Arama

Site İçi Arama

Doğrudan arama yapın Aranıyor... Detaylı Arama
Sonuçlar aranıyor...
Kategorilere Göz Atın
© ideo. Anlatılan senin hikayendir

Göçmenler hedefte: Trump dönemi ABD’sinde kriz siyaseti

“Amerika’yı Yeniden Büyük Yap” söylemi şu soruyu beraberinde getiriyor: Kim için? Göçmenleri dışlayan, onları kriminalize eden ve sadece sermaye sınıfının güvenliğini önceleyenler için mi? Yoksa ülkenin tarihsel olarak gelişiminde rol oynamış milyonlarca emekçiyi de kapsayan, daha adil bir büyüklük mü?

21:27 8 dk okuma

“Amerika’yı Yeniden Büyük Yap” söylemi şu soruyu beraberinde getiriyor: Kim için? Göçmenleri dışlayan, onları kriminalize eden ve sadece sermaye sınıfının güvenliğini önceleyenler için mi? Yoksa ülkenin tarihsel olarak gelişiminde rol oynamış milyonlarca emekçiyi de kapsayan, daha adil bir büyüklük mü?

Donald Trump bir dönem aranın ardından yeniden ABD Başkanı seçildiğinde ilk dönemine kıyasla daha keskin bir “önce Amerika” siyasetiyle koltuğa oturdu. Ana akım siyaset bilimi yaklaşımlarında Trump’ın popülist bir lider olmasına yorulan bu siyasi çizgiyi, liderlerin karakteristik özelliklerini aşan ve kapitalizmin içinden geçtiğimiz evresinde bizzat kapitalist toplumsal ilişkilerin neden olduğu gerilimleri idare etmekte egemen sınıfların ve merkez siyasetin içine sürüklendiği çözümsüzlüğün ABD kapitalist toplumsal formasyonundaki bir semptomu olarak görmek gerekiyor. Nitekim, Trump gibi liderlerin dünyanın farklı coğrafyalarında 2008 finansal krizini izleyen yıllarda pıtrak gibi çoğalması da bu olgunun kapitalizmin küresel ölçekte etkisini hissettiren açmazlarıyla ilişkisini doğruluyor. ABD merkez siyaseti siyasal, ekonomik, ideolojik, kültürel vb. boyutların hepsinde etkisini hissettiren bütünlüklü bir toplumsal krize kitleleri ikna edecek ve rızalarını devşirecek çözümler sunamadıkça, Trump’ın “müesses nizamla” kavgalı siyaseti iktidara taşınabiliyor. Bu kavgayı yalnızca bir görünümden ibaret olarak ele almak toplumsal üretim ilişkilerinin karmaşık ve çok yönlü işleyişini hakkıyla ele alamamak tehlikesini taşıyor. Evet, Trump egemen sınıfsal çıkarlara yaslanıyor, hatta bizzat kendisi sermaye sınıfının bir üyesi olarak iktidar koltuğunda oturuyor ama ortada gerçek bir gerilim var. Trump’ın siyasal hareket alanının sınırlarını belirleyen sınıf ilişkileri bahsettiğimiz bu gerilimin de sınırlarını çiziyor ve onun göçmen karşıtlığı gibi gerici siyasi refleksler üzerinden gelişmesine neden oluyor.

Trump’ın ikinci dönemindeki kitlesel sınır dışı etme politikalarını ele almadan önce, göçmenlik ve göçmen sorununa dair birkaç şey söylemekte fayda var. Uluslararası göç, küresel bir olguya dönüşmüş olsa da bunun yarattığı toplumsal çalkantıları tarif etmek için kullanılan “göçmen sorunu” kavramının içeriği farklı coğrafyalarda farklı nitelikler alabiliyor. Örneğin Trump ve destekçilerinin ABD bağlamında öne sürdükleri göçmen sorunu ile ülkemizde on yılı aşkın süredir etkisini hissettiren göçmen sorunu bir ve aynı şey değil. Öte yandan farklı ideolojik içeriklerle doldurulabilecek bu kavram farklı şekillerde ele alınmaya da açık. Örneğin Türkiye’de Zafer Partisi’nin temsil ettiği gerici göçmen karşıtı pozisyon ile Devrim Hareketi’nin göçmen sorunu karşısında ortaya koyduğu devrimci çözüm aynı olguya bambaşka iki yaklaşımı temsil ediyor. Göçmen sorununa dair bu dipnotlarla yazıyı uzatmamızın nedeni meseleyi içinde bulunulan toplumsal formasyonun toplumsal bağlamından kopartılarak zaman ve mekânın üstünde bir anlam atfedilen sağcı göçmen karşıtı pozisyon ile solda etkili olan “mülteciler hoş geldiniz” (refugees welcome) ifadesinde somutlanan “politik doğrucu” (politically correct) pozisyonun kısır ikiliğinden çıkarmak.

Yeni dönem vaadi: “yasa dışı” göçle mücadele

Donald Trump, ikinci başkanlık dönemine tıpkı ilkinde olduğu gibi göçmen karşıtı vaatlerle başladı. Seçim kampanyasında özellikle “yasa dışı” ve “suçlu” olarak nitelendirdiği göçmenleri sınır dışı edeceğini defalarca dile getiren Trump, göreve gelir gelmez bu sözünü hayata geçirmek için harekete geçti. 20 Ocak’taki yemin töreninin hemen ardından, aralarında sınır dışı uygulamalarının genişletilmesi, doğumla kazanılan vatandaşlık hakkının iptali ve göçmen ailelerin ayrılması gibi çok sayıda sert önlemi içeren onlarca kararname imzaladı.

Trump yönetimi, ülkede bulunan “belgelenmemiş” göçmenleri kriminalize etmek amacıyla “yasa dışı” ifadesini kasıtlı biçimde kullanarak hem kamuoyunu yönlendirmeye hem de göçmen karşıtı politikalarına meşruiyet üretmeye çalışıyor. Bu kapsamda çıkarılan en dikkat çekici düzenlemelerden biri ise “Proclamation 10888” adlı başkanlık kararnamesi oldu. Söz konusu kararnameyle ABD’nin güney sınırındaki düzensiz göç akışı doğrudan bir “işgal” olarak tanımlandı. Kararname, bu söyleme dayanarak hem sınırdan girişleri geçici olarak askıya aldı hem de iltica başvurularını durdurdu. Ancak bu uygulama, ABD’nin 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne dayalı sığınma yükümlülükleri ve kendi iç hukukundaki iltica hükümleriyle açıkça çelişiyor. Hâlihazırda yürürlükte olan yasalar, kimliği veya geliş biçimi fark etmeksizin sınırı geçen her bireye sığınma başvurusunda bulunma hakkı tanımakta. Proclamation 10888 ise bu hakkı keyfi biçimde askıya alarak anayasal güvenceleri ve uluslararası yükümlülükleri ihlal etmekte. Kararnamede geçen “işgal” ifadesi ise göçmenlerin bir ulusal güvenlik tehdidi olarak gösterilmesi yoluyla kriminalize edilmesi anlamına geliyor.

Trump’ın göreve gelir gelmez göç politikasını hızla yürürlüğe koymaya girişmesi bu hamlenin önceden planlanmış, organize bir hazırlığın ürünü olduğunu gösteriyor ve Trump’ın iktidara gelişini takip eden dönemde göçmen karşıtı siyasetin uygulamaya geçirilmesini sağlayan bir kadronun varlığına işaret ediyor. Yeni dönemde ABD’nin göçmen politikasını şekillendirmek üzere Trump tarafından oluşturulan ekibin öne çıkan bazı isimleri şunlar:

  • Stephen Miller: Trump’ın ikinci döneminin başında İç Güvenlik Danışmanı olarak atandı. Yeni dönemde göçmen politikasının merkezinde yer alıyor; Trump’ın göçmenlikle ilgili imzaladığı kararnamelerin çoğunun taslağını hazırladı.
  • Tom Homan: Trump’ın Sınır Çarı. Yeni dönemin göçmen politikasında aktif bir rol üstlenmiş göçmen karşıtı isim. ICE (ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza) eski geçici direktörü; ikinci dönemde “White House Executive Associate Director of Enforcement and Removal Operations” unvanıyla göçmen gözaltı ve sınır dışı politikalarının uygulanmasındaki baş figür.
  • Kristi Noem: Sınır geçişlerini durdurmak için eyaletinin Ulusal Muhafızlarını Teksas’a gönderen ilk vali olmasıyla biliniyor. 25 Ocak 2025’te Senato onayıyla ABD İç Güvenlik Bakanı oldu. Bakanlığın göçmen politikalarının uygulayıcısı ve bürokratik gözetmeni.

Trump liderliğinde yaklaşık altı aydır ABD’nin göçmen politikasını yöneten bu ekip şimdiden ciddi sonuçlara neden olan uygulamalara imza attı. Resmi verilere göre 2025 yılının başından bu yana ABD’de büyük çoğunluğu Meksika sınırındaki Teksas eyaletinden olmak üzere 71,405 göçmen sınır dışı edildi, 66,886 göçmen ise tutuklandı.

Öne çıkan sınır dışı etme ve tutuklama vakaları

Trump’ın ikinci başkanlık döneminde sınır dışı edilen göçmenlerin sayısı hızla artarken, bazı vakalar yasa dışı uygulamaların ulaştığı boyutları göstermesi bakımından öne çıkıyor. Yasal sürecin işletilmediği tutuklamalar ve keyfi sınır dışı kararları, yeni yönetimin göçmen karşıtı politikalarının geldiği noktayı çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. Medyada geniş yer bulan bu vakalardan bazıları şöyle özetlenebilir:

  • Andry José Hernández Romero: Kaliforniya’ya iltica başvurusu kapsamında resmi bir randevuya katılmak üzere giriş yapan Hernández, Venezuela’da eşcinsel bir erkek olarak yaşamının tehdit altında olduğunu belirtti ve bu gerekçeyle ABD’ye sığınma talebinde bulundu. Ancak başvurusu sürecindeyken tutuklanan Hernández, vücudundaki bazı dövmeler nedeniyle Venezuela’nın şiddetli suç örgütlerinden biri olan Tren de Aragua ile bağlantılı olmakla suçlandı ve hakkında herhangi bir somut delil bulunmamasına rağmen, Mart 2025’te sınır dışı edildi.
  • Kilmar Abrego Garcia: Salvadorlu Kilmar Abrego García, Trump’ın ikinci döneminde yürütülen göçmen karşıtı politikanın en açık kurbanlarından birini temsil ediyor. Garcia, yasal koruma statüsüne sahip olmasına rağmen MS‑13 adlı silahlı suç örgütü ile bağlantısı iddiasıyla sınır dışı edildi. Daha sonra bunun bir “idari hata” olduğu ortaya çıktı.
  • Mahmoud Khalil: New York’taki Columbia Üniversitesi’nden yeni mezun olan 30 yaşındaki Filistinli Mahmoud Khalil, geçtiğimiz yılki Filistin yanlısı protestolarda öne çıkan isimlerden biriydi. Yeşil kart sahibi olan Khalil, mart ortasında hamile eşinin gözleri önünde yasal bir gerekçe sunulmadan gözaltına alındı. Haziran ayına kadar Louisiana’daki bir göçmen gözaltı merkezinde tutuldu.
  • Mohsen Mahdawi: 14 Nisan’da, ABD vatandaşı olmak için girdiği rutin mülakat sırasında Vermont eyaletinin Colchester kentinde ICE (ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza) yetkilileri tarafından gözaltına alınan Mahdawi, geçen yıl Columbia’daki Filistin yanlısı protestolarda ön saflarda yer alan öğrencilerden biriydi. Mahdawi’nin tutuklanmasına gerekçe olarak Göçmenlik ve Vatandaşlık Yasası’na (INA) atıfta bulunarak, Mahdawi’nin Orta Doğu barış sürecini potansiyel olarak baltalayabileceğiydi.
  • Rasha Alawieh: Lübnanlı bir nefrolog olan ve Brown Üniversitesi Böbrek Hastalıkları ve Hipertansiyon Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapan Alawieh Boston, H‑1B akademik vizesine sahipken Boston’da havaalanında gözaltına alındı. İddiaya göre telefonundaki Hizbullah görselleri gerekçe gösterilerek vizesi iptal edildi.
  • Rümeysa Öztürk: Türkiye vatandaşı olan ve yasal vizeyle ABD’de bulunan Öztürk’ün tek “suçu”, Tufts Üniversitesi’nin İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına verdiği tepkiyi eleştiren bir öğrenci gazetesi köşe yazısı kaleme almak oldu. Mahkeme kararına açıkça aykırı biçimde Louisiana’daki bir gözaltı merkezine sevk edilen Öztürk, burada “güvensiz ve insanlık dışı koşullarda” ihmal ve istismara uğradığını ifade etti.

ABD, Göçmenleri panama’ya gönderdi

Yukarda sıralanan vakalar Trump’ın ikinci başkanlık döneminde gerçekleşen göçmenlere yönelik sınır dışı etme ve tutuklama uygulamalarının sadece birkaçı. Hukuksuz uygulamalara sahne olan bu örneklerin yanı sıra Trump yönetiminin göçmen karşıtlığı söz konusu olunca uluslararası hukuku ve ABD iç hukukunu tanımadığını gösteren başka bir gelişmeye daha değinmek gerekiyor. 12-15 Şubat 2025 tarihleri arasında gerçekleştirilen üç farklı uçuşla toplam 299 üçüncü ülke vatandaşları ABD tarafından hiçbir yasal işlem başlatılmadan Panama’ya sınır dışı edildi. Uluslararası Göç Örgütü (IOM) verilerine göre, 18 Mart’a kadar bu kişilerin 179’u kendi ülkelerine “yardımlı gönüllü dönüş” programı kapsamında gönderildi. Ancak gözaltı koşulları, bilgilendirme eksiklikleri ve uygulanan baskılar, bu dönüşlerin gerçekten gönüllü olup olmadığını sorgulatıyor. Bu kişiler, Meksika sınırından ABD’ye giriş yaptıktan sonra yalnızca kısa süreliğine gözaltında tutuldu. Ancak bu süre zarfında aileleri ve avukatlarıyla iletişim kurmaları engellendi, dondurucu soğuk koşullarda tutuldukları rapor edildi. Üstelik Panama’ya gönderilmeden önce kelepçelenip zincire vuruldular ve nereye götürüldükleri hakkında kendilerine ya yalan söylendi ya da bilgi verilmedi. Bu kişilerin bir kısmı Panama’ya varınca sığınma talebinde bulundu; ancak ABD’de bu taleplerin hiçbirine olanak tanınmadı. ABD hükümeti, sığınmacı statüsünde olabilecek kişileri usulüne uygun yargılama yapmadan ve sığınma hakkı tanımadan sınır dışı ederek uluslararası hukuku açıkça ihlal etti.

ABD’nin merkezi pozisyonu giderek zayıflıyor

ABD, kuruluşundan bu yana göçle şekillenmiş bir ülke. “Amerikan Rüyası” motifi, farklı coğrafyalardan insanların daha iyi bir yaşam umuduyla bu ülkeye yönelmesinden doğmuştu. Ancak Trump, “Amerika’yı Yeniden Büyük Yapmak” söylemiyle bugün herkesin uyandığı bu rüyayı yeniden inşa etme iddiasında bulunsa da bu rüyayı görecek olan göçmenleri ülkeye sokmamakta ısrarcı davranıyor. Bu çelişkiyi yalnızca Trump’ın sorunlu kişisel eğilimleriyle açıklamak yeterli olmayacaktır. Asıl soru, bu tutarsızlığın kaynağında Trump mı var yoksa küresel kapitalizmin geldiği aşamada ABD’nin konumu mu? ABD, tarihsel olarak dünyanın farklı bölgelerinden – özellikle de Küresel Güney’den – hem nitelikli hem de niteliksiz iş gücünü kendine çeken bir merkez işlevi gördü. Bu süreçte göç, yalnızca demografik değil aynı zamanda ekonomik ve kültürel gelişimin de temel taşı olageldi. Ancak bugün ABD’nin bu merkezi pozisyonu giderek zayıflıyor. Ne var ki, ABD siyasi düzeninin Trump’ta temsil bulan bir kanadı bir yandan ABD’nin küresel düzenin hâlâ lideri olduğunu iddia ederken, diğer yandan sınırlarına gelen göçmenleri tehdit olarak görmeye başlıyor.

Trump’ın göçmen karşıtı politikaları bu açmazdan doğan bir çelişki içinde şekilleniyor. “Bu ülke artık göçmenleri kaldıramıyor” diyor ama ABD’nin özellikle yüksek eğitimli ve uzmanlaşmış iş gücüne duyduğu ihtiyaç hâlâ sürüyor. Bu nedenle, Trump’ın göç politikalarına karşı çıkan bazı sermaye grupları, aslında bu ihtiyacın farkında oldukları için itiraz ediyorlar. Bugün ABD ekonomisi, teknoloji, sağlık, akademi ve mühendislik gibi pek çok alanda göçmen emeğine bağımlı durumda. Dolayısıyla, “Amerika’yı Yeniden Büyük Yap” söylemi şu soruyu beraberinde getiriyor: Kim için? Göçmenleri dışlayan, onları kriminalize eden ve sadece sermaye sınıfının güvenliğini önceleyenler için mi? Yoksa ülkenin tarihsel olarak gelişiminde rol oynamış milyonlarca emekçiyi de kapsayan, daha adil bir büyüklük mü? Trump’ın cevabı net gibi görünüyor.

Kısa Kısa

  1. İzmir'de fabrikada patlama: İşçiler yaralandı

    İzmir'in Torbalı ilçesinde İki-El Metal fabrikasında meydana gelen patlamada 7 işçi yaralandı. Olayda 3'ü ağır 7 işçi yaralandı. Yaralılar, ambulanslarla çeşitli hastanelere kaldırıldı.

  2. Can Atalay 24 saatlik açlık grevine başladı

    Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen tutukluluğu devam eden seçilmiş Hatay Milletvekili Can Atalay, TBMM’nin yeni yasama yılının başladığı 1 Ekim’de 24 saatlik açlık grevi kararı aldı. Türkiye İşçi Partisi Hatay Milletvekili Atalay'ın X hesabı üzerinden paylaşılan mesajda karar, "Hatay halkı beni, kendisi adına söz söylemem ve hesap sormam için seçti. O görevden vazgeçmeyeceğim. Artık bıçak kemiğe dayanmıştır" ifadeleriyle duyuruldu.

  3. Fon skandalında iade bilmecesi

    Gazeteci İsmail Saymaz, Fatma Betül Sayan Kaya'nın hisselerden kazandığı 2,2 milyar lirayı iade etmediği iddia ediliyor. Gazeteci İsmail Saymaz katıldığı televizyon yayınında iade iddiasının doğru olmasını ileri sürdü. Dün de Nagehan Alçı benzer bir iddiada bulunmuştu. Ekonomim'in iddiasına göre Kaya ve eşi, söz konusu tutarı Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından bildirilen banka hesabına aktarmıştı.

  4. Tera Portföy yöneticileri hakkında tutuklama kararı

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen 'fon soruşturması' kapsamında dün adliyeye sevk edilen Tera Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Erdin Özel ve Tera Portföy CEO'su Emir Münir Sarpyener hakkında tutuklama kararı verildi.

  5. Vahap Seçer gözaltına alındı

    Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer dahil 59 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında aynı zamanda Vahap Seçer'in yanı sıra Vahap Seçer'in yanı sıra Yenişehir Belediye Başkanı Abdullah Özyiğit ve Mezitli Belediye Başkanı Ahmet Serkan Tuncer de bulunuyor.

  6. Akaryakıta zam geldi

    ÖTV artışı nedeniyle benzinin satış fiyatına 4,20, motorine ise 3,70 lira zam geldi. Resmi Gazete'de yayınlanan karara göre, eşel mobil sisteminin sona ermesiyle başlayan yeni dönemde benzindeki ÖTV artışı kasım ve aralık aylarında da kademeli olarak uygulanacak. Böylece benzinde eşel mobil öncesine dönüş nedeniyle beklenen 12,47 liralık fiyat artışı, ÖTV'nin tek seferde değil, kademeli olarak geri getirilmesiyle engellenmiş oldu. LPG'de ise eşel mobil öncesi sisteme dönüldü.

  7. Fon vurgunu: AKP Genel Başkan Yardımcısı Hayat Yazıcı’nın oğlunun malvarlığına konulan tedbir kararı kaldırıldı

    Fon soruşturması kapsamında yönelik kapsamında, eski ticaret bakanı ve AKP Siyasi ve Hukuki İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın oğlu Mustafa Yazıcı’nın tüm mal varlığına hakkında verilen tedbir kararı saatler içinde kaldırıldı. İfadesi alınan Mustafa Yazıcı hakkında, yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol kararı verildi.

Önceki gün

  1. Fon so­ruş­tur­ma­sın­da AKP'li eski bakan Hayati Yazıcı’nın oğlunun mal varlığına tedbir konuldu

    Fon vurgununa yönelik İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, eski ticaret bakanı ve AKP Siyasi ve Hukuki İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın oğlu Mustafa Yazıcı’nın tüm mal varlığına tedbir konuldu.

  2. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, Beştepe’de Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüştü

    Tugay, görüşmenin ardından sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Erdoğan’a kendisini Beştepe’de kabul ettiği için teşekkür ederken, kente ilişkin projeleri “arz ettiklerini” belirtti. Cemil Tugay, geçtiğimiz aylarda CHP’den istifa etmişti. Tugay’ın Beştepe ziyareti, bir süredir medyada yer alan AKP’ye geçeceğine yönelik iddiaların ardından geldi.

  3. Eylül ayı Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sona erdi: Çerçeve Yasa uygulanmaya başlamadı

    Cumhurbaşkanı başkanlığında gerçekleştirilen Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısı sonrasında İletişim Başkanlığı tarafından sekiz maddelik bir bildiri yayınlandı. ⁠Bildiride tehdit ve tehlikeler arasında, PKK, KCK ve PYD de yer aldı. Böylece iktidarın "Terörsüz Türkiye" olarak adlandırdığı süreç kapsamında yakın zamanda meclisten geçirilen "Çerçeve Yasa"'nın uygulama aşaması, bir süredir çeşitli kaynaklarca dile getirildiği üzere, ileri bir tarihe kaldı.

  4. Fon vurgunu so­ruş­tur­ma­sın­da yeni gelişme: 5 şirket için TMSF kararı

    Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), fon soruşturması kapsamında Destek Yatırım Bankası, Hedef Yatırım Bankası ve Tera Yatırım Bankası’nın nitelikli paylarına ilişkin temettü dışındaki ortaklık haklarının Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından kullanılmasına karar verdi. BDDK ayrıca Destek Faktoring ve Tera Finans Faktoring’e pay devri işlemlerinin tamamlanması için altı ay süre tanıdı.

  5. İngiltere Başbakanı Burnham: İngiltere için seçenekler arasında AB’ye yeniden katılmak da var

    İngiltere Başbakanı Andy Burnham, BBC’ye verdiği demeçte mevcut Brexit anlaşmasının “faydadan çok zarar” getirdiğini belirterek, Avrupa ile ilişkileri düzeltmek için neler yapılabileceğini değerlendirmek istediğini söyledi. Burnham İngiltere'nin Avrupa ile uzun vadeli ilişkilerini yeniden şekillendirmek amacıyla hükümetin değerlendirebileceği seçenekler arasında Avrupa Birliği’ne yeniden katılmanın da bulunduğunu ifade etti.

  6. Rusya: S-400 sistemlerinin Türkiye’den çıkarılması için Ankara ile görüşüyoruz

    Kremlin, Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı S-400 hava savunma sistemlerinin başka bir ülkeye konuşlandırılması konusunda Ankara ile temasların sürdüğünü açıkladı. Açıklama, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un geçtiğimiz cumartesi günü S-400’lerin başka bir ülkeye devredilebileceğine ilişkin sözlerinin ardından geldi.

  7. CHP’de ihraçlar devam ediyor

    Mutlak butlan kararıyla CHP’nin başına geçen Kılıçdaroğlu yönetimi, partiden ihraç kararları almaya devam ediyor. Son olarak Kadıköy Belediye Başkanı Mesut Kösedağ, Sarıyer Belediye Başkanı Oktay Aksu ve Sancaktepe Belediye Başkanı Alper Yeğin, kesin ihraç talebiyle disipline sevk edildi.

  8. T24'e erişim engeli

    T24'ün internet haber portalı ve sosyal medya hesapları hakkında kapatma kararı verildi. Karar kapsamında T24'ün son 1 yıl içerisinde 118 LGBT propagandası niteliği taşıyan içerik ürettiği ileri sürüldü. 1. Sulh Ceza Hakimliği tarafından alınan karar uygulanmak üzere Siber Güvenlik Başkanlığı'na gönderildi.

  9. Fon so­ruş­tur­ma­sın­da yeni dalga: 34 kişiye gözaltı

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü fon soruşturmasında 5'inci dalga operasyonda 34 şüpheli için gözaltı kararı verildi. Bakan Akın Gürlek'in açıklamasına göre şüpheli sayısı 217'ye ulaştı; 56 kişi tutuklandı, 88 kişiye adli kontrol uygulandı. 26 hissedeki manipülatif işlemler de inceleniyor.

  10. Sakarya'da çok sayıda bölge sular altında

    Sakarya’da dünden bu yana etkili olan sağanak yağışların ardından birçok bölgede sel ve su baskınları yaşandı. Karasu ve Darıçayırı'nda Sakarya Nehri ve bölgedeki derelerin taşmasıyla su seviyesi yer yer 1 ila 2 metreye ulaştı. Yaklaşık 60 hanenin etkilendiği bölgede mahsur kalanlar oldu. Ferizli ve Kaynarca'da sokaklar adeta göle dönerken, araçlar tamamen suya gömülürken Erenler'de çok sayıda evi su bastı.

  11. Suriye'de haremlik selamlık düğün kararı: Kadın salonlarına damatlar giremeyecek

    T24'ten Namık Durukan'ın haberine göre, Şam kırsalındaki Sergaya Belde Meclisi 27 Eylül'de kadınlara ayrılan düğün salonlarına damatların girişini yasakladı. Douma Şehir Meclisi de benzer bir karar aldı. Kararlara uymayanlar hakkında yasal işlem uygulanacak.

  12. Fatma Betül Sayan Kaya’nın adı AKP’nin internet sitesinden kaldırıldı

    Fon soruşturması kapsamında gündeme gelen iddiaların ardından AKP’deki görevlerinden ayrılan eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’nın adı ve özgeçmişi partinin internet sitesinden kaldırıldı. Kaya’nın MKYK WhatsApp grubundan da çıkarıldığı iddia edildi.

  13. Bilal Erdoğan: "Türkiye belki en normal dönemini yaşıyor"

    AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan, Konya'da imam hatip öğrencilerine seslendi. İmam hatipleri "normalleşmenin" teminatı ilan eden Erdoğan, dindar muhafazakârlığı "milletin vasatı" olarak tanımladı. İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı sıfatıyla Konya Anadolu İmam Hatip Lisesi'nde konuşan Erdoğan, "Bu millet galebe çaldı ve bugün hamdolsun Türkiye belki en normal, sosyal olarak kültürel olarak dönemini yaşıyor" dedi

  14. Eski SPK Başkanı ifadeye çağrıldı

    Eski Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı İbrahim Ömer Gönül, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aklama Suçları Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen soruşturma kapsamında şüpheli sıfatıyla bugün savcılığa ifade verecek. Gönül'ün ifadesi, başsavcılığın sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin yürüttüğü soruşturma kapsamında alınacak.

  15. Kaçırılma alarmının nedeni pilot kavgası çıktı

    İsrail Başbakanlığı, Dubai-Tel Aviv seferini yapan Flydubai uçağında kaçırma olmadığını, acil durumun pilotlar arasında yaşanan kavga nedeniyle ortaya çıktığını açıkladı. Uçak, Ürdün hava sahasında “7500” kaçırılma kodu vermesinin ardından Suudi Arabistan’a yönlendirilmiş, İsrail savaş uçaklarını havalandırmıştı. Olayla ilgili soruşturma sürüyor.

  16. TÜİK verilerine göre “gerçek işsizlik” yüzde 31'e yükseldi

    TÜİK’in “atıl işgücü” olarak tanımladığı geniş işsizlik oranı ağustosta yüzde 31’e yükseldi. İşsiz sayısı ise 2 milyon 740 bin olarak açıklandı. İş aramaktan vazgeçenleri ve eksik çalışanları ayrı kategorilerde değerlendiren TÜİK, yalnızca dar tanımı “işsizlik oranı” olarak sunarak işsizliği olduğundan düşük göstermeye çalışıyor. DİSK-AR’ın hesaplamasına göre geniş tanımlı işsiz sayısı ise 12 milyon 608 bin oldu.

  17. DDK Başkanı Tanrıkulu, Borsa İstanbul'daki görevlerinden ayrıldı

    Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın fon skandalıyla ilgili Devlet Denetleme Kurulu'nu görevlendirmesinin ardından DDK Başkanı Salih Tanrıkulu, Borsa İstanbul'daki yönetim kurulu başkanvekilliği ve denetim komitesi başkanlığı görevlerinden ayrıldı. Tanrıkulu'nun adı kurumun internet sitesindeki listelerden de kaldırıldı.

  18. AKP'li Zeybekci'nin şirketlerinin parası da Tera fonunda kalmış

    Eski Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci'nin ortağı olduğu dört şirketin parası, 17 Eylül'de tasfiye kararı verilen Tera'nın TP2 fonunda kaldı. İsmail Saymaz'a konuşan Zeybekci, kendini 455 bin mağdurdan biri saydı, fona yatırımdan haberi olmadığını söyledi. "Maalesef devletin ihmali var" derken mağduriyetini Erdoğan'a iletmediğini belirtti.

  19. Dubai - Tel Aviv uçağında kaçırılma kodu verildi

    İsrail'de yayın yapan Kanal 12'nin haberine göre, Dubai'den Tel Aviv'e giden yolcu uçağı, uçak kaçırılmasını ifade eden "7500" kodunu yayınladı. Kodun yayınlanması sonrasında, İsrail Hava Kuvvetleri'ne ait savaş uçaklarının yolcu uçağına doğru havalandığı bildirilirdi. Ürdün üzerinde bir süre tur atan ve içerisinde yaklaşık 100 İsrail vatandaşının bulunduğu belirtilen uçak, daha sonra Suudi Arabistan yönüne yönlendirildi.

  20. MEB’den istismarcı Ensar Vakfı’yla iş birliği

    MEB, Ensar Vakfı’nın düzenleyeceği “Sana Emanet Online Bilgi Yarışması”nı ortaokul ve liselere resmi yazıyla duyurdu. Cumhuriyet’ten Ufuk Sepetci’nin haberine göre, yarışmada öğrencilere umre ve teknoloji ödülleri verilecek. Dereceye giren kişilerin öğretmenleri ve okul müdürlerine ise 20 bin TL’ye kadar nakit ödül ödenecek. Ensar Vakfı, Karaman’da 45 çocuğun cinsel istismara maruz bırakıldığı olayla gündeme gelmişti.

  21. AYM, yoksulluk nafakasından "süresiz" ifadesini kaldırdı

    Anayasa Mahkemesi, Türk Medeni Kanunu’nun yoksulluk nafakasını düzenleyen 175. maddesindeki “süresiz olarak” ibaresini iptal etti. Karar, 30 Haziran 2027’de yürürlüğe girecek. Nafakanın süresine ilişkin yeni bir düzenlemenin önümüzdeki dönemde TBMM gündemine gelmesi bekleniyor.

✓