Kapitalizmin yarattığı finansallaşma, para babalarının servetlerine servet katarken, zenginleşme veya tasarruflarını koruma hayali kuran milyonları küçük balık haline getirmeye devam ediyor.
Son olarak Türkiye’deki fon skandalı, 131 yatırım fonunun tasfiye edilmesine yol açtı. Kriz yaklaşık 515 bin yatırımcıyı ve 800-900 milyar TL civarında bir varlık büyüklüğünü etkiledi.
Sıcak paraya ve finansallaşmaya bağımlı hale getirilen Türkiye ekonomisinde, hisse senedi piyasasının ve iktidara yakın şirketlerin büyümesi için bu balona göz göre göre izin verildiği ise açık. Yani geliyorum diyen bir kriz aylarca beklendi ve işin sonunda kamu kesimi ve yüzbinlerce kişi zarara uğratıldı.
Fon piyasasına neler oldu?
Öncelikle fon piyasasında neler olduğunu anlamak için serbest fon (hedge fon) kavramını anlamak gerekiyor. Serbest fon, portföy sınırlamalarının ve yatırım stratejilerinin esnek olduğu, yalnızca ‘nitelikli yatırımcı’lara sunulan bir yatırım fonu türü. Burada nitelikli yatırımcı kavramına da dikkat çekmek gerekiyor.
Türkiye’de serbest fonlara yatırım yapabilmek için gereken en temel kriter olan nitelikli yatırımcı finansal varlık sınırı, 2006’dan itibaren tam 19 yıl boyunca 1 milyon TL olarak uygulandı. Yani ilk çıktığında ciddi bir servet sahibi olmayı gerektiren nitelikli yatırımcı sınırı, enflasyonist ortama rağmen değiştirilmediği için orta gelir grubunu kapsayacak bir hale geldi. Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) 19 Aralık 2025 tarihindeki köklü düzenlemesiyle bu sınır 10 katına çıkarılarak 10 milyon TL'ye yükseltti. Ancak öncesinde bu fonlarda yatırımcı olanların hakları korundu. Öte yandan sosyal medyaya yansıyan aktarımlara göre, pek çok kişinin daha düşük rakamlarla işlem yapmasına da izin verildiği ortaya çıktı.
Son olarak tartışmalara konu olan ve SPK'nın tasfiye kararı verdiği 131 fonun ezici bir çoğunluğunun da serbest son statüsünde olduğunu söylemek gerek. Aynı şekilde Tera’nın meşhur TLY fonu da Türkiye’deki sermaye piyasası mevzuatına göre bir "Serbest Şemsiye Fon" yapısında.
Fonlar nasıl ponzi haline geldi?
Peki hem Tera hem diğer yatırım fonları nasıl bir ponzi ve soygun aracı haline dönüştü?
Tera Yatırım Menkul Değerler A.Ş. hisseleri 2025 yılı içinde yüzde 3000 üzerinde prim yaparken yılı yüzde 2000 üzerinde bir kazançla kapatmıştı.
Grubun fon yönetimi tarafındaki bazı fonlar da elde ettiği olağanüstü getiriler nedeniyle uzun bir süredir finans camiasının gündeminde yer alıyordu. Bu fonlar arasında en çok dikkat çeken ise grubun amiral gemisi konumundaki fonu Tera Portföy Birinci Serbest Fon (TLY) oldu. Fon 2025 yılında yüzde 17.000’in üzerinde getiri sağladı. Fonun son üç yıldaki getirisi ise yüzde 67.000’in üzerinde.
Peki bu fon nasıl bu kadar getiri elde etti? Tera’nın temel stratejisi, milyarlarca lirayı birbiriyle ilişkili şirketlerden oluşan dar bir çevreye aktarma ve bu pozisyonları borç alınan nakit parayla artırma şeklindeydi. Kayıtlarda, üç yıl öncesine kadar fonun varlıklarının yüzde 99’unu Tera Yatırım hisselerinde tuttuğu görüldü.
Bu sırada Eski Ulaştırma Bakanlığı bürokratı ve DYP milletvekili Oğuz Tezmen’in oğlu olan ve kamuoyuna sıfırdan zenginleşme hikayeleri anlatan Emre Tezmen, Tera’nın başarısının kendi yatırım stratejilerinden kaynaklandığını savunuyor ve şirketi “Türkiye’nin Goldman Sachs’ı” haline getirme amacını dile getiriyordu.
Öte yandan anormal getiriler aylar önce finans dünyasının gündemine girmeye başladı. Nisan ayında ABD’li finans ajansı Bloomberg’te yayımlanan bir makalede konuya dikkat çekilmiş ve Tera’nın borçlarını vurgulamıştı.
Ayrıca şirketin geçen yıl yoğun biçimde borçlandığı da bilançolarında yer alırken aracı kurumun borçlarının 2025 sonunda 59,8 milyar liraya yükseldiği, bir yıl önce bu rakamın 132 milyon lira seviyesinde bulunduğu görülmüştü.
Nisan’da yayımlanan Bloomberg makalesinin ardından uluslararası endeks sağlayıcı MSCI, haziranda yaptığı yıllık değerlendirmede Türkiye'yi bu şüpheler üzerinden özel gündem maddesi yaptı. S&P Dow Jones Indices ise temmuzda Türkiye'yi statü düşürme izleme listesine aldı.
Tera stratejisinin en dikkat çekici örneklerinden biri kuşkusuz Destek Finans Faktoring olmuştu. Tera’nın bankacılık ekibi, şirketi 2025’te halka arz etti ve Tera fonu bu şirketin hisselerinde anormal bir pozisyon aldı. Böylece Destek Finans hisseleri, halka arzın ardından geçen 18 ay içinde yüzde 4700’ün üzerinde getiri elde etti ve borsa İstanbul’un en değerli şirketlerinden biri haline geldi.
Balon şişiyor
Tera’nın halka arzına öncülük ettiği Vişne Madencilik’te de benzer şeyler yaşandı. Hisse, halka arzdan kısa süre sonra yüzde 2100’ün üzerinde yükseldi. Ancak 2025 Temmuz ayında halka arzdan aldıkları hisseleri sattı ve bir sonraki ayda ise hisseler çok sert düştü. Hisse şu an zirve fiyatından yüzde 94 gerilemiş durumda.
Öte yandan astronomik getirileri gören yatırımcılar, sosyal medyanın ve fenomenlerin de gazı ile fonlara akın etmeye devam ediyordu. Ancak yurtdışından gelen uyarıların ardından Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) 28 Ağustos'ta serbest fonların sığ hisselerde aşırı yoğunlaşmasını engelleyen ve pozisyon azaltmalarını zorunlu kılan kuralı işleri tersine çevirdi.
SPK kuralları ilk tetiği çekerken fonlar ellerindeki hisseleri kademeli satmak zorunda kaldı. İçeri taze para girişinin durması ve yatırımcıların kârlarını realize etmek ve paralarını çekmek istemesiyle bir anda yatırımcıların illüzyonu tersine döndü. Fon yöneticileri nakit yaratmak için ellerindeki sığ hisseleri satmaya çalıştı. Sığ hisselerdeki satışların artması da fiyatların hızla gerilemesine neden oldu.
Serbest yatırım fonlarında başlayan kriz burası ile sınırlı kalmadı. Düşük riskli olarak kabul edilen bazı para piyasası fonları da şirketlerin kurdukları ponzi sistemi nedeniyle bu sorunlardan etkilendi. Bazı şirketlerin ters repo işlemleri yoluyla para piyasası fonlarından finansman sağlaması krizin para piyasası fonlarına yayılmasına neden oldu.
Peki burada sistem nasıl işliyordu? TLY’nin de aralarında bulunduğu bazı spekülatif fonlar, eldeki nakdi yüksek faizle kendileri ile bağlantılı bazı kurumlara borç vermiş ve karşılığında hisse senedini teminat olarak almıştı. Ancak borsada hisseler çakılınca bu teminatlar değerini kaybetti, borçlular parayı geri ödeyemedi ve fona hücum eden yatırımcıların parası zamanında ödenemeyerek likidite krizi patlak verdi. Böylece fonlar temerrüde düşmüş oldu.
Ardından SPK ve TCMB çeşitli önlemler aldığını açıkladı. Bazı fonlar tasfiye edilirken bir kısmı da işleme kapatıldı. Tüm bunların sonucunda yüzbinlerce yatırımcı ciddi zararlarla bu işten çıkmak zorunda kaldı. Tasfiye kararı verilen fonların toplam büyüklüğü ise 18 milyar doların üzerinde.
Ayrıca; Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1 Capital, Pardus ve Bulls Portföy tarafından kurulan ve TEFAS’ta işlem gören tüm yatırım fonlarının alım-satım işlemleri kapatılmış durumda.
Finans şirketlerinin dikkat çeken bağlantıları
Buraya kadar yaşanan finansal gelişmeleri basit bir dille özetlemeye çalıştık. Ancak işin bu noktalara gelmesi sadece teknik bir finansal problemi değil, karanlık siyasi ilişkilerin ve birtakım usulsüzlüklere bir yerlerde göz yumulduğun da göstergesi.
Öncelikle tasfiye listesine alınan fon şirketlerinin yönetimlerinde kamuda görev almış ve AKP ile bağlantılı kişilerin olduğunu söylemek gerek.
Tera Portföy'ün yönetim kurulunda ise eski Cumhurbaşkanlığı Akademik İstişare Konseyi üyesi olan rektör Prof. Dr. Emre Alkin gibi isimler de yer alıyor. Tera Yönetim Kurulu Üyesi Abdülkadir Özkan da çeşitli kamu kurumlarında bürokratlık yapan 2015 yılında ise Başbakan Danışmanı olan bir isim. Aynı şekilde Tera Holding patronu Emre Tezmen’in fonların batışının ardından yaptığı açıklamada, durumu "küresel vesayet odaklarının milli iradeye yönelik spekülatif bir atağı" olarak nitelendirmesi de sırtını kimlere yaslamaya çalıştığını gösteriyor.
Benzer şekilde fonda parası olmasa da fonların yatırım yaptığı Özata Denizcilik hisselerinde içeriden bilgi ticareti (insider trading) yoluyla 2,2 milyar lira para kazanması ve bu nedenle AKP MKYK’dan çıkartılması da son günlerin önemli gelişmeleri arasında yer aldı. AKP Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın oğlu Mustafa Yazıcı da benzer şekilde fon skandalına karışan isimler arasında kendine yer buldu.
Kapatılan bir diğer şirket olan Atlas Portföy'ün yönetim kadrolarında eski Hazine ve Maliye Bakanlığı bürokratlarının yer alması, şirketlerin Ankara'daki karar mekanizmalarıyla olan doğrudan temasının göstergesi.
Tüm bunlara rağmen, AKP kurmayları 'hem suçlu hem güçlü' dedirtecek cinsten çıkışlarda bulunmaya başladı. AKP kanadından yapılan açıklamalar, iktidar medyası aracılığı ile 'yolsuzlukla mücadele' algısı oluşturularak servis edildi.
Hayal satılan kitleler soyuldu
Öte yandan piyasada borsayı ayı piyasasına sokacak kadar büyüyen çalkantılar, kapitalizmdeki finansallaşmanın getirdiği krizi de gözler önüne sermiş oldu. Yüksek enflasyonun, yoksullaşmanın, güvencesizliğin ve geleceksizliğin hüküm sürdüğü bu sistemde yıllardır geniş kitlelere de kriptolar, hisse senetleri ve yatırım fonları gibi enstrümanlarla zenginleşme hayali satılıyor. Sosyal medyadaki ‘finans fenomenleri’nin ve sözde uzmanların çağrıları da zengin olma hayalini satın almaya hazır yüz binleri peşinden sürüklüyor. Fonlardaki hikâyenin sonunda ise kamu, Varlık Fonu aracılığı ile düşen piyasaya müdahale etti ve yüzbinlerce varlıkları sıfırlandı. Mehmet Şimşek’in itidalli açıklamalarına rağmen krizin başka finans enstrümanlarına yayılıp yayılmayacağı da meçhul.
Sonuçta ise kapitalizmin insanlara bireysel kurtuluş, kolay zenginleşme ve birikimlerini büyütme hayali üzerinden sunduğu çıkış yolu, milyonlarca insanı finansal balonların ve spekülasyonun küçük balıkları haline getirmiş oldu. Gerçek bir refah ise herkesin kendi başına zenginleşme yarışına sokulduğu bir düzenden değil, insanların güvenceli bir yaşam sürdüğü, üretilen zenginliğin toplumsal olarak paylaşıldığı ve kurtuluşun bireysel değil toplumsal olduğu bir düzenden geçiyor.