ABD’nin Irak topraklarındaki 23 yıllık işgali, ülkenin siyasi yapısını kökten değiştirirken geride yüz binlerce ölü, milyonlarca insanı etkileyen bir yıkım ve uzun yıllara yayılan istikrarsızlık bıraktı.
Dün itibariyle ABD ordususun Irak'tan tamamen çekildiği duyuruldu.
2003 yılında başlayan işgalin ardından Irak’ta yeni bir siyasi düzen kurulurken, ülkenin zengin petrol kaynakları da başta ABD ve Avrupa olmak üzere çok uluslu enerji şirketlerinin faaliyet alanına dönüştü.
İşgalin en temel gerekçelerinden biri olarak Irak'ın kitle imha silahlarına, özellikle de nükleer silah programına sahip olduğu iddia edildi ancak savaş sonrasında bu silahların büyük miktarda aktif stokları bulunamadı; ABD Senatosu'nun soruşturması da Bush yönetiminin savaş öncesinde kamuoyuna yaptığı bazı açıklamaların mevcut istihbarat tarafından desteklenmediğini ortaya koydu.
Şimdilerde Trump'ın Gazze Barış Kurulu'nda yer alan dönemin İngiltere Başbakanı Tony Blair, yıllar sonra işgalde kullanılan yanlış istihbarat, savaş planlamasındaki eksiklikler ve rejimin devrilmesinden sonra yaşanacakları öngörememekten dolayı özür dilediğini açıklayacaktı. Ancak iş işten çoktan geçmişti.
Irak işgalinin bilançosu, yüzbinlerce kişinin ölmesi, onbinlerce kişinin işkenceden geçmesi oldu. İşgal geride istikrarsızlaştırılmış ve petrolün dev şirketlerin eline geçtiği bir ülke bıraktı.
Yüz binlerce kişi hayatını kaybetti
Brown Üniversitesinin Birleşmiş Milletler için hazırladığı çalışmaya göre, savaş ve işgal sürecinde Irak'ta 275 bin ila 306 bin arasında sivil hayatını kaybetti. Resmi olmayan farklı hesaplamalarda ise sivil ölümlerinin 1 milyona yaklaştığı tahmin ediliyor.
ABD'nin savaşta kaybettiği asker sayısı ise 4 bin 431 oldu.
On binlerce Iraklı işkenceden geçti
İşgalin en ağır bilançosu yalnızca savaşta hayatını kaybedenlerle sınırlı kalmadı. ABD'nin kontrolündeki cezaevlerinde on binlerce Iraklı gözaltına alındı ve tutuklulara yönelik işkence ve kötü muamele vakaları işgalin en büyük skandallarından birine dönüştü.
ABD ordusu, işgalin ilk yıllarında 100 binden fazla Iraklıyı şüpheli sıfatıyla gözaltına aldı veya hapsetti.
Bağdat yakınlarındaki Ebu Gureyb Cezaevi'nde yaşananlar ise 2004 yılında fotoğraf ve belgelerin basına sızmasıyla dünya kamuoyunun gündemine oturdu. Tutukluların çıplak bırakılması, günlerce karanlık ve susuz hücrelerde tutulması, köpeklerle korkutulması, ağır fiziksel şiddete ve cinsel istismara maruz bırakılması fotoğraf ve belgelerle ortaya çıktı.
Skandalın ardından aralarında Charles Graner ve Lynndie England'ın da bulunduğu bazı düşük rütbeli ABD askerleri askeri mahkemelerde yargılandı ve hapis cezalarına çarptırıldı.
Ancak Ebu Gureyb, Irak'taki gözaltı sisteminin yalnızca görünen kısmıydı. Kızılhaç'ın dönemin gizli raporlarına göre, ABD tarafından gözaltına alınan Iraklıların yüzde 70 ila yüzde 90'ının yanlışlıkla tutuklandığı ve gözaltı sürecinde sistematik kötü muameleye maruz kaldığı değerlendirildi.
Belirli dönemlerde yaklaşık 30 bin Iraklının herhangi bir mahkeme önüne çıkarılmadan cezaevlerinde tutulduğu da raporlara yansıdı. Bu süreçte işkence, kötü muamele ve zorla itiraf alma yöntemleri, işgalin Irak'ta bıraktığı en ağır miraslardan biri oldu.
İşgal sonrası yeni siyasi düzen
İşgalin ikinci yılında kabul edilen yeni anayasa, Irak'ın siyasi yapısında önemli bir değişiklik yarattı. Anayasa ile Irak Kürt Bölgesel Yönetimi anayasal statüye kavuşurken, bölgede milletvekilliği ve cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılmaya başlandı.
ABD'de 2008 seçimlerini kazanan Barack Obama'nın seçim vaatlerinden biri Irak savaşını sona erdirmek ve Amerikan askerlerini ülkeden çekmekti. Obama yönetimi 2011'de ABD birliklerinin büyük bölümünü Irak'tan çekti. Ancak bu geri çekilme uzun sürmedi. 2014'te IŞİD'in Irak ve Suriye'de hızla güç kazanması üzerine ABD yeniden Irak'a asker gönderdi. IŞİD, 2017'den itibaren Irak ve Suriye'de büyük ölçüde yenilgiye uğratıldı ancak ABD askerlerinin ülkedeki varlığı sona ermemişti.
Petrol şirketleri bölgeye yerleşti
Öte yandan Irak'ın petrol ve doğal gaz kaynakları, savaşta tahrip olan enerji altyapısının yeniden kurulması ve petrol sahalarının geliştirilmesi için uluslararası şirketlerin faaliyet alanına dönüştü.
Irak Petrol Bakanlığının 2008 ve 2009 yıllarında düzenlediği uluslararası ihaleler ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi ile yapılan anlaşmalar sonucunda ExxonMobil, Chevron, Halliburton, KBR, Occidental Petroleum, ConocoPhillips ve Baker Hughes gibi ABD merkezli şirketler Irak enerji sektöründe önemli roller üstlendi.
ExxonMobil, güneydeki Batı Kurna-1 sahasının geliştirilmesinde uzun süre faaliyet gösterirken Chevron da Irak'ın güneyi ve kuzeyindeki enerji projelerinde yer aldı. Halliburton ve KBR ise petrol sahalarının yanı sıra altyapı, lojistik, kuyu açma ve ABD ordusuna yönelik hizmetlerde milyarlarca dolarlık kontratlar aldı.
Avrupa merkezli şirketler de Irak'ın petrol sektöründe büyük sözleşmeler elde etti. İngiliz BP, ülkenin en büyük petrol sahası olan Rumeyla'nın işletilmesinde rol üstlenirken Shell, Mecnun ve Batı Kurna sahalarında faaliyet gösterdi. Fransız TotalEnergies gaz, güneş enerjisi ve deniz suyu arıtma projelerini kapsayan büyük enerji yatırımlarına yöneldi. İtalyan Eni ise Zübeyr petrol sahasının ana işletmecilerinden biri oldu.
Ancak zaman içinde güvenlik sorunları, bürokratik engeller, düşük kâr marjları ve enerji piyasasındaki dönüşüm nedeniyle bazı Batılı şirketler Irak'taki faaliyetlerini azalttı veya hisselerini devretti.
İşler ABD'nin istediği gibi gitmedi
Bu süreçte Çin ve Rusya merkezli enerji şirketleri Irak petrol sektöründeki ağırlıklarını artırdı. Çin'in CNPC ve PetroChina şirketleri ile Rusya'nın Lukoil ve Gazprom gibi enerji şirketleri, Batılı şirketlerin çekildiği sahalarda daha güçlü bir konuma geldi.
Bugün Irak'ın fiili petrol üretiminde en güçlü yabancı aktörler arasında Çinli şirketler öne çıkıyor.
Ancak petrol gelirlerinin kontrolü açısından işgal döneminde oluşturulan mali mekanizma tamamen ortadan kalkmış değil. 2003 sonrasında çıkarılan ABD başkanlık kararnamesiyle Irak'ın petrol satışlarından elde edilen gelirlerin New York Federal Rezerv Bankasındaki hesaplarda tutulması öngörüldü. Böylece Washington, Irak ekonomisi ve petrol gelirleri üzerinde uzun vadeli bir mali kontrol mekanizmasına sahip oldu.
Diğer taraftan emperyalizm, milyarlarca dolar harcadığı bu işgalden siyasi siyasi sonucu da elde edemedi. Nihayetinde 23 yıllık işgal, ABD'nin Orta Doğu'daki gücünü tahkim ettiği değil, tam aksine İran'a nüfuz alanı açtığı ve bölgeyi kronik bir istikrarsızlığa sürüklediği bir sonucu ortaya çıkarmış oldu.