- AKP, iktidara geldiği ilk günden itibaren "iç cephe"de karşı-devrimi ve Amerikancılığı tahkim etmek için elinden geleni yaptı. Bunun ilk örneği, 2003 yılında ABD'nın Irak'ı işgali sürecinde görüldü. Toplum, ABD'nin Irak'ı emperyalist işgaline ve Türkiye'nin bu işgale dahil olmasına karşı çıkmış, "savaşa hayır" sloganıyla Türkiye'nin her yerinde kitlesel tepkiler görülmüş ancak AKP iktidarı bu tepkileri görmezden gelerek TBMM'ye 1 Mart 2003 tezkeresini dayatmıştı. Ancak AKP'nin bu dayatması başarısızlıkla sonuçlanmış, tezkere Meclis'ten geçememişti.
- 28-29 Haziran 2004 tarihlerinde İstanbul'da NATO zirvesi düzenlendi. Bu zirveye karşı düzenlenen protestolar sert polis müdahalesiyle dağıtıldı. Böylece AKP iktidarı, toplum içerisindeki anti-emperyalist sesleri bastırmaya çalıştı.
- AKP, iktidara geldiği günden itibaren Fethullahçı çeteyle sıkı bir işbirliği kurdu. Emniyet, Yargı ve TSK kadrolarını Fethullahçıların ele geçirmesine göz yumuldu, torpil ve adam kayırma bu dönemde muazzam boyutlara geldi.
- AKP-Fethullahçı işbirliğine karşı toplumun çeşitli kesimlerinde ortaya çıkan tepkiler, bu ortaklık eliyle pasifize edilmeye çalışıldı. AKP-Fethullahçı işbirliğinin düzenleyeceği yargı kumpaslarına zemin olması için bu ittifak tarafından 2005 yılı sonlarından itibaren karanlık olaylar tertiplenmeye ve özellikle türban konusu üzerinden halk kesimleri karşı karşıya getirilmeye başlandı.
- Bu karanlık olaylar dizisinin ilki 2005 yılı sonunda yaşanan Şemdinli olaylarıydı. Şemdinli'yi savaş alanına çeviren bu olayların ardından 2006 yılı içerisinde özellikle laikliği savunanları hedef alan eylemler tertiplenmeye başlandı. Cumhuriyet Gazetesi binasının 3 kez bombalanması ve Danıştay baskını bu olaylardandı.
- Ayrıca toplumdaki gayrimüslim kesim de hedef alındı. Rahip Santoro cinayeti, Zirve kitabevi katliamı, Hrant Dink cinayeti gayrimüslimleri hedef alan tertiplerdendi.
- 2007 yılında ise AKP ve Fethullahçı çete, kutuplaştırmayı derinleştirmek adına elinden geleni yaptı. Bu yıl içerisinde yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimleri bu maksatla kullanılmaya çalışıldı. AKP ve Fethullahçı çetenin kutuplaştırma çabalarına karşı halkın özellikle Kemalist ve Laik kesimi "Cumhuriyet Mitingleri"yle kitlesel bir tepki ortaya koydu. Cumhurbaşkanının seçilememesi ve "367 krizi" üzerine AKP, erken seçim kararı aldı. Erken seçimden sonra AKP, MHP'nin de desteğiyle Abdullah Gül'ü Cumhurbaşkanı seçtirdi. Aynı yılın ekim ayında yapılan bir Anayasa Referandumuyla da Cumhurbaşkanını halkın seçmesi kararlaştırıldı.
- 2007 yılında ayrıca Emniyet ve Yargı içerisindeki Fethullahçı çete, AKP iktidarından da açık destek alarak Ergenekon operasyonunu başlattı. AKP'ye ve Fethullahçı çeteye karşıtlığıyla bilinen pek çok asker ve sivil isim "darbe tertiplemek" gerekçesiyle hapse atıldı. Bu operasyonla beraber toplum içerisindeki Laik kesimin pasifize edilmesi çabaları hız kazandı.
- Ergenekon'la açılan perde Balyoz, İnternet Andıcı, Amirallere Suikast, Poyrazköy, Casusluk, Islak İmza, Oda TV, Kozmik Oda soruşturmalarıyla sürdürüldü. Bu operasyonlarla TSK'da boşalan yerlere Fethullahçı çete mensupları yerleştirildi.
- 2009 yılında ilk olarak "Demokratik Açılım" adıyla başlatılan Amerikan barışı, aynı zamanda AKP-Fethullahçı çete ortaklığının bugünkü DEM Parti çizgisine karşı düzenlediği KCK operasyonlarıyla zamandaş ilerledi. KCK operasyonlarıyla Kürt düşmanlığı körüklenirken, operasyonlar aynı zamanda DEM çizgisine yönelik olarak uygulanan "havuç-sopa" politikasının da bir aracı olarak kullanıldı.
- Halkın birbirine düşürülmesi çabaları, 12 Eylül 2010 tarihinde düzenlenen Anayasa Referandumunun kampanya döneminde daha da derinleştirilmek istendi. AKP ve Fethullahçı çetenin "Hayır"ı savunan kesime yönelik şeytanlaştırma çabalarına liberaller "Yetmez ama evet" diyerek alet oldu.
- 2012 yılından itibaren AKP ve Fethullahçı çete arasındaki gerilim su yüzüne çıkmaya başladı. 7 Şubat 2012 MİT krizi, taraflar arasındaki ilk ciddi çatışma oldu. Ancak 2013 yılında baş gösteren Gezi direnişi, AKP ve Fethullahçı çete arasındaki gerilimi taraflar için bir süre unutturdu, taraflar Gezi direnişine karşı birleşti. AKP-Fethullahçı çete ortaklığı, halk düşmanlığını Gezi direnişi sırasında doruk noktasına çıkardı. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, direnişçilere yönelik kullandığı "çapulcular" nitelemesi ve bir tehdit olarak "bizim de evinde zor tuttuğumuz %50'lik bir kesim var" açıklaması, Kabataş ve "Camide içki içtiler" yalanlarıyla bu çabasını açıktan sürdürdü. Direnişçilere yönelik olarak uygulanan polis şiddeti sonucunda Berkin Elvan, Ali İsmail Korkmaz, Ethem Sarısülük, Abdullah Cömert, Ahmet Atakan, Medeni Yıldırım ve Hasan Ferit Gedik öldürüldü.
- Gezi direnişinden sonra, 17-25 Aralık 2013 tarihlerinde yapılan ve AKP-Fethullahçı çete savaşının başlangıç noktasını oluşturan yolsuzluk operasyonlarından sonra taraflar, güç kazanabilmek adına halkın çeşitli kesimlerini birbirine karşı kışkırtmaya çalıştı. Erdoğan, bu operasyondan sonra muhalefete destek veren toplumsal tabanı terörize etme çabalarına hız kazandırdı. Bu çabalar, 2014 yılında 301 maden emekçisinin hayatını kaybettiği Soma faciasına yönelik ortaya çıkan tepkilere karşı gösterilen reaksiyonla da ortaya konuldu. Ayrıca Kılıçdaroğlu CHP'si de açıkça Fethullahçı çetenin yanında konumlanarak gericiler arasındaki paylaşım kavgasına ortak oldu.
- 10 Ağustos 2014'deki Cumhurbaşkanlığı seçiminde Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı seçildi. Erdoğan bu dönem boyunca Anayasayı açıkça ihlal ederek tarafsızlık yeminini açıktan çiğnedi, 7 Haziran 2015'te yapılacak genel seçim öncesinde AKP için halktan "400 vekil" istedi, "ya 400 vekil verilir ya kaos çıkar" ifadesini kullandı. Ayrıca bu dönemde ortaya çıkan MİT tırları olayı bahane edilerek AKP'ye muhalif bazı isimler hapse atıldı.
- 7 Haziran 2015'te yapılan genel seçimde HDP'nin barajı geçmesi ve AKP'nin tek başına hükümet kuracak çoğunluğu elde edememesi üzerine izlenen halk düşmanı politikalar kanlı bir boyut kazandı. Amerikan barışı süreci kanlı bir biçimde sonlandırıldı, Suruç ve 10 Ekim Ankara Garı katliamlarıyla halka korku pompalanmak istendi. Böylece 1 Kasım 2015 genel seçiminde AKP'nin tek başına iktidara gelmesi hedeflendi.
- 15 Temmuz 2016'da Fethullahçı çetenin tertiplediği darbe girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından Erdoğan, halkı birbirine düşürme ve kendisine muhalif kesimleri terörize etme politikasını daha pervasızca uyguladı. Darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL, Fethullahçılardan çok muhaliflerin üzerinde Demokles'in Kılıcı gibi sallandırıldı. OHAL'le beraber Barış Akademisyenleri ihraç edildi, pek çok gazeteci hapse atıldı.
- 15 Temmuz'dan sonra oluşan konjonktürün etkisiyle AKP-MHP arasında Cumhur İttifakı fiilen kuruldu ve bu İttifak, başkanlık sistemini getirmeyi önüne hedef olarak koydu. 16 Nisan 2017'de yapılan referandumun kampanya süreci boyunca AKP-MHP bloku, tıpkı 12 Eylül 2010 referandumunda olduğu gibi "Hayır" blokunu terörize etmek istedi. Kıl payı bir farkla "Evet"le sonuçlanan referanduma "mühürsüz oylar" tartışması damga vurdu.
- 16 Nisan 2017 referandumunda "Evet" çıkması, 24 Haziran 2018 seçimlerini AKP'nin kazanması ve bu tarihten itibaren Başkanlık sisteminin resmen yürürlüğe girmesiyle AKP iktidarının muhalefeti terörize etme politikası sistematik bir hal aldı. "Cumhurbaşkanına hakaret", "Dini değerlere alenen hakaret", "Devlet büyüklerine hakaret", "Halkı alenen yanıltmak" gibi ucu açık suçlamalarla pek çok gazeteci ve muhalif isim hapse atıldı ve halen atılmaya devam ediliyor.
- Son 1.5 yıldır muhalif partilerin elindeki belediyelere yönelik yapılan "Yolsuzluk" operasyonları ve pek çok belediyeye el konulması, kayyum atanması ve CHP'ye "mutlak butlan" operasyonuyla AKP iktidarının politikası artık "halkı birbirine düşürmek"ten ziyade "halkı siyaset alanının dışına çıkarmak" halini aldı. 24 yıldır ortaklarıyla beraber "iç cephenin tahkim edilmesi" için halkı birbirine düşürmeyi hedefleyen AKP iktidarı, bu sefer "iç cephe" diye tariflediği karşı-devrimci çizginin dışında kalan herkesi tamamen siyaset dışına çıkarmak istiyor. Bu nedenle Amerikan Barışı süreci yeniden başlatıldı, Yeni-Osmanlıcı heveslere hız verildi, muhalefete yönelik operasyonlar yoğunlaştırıldı. Bu süreçte AKP'nin en büyük akıl hocası ve destekçisi ise sömürge valisi Tom Barrack'ın şahsında ABD.
Erdoğan mecliste "iç cephe" çağrısı yaptı: Peki AKP iktidarı 24 yıldır içeride ne yaptı?
AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün TBMM'de yaptığı yeni yasama yılı açılış konuşmasında "Çatışma ve kutuplaştırmanın yerini uzlaşma ve hoşgörü almalıdır. Türkiye'nin milli menfaatlerinde, milletimizin her bir ferdini ilgilendiren konularda, siyaset tam bir mutabakat zemininde buluşabilmelidir. Biz buna 'iç cephenin tahkim edilmesi' diyoruz." ifadesini kullandı. Peki 24 yıllık AKP iktidarı "iç cephenin tahkim edilmesi" için neler yaptı?