Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan'ın 5 Ekim'de Riyad'da yaptığı olağanüstü toplantıda Mekke Savunma İttifakı kapsamında askeri güçlerin krallığa hızla konuşlandırılmasını kararlaştırmasının ardından, bu kararın Türkiye açısından ne anlama geldiği netleşmeye başladı. Middle East Eye'a (MEE) konuşan Türk yetkililere göre Ankara, önümüzdeki haftalarda Suudi Arabistan'a ek teçhizat, teknisyen, acil müdahale ekipleri ve bunlara eşlik edecek muharip unsurlar gönderecek.
Bir yıldır tezkeresiz varlık
Haberin en dikkat çekici yanı, Türkiye'nin enerji tesisleri başta olmak üzere Suudi altyapısını korumak için geçen yıldan bu yana krallıkta teknik ekipler, hava savunma sistemleri ve elektronik harp teçhizatı bulundurduğunun ortaya çıkması. Yetkililer bu varlığı 2010 tarihli askeri eğitim anlaşmasına dayandırıyor. Ancak hava savunma ve elektronik harp unsurlarının "eğitim" kapsamında değerlendirilmesi, Anayasa'nın 92. maddesiyle Meclis'e verilen yurt dışına asker gönderme yetkisinin fiilen devre dışı bırakılıp bırakılmadığı sorusunu gündeme getiriyor.
Benzer bir tablo komuta üssü için de geçerli. Yetkililere göre teknik ekipler üs projesi için eylül boyunca Suudi Arabistan'da çalıştı ve hazırlıklar büyük ölçüde tamamlandı. Ay sonunda Meclis'e gelmesi beklenen tezkere, böylece fiilen hazırlanmış bir sürecin onayına dönüşebilir. Üstelik metni henüz kamuoyuyla paylaşılmayan Mekke Anlaşması da Meclis'te onaylanmış değil; Anayasa'nın 90. maddesi uluslararası anlaşmaların onayını TBMM'ye bağlıyor. MEE'ye konuşan yetkili de anlaşmanın onaylanması gerektiğini kabul ederek önceliğin konuşlanma tezkeresine verilebileceğini söyledi.
"Doğrudan müdahale yok" ama pilotlar sahaya iniyor
Yetkililer büyük bir asker grubu gönderilmeyeceğini ve Yemen'e doğrudan müdahale planı olmadığını vurguluyor. Ancak planlamaya yakın kaynaklara göre tezkerenin ardından ‘Husiler’ olarak tanınan Ensarullah Hareketi’nin İHA ve balistik füzelerine karşı deneyimli pilotlar ve uçaklar konuşlandırılacak, sınırlı sayıda özel kuvvet unsuru da gönderilebilecek. Türk kuvvetlerinin Riyad'ın, kutsal şehirlerin ve Doğu-Batı boru hattının savunmasında Suudi ve Pakistanlı birliklerle ortak üste görev yapması planlanıyor. Bu tablo, Türkiye'yi Suudi Arabistan ile Ensarullah Hareketi tarafından yönetilen Yemen arasındaki savaşın fiilen bir tarafı haline getiriyor.
Kutsal şehirlerin korunması gerekçesi öne çıkarılırken, Ensarullah Hareketi lideri Abdülmelik el-Husi'nin Mekke ve Medine'yi hedef aldıkları iddiasını geçen ay "büyük bir yalan" olarak nitelendirdiğini de hatırlatmak gerekiyor.
Kore'den bu yana bilinen risk
İttifak ilan edildiğinde iktidara yakın medyada İsrail'e karşı bir yapı olarak sunulmuştu. Bugün ise ilk fiili adımı, İran'ın müttefiki Ensarullah Yemen’ine karşı Suudi Arabistan'ın yanında konumlanmak oldu. Ankara diplomasiye hâlâ şans tanıdığını söylese de 1950'de Meclis onayı olmadan Kore'ye asker gönderilmesiyle başlayan deneyim, "sınırlı" diye başlayan askeri angajmanların nereye varabileceğine dair önemli bir hatırlatma olarak duruyor.