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), Riyad yönetiminin açıklamasının ardından saldırıyı kınayarak Ensarullah’ı suçladı.
Mekke’nin ardından bu kez Medine’nin hedef alındığı iddiası gündeme geldi. Suudi makamlarına göre 29 Eylül sabahı bir İHA, Medine’deki Taibah elektrik dağıtım istasyonuna isabet ederek bir transformatörü devre dışı bıraktı. Saldırı elektrik şebekesinin genel işleyişini etkilemedi.
Suudi makamları, İHA’nın enkazı üzerinde yapılan incelemenin saldırının Ensarullah tarafından gerçekleştirildiğini gösterdiğini açıkladı. Riyad yönetimi ayrıca istasyonun Mescid-i Nebevî’ye elektrik sağladığını belirterek olayı kutsal mekânları hedef alan bir saldırı olarak sundu. Ancak hedef alınan yer Mescid-i Nebevî değil, Medine’de bulunan bir elektrik dağıtım istasyonuydu. Ensarullah ise saldırıyı üstlenmedi, aksine suçlamayı reddederek Suudi Arabistan’ın Medine iddiasıyla daha önce ortaya attığı Mekke’nin hedef alındığı yönündeki suçlamayı desteklemeye çalıştığını savundu.
Suudilerin Yemen hezimeti
Yemen’de başkent Sana dahil olmak üzere nüfusun büyük bölümünün yaşadığı bölgeleri kontrol eden Ensarullah güçlerinin Suudi Arabistan’daki hedeflere saldırılar düzenlediği biliniyor. Zira Suudi Arabistan ile Ensarullah on yılı aşkın süredir karşı karşıya.
Suudi Arabistan, Ensarullah’ın başkent Sana’ya girerek Riyad destekli hükümeti devirmesinin ardından İran’ın bölgedeki nüfuzunun Arap Yarımadası’nı güneyden kuşatacağı endişesiyle 2015’te Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) de başını çektiği bir koalisyon kurarak Yemen’e askerî müdahale başlattı.
ABD ve İsrail’in bölgesel çıkarlarıyla da örtüşen savaş Yemen’de büyük bir yıkıma yol açtı. Yüz binlerce insan doğrudan çatışmalarda veya savaşın beraberinde getirdiği açlık, hastalık ve sağlık sisteminin çökmesi gibi nedenlerle hayatını kaybederken milyonlarca Yemenli yerinden edildi, nüfusun büyük bölümü insani yardıma muhtaç hale geldi.
Ancak Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon, savaşın Yemen’e getirdiği ağır insani ve maddi maliyete rağmen Sana yönetimini yenilgiye uğratamadı. Ensarullah ise savaş içerisinde askerî kapasitesini geliştirirken 7 Ekim 2023’ün ardından Filistin direnişine destek amacıyla İsrail’e ve İsrail bağlantılı olduğunu açıkladığı gemilere yönelik saldırılar gerçekleştirmeye başladı.
Sana güçlerinin 2026 Eylül’ünde batı sahilinde ilerleyerek stratejik Muha Limanı’nı ele geçirmesi ve Babülmendep Boğazı’na doğru ilerlemesi, Yemen’deki güç dengelerini bir kez daha sarstı. Yıllar süren savaş boyunca askerî kapasitesini geliştiren ve asimetrik savaş deneyimi kazanan Sana güçlerinin ilerleyişi karşısında Suudi Arabistan ciddi bir hezimetle karşı karşıya kaldı. Ensarullah’ın Suudi Arabistan’ın ekonomik açıdan kritik Aramco tesislerini vurabilecek füze ve İHA kapasitesine sahip olması Riyad'ın savaştaki önemli kırılganlıklarından birine dönüştü.
Mekke İttifakı da devreye girdi
Riyad’ın Ensarullah'a karşı ABD’den askerî müdahale talebinin karşılık bulmamasının ardından gözler bu kez yeni kurulan Mekke İttifakı’na çevrildi. Suudi Arabistan’ın kutsal kentlerin hedef alındığı yönündeki iddiaları, 7 Ağustos’ta Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan liderlerinin imzalarıyla kurulan ittifakın da kısa sürede gündemine girdi.
Mekke’ye yönelik saldırı iddiasının ardından üç ülkenin dışişleri bakanları 24 Eylül’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kapsamında New York’ta bir araya geldi. Görüşmede anlaşma kapsamında oluşturulacak Genel Sekreterlik, komiteler ve çalışma gruplarına ilişkin hazırlıklar ele alınırken Mekke’nin hedef alındığı belirtilen saldırı da kınandı.
5 Ekim’de Riyad’da gerçekleştirilen olağanüstü toplantının ardından yayımlanan ortak bildiride de kınama tekrarlandı. Bu kez Mekke’nin yanı sıra Medine’nin de hedef alındığı belirtildi.
Suudi Arabistan’ın karşı karşıya bulunduğu “saldırı ve tehditleri” görüşmek üzere toplanan komite, bununla da yetinmedi. Toplantıda “kolektif savunma taahhütlerinin pratik uygulamasına derhal geçilmesi” ve “üzerinde mutabık kalınan askerî kuvvet ve kabiliyetlerin Suudi Arabistan’a hızlı şekilde konuşlandırılması için gerekli adımların atılması” kararlaştırıldı.
Böylece Suudi Arabistan’ın önce Mekke’nin, ardından Medine’nin hedef alındığı yönündeki iddiaları Türkiye ve Pakistan’ın da taraf olduğu yeni askerî ittifakın kolektif savunma mekanizmasının harekete geçirilmesine giden süreçte kullanılan gerekçeler arasında yerini aldı.
Kutsal kentler üzerinden meşruiyet arayışı
Suudi Arabistan’ın Mekke ve Medine’nin hedef alındığı yönündeki iddiaları, Riyad’ın Yemen’de on yılı aşkın süredir yürüttüğü savaştaki meşruiyet arayışından bağımsız değil. Ensarullah’ın Suudi Arabistan’daki askerî ve ekonomik hedeflere yönelik saldırılar gerçekleştirdiği bilinse de Mekke’de Kâbe veya Mescid-i Haram’ın, Medine’de ise Mescid-i Nebevî’nin hedef alındığını ortaya koyan bağımsız ve somut kanıtlar kamuoyuna sunulmuş değil.
Buna karşın “kutsal kentlerin hedef alındığı” iddiası, Suudi Arabistan’ın Ensarullah ile yürüttüğü çatışmayı İslam’ın en kutsal mekânlarının savunulması meselesi olarak sunmasına imkân veriyor. İslam İşbirliği Teşkilatı’nın Mekke iddiasının hemen ardından Ensarullah’ı kınaması, ardından Türkiye ve Pakistan’ın da Mekke İttifakı bildirileri aracılığıyla aynı söylemi benimsemesi bu iddianın karşılık bulduğunu da gösteriyor.
Bu meşruiyet mücadelesinin bir başka boyutunu ise Yemen’deki Sana yönetiminin ve silahlı güçlerinin nasıl tanımlandığı oluşturuyor. Suudi Arabistan, Batı ve Körfez medyası ile Türkiye’deki ana akım medya, hareketi lideri Abdülmelik el-Husi’nin ailesine referansla çoğunlukla “Husiler” olarak adlandırırken hareket kendisini “Ensarullah” olarak tanımlıyor. Bu isimlendirme tartışması, Yemen’de kimin kimi temsil ettiği ve savaşın taraflarının nasıl tarif edildiğine ilişkin daha geniş siyasi mücadelenin de bir parçası.
Sonuç olarak Ensarullah’ın Suudi Arabistan’a yönelik saldırılar gerçekleştirdiği konusunda bir belirsizlik bulunmuyor olsa da Riyad’ın Mekke ve Medine’deki kutsal mekânların özellikle hedef alındığı yönündeki iddiaları gerçeklikten uzak. Buna rağmen söz konusu iddia, Mekke İttifakı’nın kolektif savunma mekanizmasını harekete geçirdiği süreçte üç ülkenin ortak söylemine dönüşmüş durumda.