Yaklaşık bir hafta önce Manisa’da gerçekleşen okul saldırısının etkisi devam ederken bugün 2 okuldan daha saldırı haberleri geldi. Van'ın Tuşba ilçesinde bir öğrenci, Polatoğlu İlk ve Ortaokulu'na pompalı tüfekle geldi. Öğretmenlerin ve velilerin müdahalesiyle tüfek öğrencinin elinden alınırken okulda eğitime ara verildi. Yine Osmaniye'deki Farabi Anadolu Lisesi'nde edebiyat öğretmeni Mehmet Bilgili, okul bahçesinde yeğeni tarafından silahla vurularak öldürüldü.
Daha önce, 22 Eylül'de Manisa'nın Turgutlu ilçesinde yeni bir silahlı saldırı gerçekleşmişti. İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi yakınında 15 yaşındaki bir öğrencinin pompalı tüfekle ateş açması sonucu 11 öğrenci yaralandı. Soruşturma kapsamında saldırganın ve aile üyelerinin de aralarında bulunduğu 10 şüpheliden 7'si tutuklandı. Yine 14 Nisan'da Şanlıurfa'nın Siverek ilçesindeki Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde 16 kişinin yaralandığı bir saldırı gerçekleşmişti. Olayın ertesi günü, Kahramanmaraş'taki Ayser Çalık Ortaokulu'nda da benzer bir saldırı gerçekleşti. Yaşanan saldırıda 8 öğrenci ve 1 öğretmen hayatını kaybetmiş, 13 kişi yaralanmıştı. Her iki saldırının ardından okul güvenliğine yönelik yeni tedbirler gündeme gelmişti. Millî Eğitim Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, olayla ilgili Manisa il müfettişlerinin yanı sıra üç bakanlık müfettişinin de görevlendirildiği belirtilirken yaşanan hadise “menfur” olarak nitelendirilmiş, "Yaşanan menfur hadiseden etkilenen öğrenci, öğretmen ve velilerimiz için psikososyal destek ekiplerimiz de sahada rehabilitasyon faaliyetlerine başlamıştır" denilmişti.
Art arda gelen saldırı haberlerinin ardından okullardaki güvenlik önlemleri, bireysel silahlanma ve çocukların silahlara erişimi meselesi yeniden gündeme gelirken, gerçekleşen saldırılarla Amerika’daki saldırılar arasındaki benzerlikler dikkat çekti.
Amerika’dan Türkiye’ye uzanan Şiddet Kültürü
Kahramanmaraş’ta meydana gelen saldırı, Türkiye'deki saldırılarla ABD'deki okullarda gerçekleşen silahlı saldırılar arasında bir bağlantı ortaya çıkardı. Soruşturma sonucunda saldırganın WhatsApp profilinde 2014 yılında ABD'de silahlı saldırı gerçekleştiren Elliot Rodger'a atıfta bulunan bir görüntü bulunduğu belirlendi. Temmuz ayında hazırlanan iddianamede saldırganın ABD dahil olmak üzere farklı ülkelerde okul silahlı saldırıları hakkında araştırma yaptığı, öldürdüğü kişilerin karşılaştırıldığı ve örnek alındığı belirlendi. 2024 yılında da Eskişehir'de yaşanan bıçaklı saldırı sonrasında başka bir benzer senaryo ortaya çıktı. ABD'de okul silahlı saldırısı gerçekleştiren Natalie Rupnow'un Eskişehir saldırısını geçiren kişiyle aynı Telegram grubunda olduğu anlaşıldı. Grupların uluslararası bağları arasında Rupnow'un saldırı sonrası paylaştığı manifestosunda Eskişehir saldırısından etkilendiğini belirtmesi de bulunuyor.
Türkiye'de de bu dijital topluluklar üzerine soruşturmalar yürütülüyor. Daha yakın zamanda 11 Eylül tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 22 ilde C31K olarak bilinen bir gruba yönelik bir soruşturma başlattı. Grubun faaliyetlerinin Telegram ve Discord gibi platformlarda gerçekleştiği ve grubun üyelerinin başka okullarda da aynı şekilde silahlı saldırılar gerçekleştirmeyi planladıklarına dair yazışmalar yaptıkları belirtilirken grubun üyelerinin de Manisa'daki saldırıyı övdüklerine dair yazışmaların olduğu kaydedildi.
Kahramanmaraş ve Manisa'daki saldırılardan sonra ortaya çıkarılan bu bağlantılar, Türkiye'de de ABD'yle birlikte okullara yapılan saldırılarla bağlantılı olarak şiddet kültürünün yayıldığını gösteriyor. Saldırganların birbirlerini taklit ettikleri, geçmiş saldırıların yüceltildiği ve gelecekteki saldırıların planlandığı çevrimiçi topluluklar böyle bir kültürün gelişimine alan açıyor.
Türkiye’de Neden Karşılık Buluyor?
Türkiye’de ABD kaynaklı okul saldırısı kültürünün karşılık bulması, gençlerin içinde yetiştiği toplumsal ve siyasal koşullarla da yakından ilişkili. Özellikle son yıllarda toplumsal yaşamın giderek daha fazla dinî referanslar etrafında şekillendirilmesi, laikliğin yalnızca eğitimde değil, kamusal yaşamın pek çok alanında da gerilemesi ve yurttaşlık anlayışının ortak haklar yerine dinî ve kültürel kimlikler üzerinden yeniden tanımlanması bu sürecin önemli parçalarını oluşturuyor. Toplumu ortak bir yaşam etrafında bir arada tutabilecek değerlerin yerini giderek daha fazla kimlik temelli ayrışmaların alması, gençlerin birbirleriyle ve içinde yaşadıkları toplumla kurdukları ilişkileri de etkiliyor.
ABD’deki okul saldırganlarının örnek alınması ve şiddetin bir güç gösterisi olarak yüceltildiği dijital toplulukların Türkiye’de de karşılık bulması, bu nedenle yalnızca sosyal medyanın etkisiyle açıklanamaz. ABD’den yayılan şiddet kültürü, Türkiye’de laikliğin ve eşit yurttaşlık anlayışının aşındığı, toplumsal dayanışmanın zayıfladığı ve dinî referansların kamusal yaşamda giderek daha belirleyici hale geldiği bir ortamla buluşuyor. Gençlere, birlikte hareket edebilecekleri ortak bir toplumsallık sunmak yerine dinî ve kültürel ayrımların derinleştirilmesi, Amerika’dan şiddet kültürünün alınmasına alan açarken bireysel güç ve üstünlük arayışını öne çıkaran bu kültürün yaygınlaşabildiği koşulları da yeniden üretiyor.