Arap dünyasında 2010'lu yıllarda başlayan ve emperyalist müdahalelerle iktidar değişikliklerine yol açan "Arap Baharı" süreci Yemen’i de derinden etkiledi. Ülke genelinde örgütlenen protestolar ve Körfez ülkelerinin arabuluculuğuyla yürütülen siyasi geçiş süreci sonucunda, dönemin Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih 2012 yılında görevinden ayrılmak zorunda kaldı.
Salih’in devrilmesinin ardından bir türlü istikrara kavuşamayan Yemen’de Ensarullah hareketi -yaygın bilinen adıyla Husiler- 2014 yılında başkent Sana’yı ele geçirdi. Bunun üzerine Suudi Arabistan liderliğinde, Suudilerin desteklediği Yemen hükümetini ayakta tutabilmek amacıyla bir uluslararası askeri koalisyon kuruldu ve bu koalisyon 2015 yılından itibaren Husilere saldırmaya başladı.
İç savaş sırasında IŞİD ve Güney Geçiş Konseyi (GGK) de Yemen’de belli bölgeleri kontrolü altına aldı. Zamanla Yemen’deki IŞİD güçleri zayıfladı, BAE destekli GGK ise bundan kısa bir süre önce kendisini lağvettiğini duyurdu.
Ateşkesin bozulması ve saldırılar
Birleşmiş Milletler (BM) BM arabuluculuğunda 2022’de ilan edilen ateşkes ise 2 Ekim 2022’de sona erdi. Ancak taraflar sonrasında tam ölçekli savaşa dönmedi; Yemen’de cephe hatlarında uzun süreli bir fiili sükunet dönemi yaşansa da, Eylül 2026’da bu denge bozuldu.
Filistin Direnişinin 7 Ekim 2023’te başlattığı Aksa Tufanı Operasyonunun ardından İsrail'in Gazze ve bölge ülkelerine yönelik saldırılarını artırması üzerine ise Ensarullah Hareketi, Kızıldeniz’i ablukaya alarak ABD ve İsrail gemilerine ve İsrail’e giden ticari gemilere yönelik askeri operasyonlar düzenledi.
Eylül 2026’ya gelindiğinde Suudi destekli askeri güçler, Sana’yı işgal etmek için Ensarullah Hareketi'ne karşı bir taarruz başlattı, koalisyon da Husilere saldırılara yeniden başlayarak ateşkesi bozdu. Buna rağmen Suudi destekli Yemen güçlerinin Sana’ya yönelik taarruzu başarısızlıkla sonuçlandı.
Yemen karşı taarruzu
Bunun ardından Yemen güçleri karşı taarruza geçti. Başarılı geçen Husi taarruzunun ardından Yemen’in batı kıyısında yer alan stratejik önemdeki Muha, Hoha ve Hays ile Kızıldeniz’deki Perim ve Züreyk adalarını ele geçirdi. Böylece Husiler, Babülmendep Boğazı üzerindeki hakimiyetini arttırdı.
Yaşanan gelişmeler üzerine Suudi destekli Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad Alimi, Babülmendep Boğazı'ndaki gelişmeleri gerekçe göstererek uluslararası aktörlere “yardım çağrısı”nda bulundu. Bunun yanında, Suudi Arabistan veliaht prensi Muhammed bin Selman’ın ABD Başkanı Trump’tan “Husilerin bombalanması”nı istediği haberi medyaya yansıdı.
ABD ise, Selman’ın bu talebini geri çevirse de, Ensarullah Hareketi'ne karşı Suudilere istihbarat ve gerçek zamanlı hedef belirleme desteği sağlıyor. Dolayısıyla Washington, sıcak çatışmaların doğrudan tarafı olmaktan kaçınırken, Suudi savaş kapasitesini destekleyen konumunu sürdürüyor.
Avrupa Suudi Arabistan'ın yanında
Avrupa da sürece Suudileri destekleyerek dahil oldu. Çatışmalar devam ederken, İngiltere’nin Suudilere hava yakıt desteği sağlayacağı belirtildi. Fransa Cumhurbaşkanı Macron ise Suudi Arabistan’ın petrol ihracatı açısından stratejik öneme sahip Yanbu Limanı’nı korumak üzere asker, radar ve savunma sistemleri göndereceklerini açıkladı.
Mevcut durumda bölgedeki çatışmalar devam ediyor. Suudi Arabistan, Yemen’de özellikle sivilleri hedef alırken Ensarullah Hareketi ise başta Arabian American Oil Company (ARAMCO)’ye bağlı petrol tesisleri ve Doğu-Batı boru hattı olmak üzere Suudi Arabistan’daki önemli ekonomik hedeflere İHA ve balistik füze saldırıları düzenliyor.
Yemen'e karşı din silahına da başvuran Suudi Arabistan başmüftüsü Salih Fevzan, yayımladığı bir fetvayla Husileri “kafir” ilan etti.
"Mekke Anlaşması" gündemde
Yemen güçlerinin Suudi Arabistan’a karşı gösterdiği meşru müdafaa, Geçtiğimiz ay Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Antlaşması’nı da gündeme getirdi. Pakistan cephesinden gelen açıklamalarda Suudi Arabistan’a tam destek verildiği belirtildi, Mekke İttifakına atıfta bulunuldu, antlaşmanın NATO’nun 5. maddesine benzeyen “taraflardan birine yapılan saldırı bütün taraflara yapılmış sayılır” hükmünü içeren maddesi hatırlatıldı. Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da NTV’ye verdiği bir röportajda “Suudi Arabistan'ın toprak bütünlüğüne, egemenliğine çok ciddi saldırılar olduğunu görüyoruz, Mekke İttifakı olarak yakından takip ediyoruz. Bizim anlaşmamızda da müttefiklik anlaşması var, sözümüzün eriyiz. Askeri ihtiyaçları özellikle belli teknik konularda olabilir, bunu da karşılama yönünde sıkıntımız olmaz” ifadelerini kullanarak Suudi Arabistan’a destek sinyali verdi.
Husi saldırılarının Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’ı da hedef almasının ardından Mekke İttifakının askeri kanadı geçtiğimiz cuma günü Riyad’da toplandı. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan Genelkurmay Başkanlarının katıldığı toplantıda “bölgedeki güvenlik durumu ve Suudi Arabistan'a yönelik tehditlerin gözden geçirildiği” belirtilerek “istihbarat paylaşımının artırılması, askeri koordinasyon ve savunma kabiliyetlerinin entegrasyonu” konuları görüşüldü.
Çatışmalar devam ediyor
Çatışmalar özellikle Yemen’in iç kesimindeki Taiz, El-Cevf ve El-Beyda vilayetlerinde şiddetlenmiş durumda. Husiler son olarak Taiz vilayetinin el-Vaziye bölgesindeki Naman Dağı ve çevresini hedef almaya çalışan Suudi destekli güçlerin püskürtüldüğünü duyurdu.
Yemen savaşının yeniden büyümesinin ardında yalnızca Yemen içindeki iktidar mücadelesi bulunmuyor. Babülmendep’in dünya ticaretindeki konumu, Suudi petrolünün Kızıldeniz üzerinden taşınması ve Avrupa ile Asya arasındaki enerji hatları düşünüldüğünde, çatışmaları doğrudan küresel sermayenin ve emperyalist güçlerin çıkar alanına yönelik bir operasyon olarak değerlendirmek mümkün.