Türkiye’deki devasa fon vurgunu gündemdeki yerini korurken, tartışmalar genellikle bireysel dolandırıcılıklar veya denetim eksiklikleri etrafında dönüyor. Tam da bu noktada sosyalizmin uygulandığı Sovyetler Birliği’nde fon ve borsa kurumlarının tarihsel geçmişini ve Sovyetlerin bu kurumlara yaklaşımını yeniden hatırlamak bugünkü tartışmalara bambaşka bir pencere açıyor.
Devrimin ilk yıllarında atılan adımlar
7 Kasım 1917’de Ekim Devrimiyle iktidara gelen Bolşevik Parti, sosyalist bir düzen kurma doğrultusunda bir dizi kararlar almaya başladı. Bu bakımdan ekonomi ve finans alanlarında alınan kararlardan ikisi borsa ve yatırım fonlarına ilişkin önemli düzenlemeler getirdi.
Bu kararlardan ilki 27 Aralık 1917 tarihinde alınan bütün bankalardaki kiralık özel kasaların açılarak bu kasalardaki hisse senetlerine el konulması kararıydı.
11 Ocak 1918'de ilan edilen ikinci kararla da borsa üzerinden yapılan her türlü alım-satım işlemi ile hisse senetlerine kâr payı ödenmesi kesin olarak yasaklandı, borsa ve yatırım fonlarının varlığına son verildi.
Yine de bütün bu kararlar Rusya'da henüz üstesinden gelinememiş olan burjuvazi sınıfının yeni bir hisse senedi kara borsası oluşturmasını engelleyemedi. Bolşeviklerin el koyduğu şirketlerin hisse senetleri burjuvalarla beraber yabancı ajanlar ve spekülatörler arasında el altından alınıp satılmaya devam etti. Bu akışla beraber burjuvazi, iç savaşın yarattığı ortamdan da yararlanarak devasa kazançlar elde etmeye çalıştı. Ancak Sovyet yönetimi aldığı tedbirlerle bu kayıt dışı ticaretle mücadeleyi sürdürdü.
"Kızıl borsalar" dönemi
1921'de iç savaşın sona ermesinin ardından başlatılan "Yeni Ekonomik Politika" gereğince, devrimden sonra kapatılan borsaların "kızıl borsalar" adıyla yeniden açılmasına karar verildi. 1921’de Moskova başta olmak üzere Rusya genelinde 100’e yakın borsa kuruldu. Kamu şirketleri, kooperatifler ve özel tüccarlar bu borsalarda tahıl, kereste, tekstil ve hammadde ticareti yaptı.
Borsasız sanayileşme
1928 yılında başlatılan planlı ekonomi politikası uyarınca 1921 yılında açılan kızıl borsalar 1930 yılında kapatıldı. Böylece Sovyetler Birliğinde 1930 yılından 1990 yılına kadar uzanan süre boyunca bugünkü anlamda "kâr payı" veya faiz getirisi sağlayan yatırım fonları ve borsalar hiç var olmadı.
Kızıl borsaların kapatılmasının ardından işletme sermayeleri merkezi bütçeden finanse edilmeye başlandı. İhtiyaç duyulan sermaye, kamu bankaları üzerinden işletmelere faizsiz olarak veya sembolik bir faizle aktarılıyor ve borsalar olmadan da işletmelerin finansman ihtiyacı rahatlıkla karşılanabiliyordu. Bu finansman modeliyle beş yıllık kalkınma planları kesintisiz bir şekilde yürütüldü ve borsaya ve fonlara ihtiyaç duyulmadan sanayileşme hamlesi gerçekleştirildi.
Gorbaçov dönemi: Borsa ve fonların dönüşü
Sovyetler Birliğinde 60 yıl boyunca borsa ve yatırım fonları var olmadı. Buna rağmen bu süre boyunca Sovyetler, ekonomi alanında önemli başarılara imza attı. Borsa ve yatırım fonları olmadığı için elde edilen işletme kârları Sovyet işçi ve köylülerine doğrudan ya da kamusal hizmetler gibi dolaylı yollarla aktarıldı. Refahı artan Sovyet işçi ve köylüleri de kolay yoldan kazanç sağlamaya yönelik borsa ve fon gibi araçları bu süre boyunca hiç aramadı.
Ancak Mihail Gorbaçov döneminde "Glasnost" ve "Perestroyka" politikalarının başlatılması çoğu alanda olduğu gibi bu bakımdan da bir dönüm noktası oldu. Bu politikalar uyarınca 1990 yılında Moskova Emtia Borsası ve Moskova Merkez Menkul Kıymetler Borsası açıldı ve halktan topladıkları birikimleri ticari girişimlere yatıran ilk portföy fonları ortaya çıktı. Böylece borsalar ve yatırım fonları Sovyetlerde yeniden kurulmuş ve kapitalizme tam dönüş bağlamında önemli bir adım atılmış oldu.