Türkiye’de ekonomi yönetimi dezenflasyon programı adı altında pek çok sıkılaştırma önlemi uygularken, enflasyonun en önemli doğrudan ve dolaylı kalemlerinden olan akaryakıt konusundaki önlemler vergiden feragatle sınırlı kalmış durumda.
Motorinin litre fiyatının 100 liranın üzerini görmesi, benzin fiyatlarının 85 lira bandında seyretmesi ve otogaz (LPG) fiyatlarının 40 liranın üzerine çıkması nedeniyle lojistik ve ulaştırma başta olmak üzere pek çok hizmet ve kalemde maliyetler hızla artmaya devam ediyor.
Son dönemde ABD-İran hattında yeni bir gelişme olmaması, Yemen’de Husi direnişinin hız kazanması ve ABD'nin önemli petrol üretim bölgelerine doğru ilerleyen fırtınanın arzı tehdit etmesi ile petrol fiyatları yükselişe devam ediyor.
Uluslararası referans fiyat olan Brent petrolün varil başına 100 doların üzerinde seyretmesi de akaryakıt fiyatlarının yüksek seyretmesine neden oluyor.
Fiyatlar nasıl belirleniyor?
Peki petrol fiyatlarındaki anlık gelişmeler ile akaryakıt fiyatları neden bu kadar doğrudan ilişkili?
Bu konu farklı zamanlarda çeşitli kişiler tarafından daha önce işlense de akaryakıt fiyatlarındaki pahalılık konusunda enerji tekellerinin fahiş kazançlarının rolü toplumda yeterince karşılık bulmuş değil.
Akaryakıttaki fiyat mekanizması, ham petrol fiyatlarından ziyade Cenova borsasındaki işlenmiş ürün (benzin/motorin) fiyatlarına ve döviz kuruna endeksli yasal bir formülle işliyor. Bu fiyatın üzerine devletin belirlediği ÖTV, lojistik maliyetler, dağıtıcı ve bayi payları eklendikten sonra yasal oranda KDV de yansıtılarak nihai pompa fiyatına ulaşılıyor.
Pompadaki fiyat dalgalanmalarının en kritik gizli aktörü ise rafinerilerin kâr marjları. Bu marjlar, ham petrol maliyeti ile işlenmiş ürünün satış fiyatı arasındaki farka bakarak anlaşılıyor. Silahlı çatışmalar veya rafineri kesintileri nedeniyle küresel yakıt arzı daraldığında, işlenmiş ürünün borsa fiyatı ham petrolden çok daha hızlı yükseliyor. Bu durum rafinerilerin brüt kâr marjlarını tarihi seviyelere çıkarırken pompa fiyatlarını da yükseltiyor.
Sonuç olarak, uluslararası kriz dönemlerinde ham petrol fiyatı durağan kaldığında veya sınırlı arttığında, yükselen rafineri marjları nedeniyle tüketiciler istasyonlarda çok daha yüksek fiyatlarla karşılaşır ve bu durum enflasyonist baskıyı artırabiliyor.
Şirketlerin kârları patladı
Bunun en önemli örneği de 2026 yılının ikinci çeyreğinde hızlanan savaşla birlikte petrol fiyatlarındaki artış ve dünya genelinde enerji şirketlerinin kârlarının patlaması.
Örneğin, Türkiye’nin en büyük petrol rafinerisi olan ve özelleştirme ile Koç Holding’e satılan TÜPRAŞ'ın net kârı son bilanço dönemi olan 2026 ikinci çeyrekte, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 291 oranında artışla 11,8 milyar TL'den 46,2 milyar TL'ye yükseldi. TÜPRAŞ'ın bu dönemde hasılatı yüzde 43 artışla 386,4 milyar TL'ye yükselirken, satışların maliyeti yüzde 49 artışla 325,4 milyar TL oldu.
Şirketin bilançosundaki savaş değerlendirmeleri ise adeta bir itiraf niteliğindeydi. Şirket konu ile ilgili, “"Orta Doğu’daki rafineri kesintileri, saldırılar nedeniyle düşen Rusya rafineri üretim kapasiteleri ve Asya’daki düşük kapasite kullanım oranları ürün marjlarını desteklerken, özellikle jet yakıtı ve motorin marjları güçlü seyrini korumuştur" ifadelerine yer verdi.
Türkiye’de bunun en önemli yerel örneği TÜPRAŞ olurken, küresel tarafta Shell, Lukoil, Saudi Aramco, BP gibi örneklerde de benzer şeyler yaşanıyor. Örneğin Shell, 2026’nın üçüncü çeyreğinde gösterge rafineri marjının varil başına 42 dolara çıktığını bildirdi.
Serbest piyasa mekanizması fiyat artışından sorumlu
Özetle akaryakıt fiyatları yalnızca ham petrolün fiyatına göre oluşmuyor. Ham petrol fiyatına ek olarak rafineri marjı ile birlikte diğer maliyetler de pompaya yansıyor. Yani mevcut sistem, serbest piyasada belirlenen uluslararası fiyatlara kendi yüksek kâr marjlarını ekleyerek büyük ölçüde iç piyasaya yansıtan ve fiyat riskinin önemli bölümünü tüketiciye bırakan bir yapıya sahip.
Burada Türkiye’deki rafinerilerin özelleştirilmesi de tartışmanın önemli bir parçası. Özelleştirme tek başına akaryakıt fiyatlarının yüksek olmasının sebebi değil. Ancak rafinaj gibi stratejik bir alanda kamu kontrolünün azalması, devletin fiyat, arz ve rafineri marjları üzerinde doğrudan politika uygulama kapasitesini sınırlıyor.
Türkiye’nin petrol ve rafinaj piyasasının uluslararası fiyatlara bu kadar bağımlı olmasıyla birlikte düşünüldüğünde, akaryakıt fiyatlarının pahalı olması sadece petrolün pahalı olması ile açıklanamıyor. Konu tamamen, tüketim ve üretim harcamaları konusundaki en temel girdilerden olan akaryakıt fiyatları konusundaki insafın serbest piyasaya bırakılması…
Sorun çözümsüz değil
Net petrol ihraççısı olmayan ülkelerin fiyatların uluslararası ölçekte yükseldiği dönemde uzun vadede yüksek fiyat baskısına maruz kalması normal kabul edilebilir. Ancak yine de dünyada da halkın cebini rahatlatmak için fiyatları sabitlemeye veya yumuşatmaya yönelik birçok yöntem uygulanıyor. Örneğin Macaristan ve Slovenya’da pompa fiyatlarında üst sınır uygulaması getirilirken bazı ülkelerde rafinerilerin yüksek marj dönemindeki ekstra kârına özel vergi konması zaman zaman gündeme geliyor.
Akaryakıttaki fiyat baskısının azalması için çözüm net: Petrolün rafinajı ve dağıtımına ilişkin tüm faaliyetlerin devletleştirilerek kamu işletmeciliğine dönüş yapılması.