Eylül ortasında patlayan fon krizi, milyonlarca emekçinin yıllardır yaşadığı bir gerçeği bu kez resmi rakamlarla önümüze koydu.
Yüksek enflasyon ve yüksek faiz ortamında birikimini korumaya çalışan küçük tasarruf sahipleri, devletin onayladığı bir düzeneğin içinde soyuldu. Sermaye Piyasası Kurulu'nun kararıyla 7 şirkete ait 131 fon tasfiyeye alındı ve resmî kayıtlara göre bu fonlarda 455 bin 758 yatırımcı bulunuyor.
Mekanizma bir yeraltı saadet zinciri değildi. Borsadaki sığ hisselerin fiyatları, grup fonları arasında yapılan karşılıklı işlemlerle yapay biçimde şişirildi. Bu varlıklar yüksek değerlerden fon portföylerine alınıp teminat olarak kullanıldı. Hisse fiyatları çökünce sistem dağıldı ve likidite krizi doğdu. Bütün bunlar TEFAS'ta, SPK onaylı fonlar üzerinden ve herkesin gözü önünde yaşandı.
Zararın boyutu henüz belli değil, çünkü tasfiye sürmekte. Ama tablo iç açıcı değil. İlk açıklanan rakamlara göre fonlardaki paranın yüzde 60'ı, yani 498 milyar lirası hisse senedinden oluşuyor; mevduat ve devlet kâğıdı toplamı ise yalnızca 48 milyar lira. Yani birikimlerin büyük bölümü, fiyatı suni biçimde şişirilmiş kâğıtlara bağlanmış durumda.
AKP, krizi önceden biliyor muydu
Krizin en çarpıcı verisi, iktidara en yakın kalemlerden birinden geldi. Hürriyet yazarı Abdulkadir Selvi'ye göre Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 4 Kasım 2025'te Sermaye Piyasaları Kongresi'nde bazı fonlar üzerinden manipülasyon yapıldığını bildiklerini söylemişti. Akın Gürlek de İstanbul Cumhuriyet Başsavcısıyken, 26 Şubat 2025'te SPK'ya resmi bir müzekkere yazmıştı.
Uyarılar yapılmış, yazılar gönderilmişti, ama fonlar gerekli önemler alınmadan büyümeye devam etti. Bu durum, sermaye piyasalarını yıllardır "derinleştirme" adı altında denetimsizleştiren siyasi tercihin doğrudan sonucu olarak ortaya çıkıyor.
Hürriyet ve Milliyet: Vezir kurban, padişah masum
Selvi'nin Hürriyet’e yazdığı "Fon krizinde kelleler uçacak" başlıklı yazısı ilk bakışta sert bir hesap sorma metni gibi okunuyor. Devletin berberlere gönderilen tıraş parasını, simitçilere atılan simit parasını IBAN üzerinden takip ettiğini, peki bu krizi neden takip etmediğini soruyor. Faturanın gariban vatandaşa kesilmemesi gerektiğini yazıyor ve ekliyor: "Bu millet İnci Taneleri dizindeki Dilber değil."
Ama yazının geri kalanı bu soruları kimin cevaplaması gerektiğini değil, kimin sorgulanmaması gerektiğini anlatıyor. Selvi, krizin ilk anından itibaren Erdoğan'ın dirayetli duruşuyla kriz yönetiminin başladığını yazıyor. Uçacak "kelleler" de bu tabloda Erdoğan'ın takdirine bırakılıyor. Yazı, Özgür Özel yönetimindeki CHP'ye yöneltilen yolsuzluk suçlamalarıyla bitiyor.
Soru doğru soruluyor, ama cevap önceden belirlenmiş. Suç denetim kurumlarındaki bürokratlara ve fon patronlarına yüklenirken, bu kurumları yıllardır atayan ve yöneten AKP ve Erdoğan yine kurtarıcı rolüne yerleştiriliyor.
Milliyet ise krizin ilk gününde Finansal İstikrar Komitesi'nin tezini manşete taşıdı: "Yapısal risk yok, tedbirler alınıyor." Aynı cümleyi daha sonra Erdoğan da kurdu: "Ne finansal sistemimize ne Türkiye ekonomisine yönelik bir risk yok." Bu cümlenin anlamı açık: Bankalar ayakta, büyük bilançolar güvende, borsa toparlanıyor.
Yeni Şafak: Tabandaki kopuşun korkusu
Albayrak grubunun gazetesi Yeni Şafak, krizin iktidar blokunda yarattığı gerilimi en açık yansıtan yayın organı oldu. Gazete bir yandan AKP Genel Başkanvekili Mustafa Elitaş'ın "Kimin bebesi, kimin oğlu, kimin çocuğu olursa olsun" başlıklı açıklamasını öne çıkardı. Elitaş, manipülasyon yapan kim varsa ister partiden ister başka yerden olsun, hesap vereceğini söyledi.
Bu "dokunulmazı yok" söylemi boşlukta yükselmiyordu. AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya istifa etmiş, Erdoğan da bu istifayı hızla kabul etmişti. Tutuklananlar arasında, 2016-2018 döneminde Merkez Bankası başkan yardımcılığı yapan ve Tera'nın yönetim kurulunda bulunan Erkan Kilimci de vardı. Vurgunun, iktidarın hemen yakınında ve devletin üst kademelerinden geçen isimlerle birlikte gerçekleştirildiği netleşti.
Aynı gazetede krizi küçültme çabası da görüldü. "ABD fon krizini böyle yönetti" başlıklı haberde Madoff skandalı hatırlatıldı ve yaklaşık 891 milyar liralık fon büyüklüğünün "kesin zarar anlamına gelmiyor" olduğu yazıldı. Madoff benzetmesi yapısal bir krizi bireysel bir dolandırıcılık hikâyesine indirgeyerek krizi küçümsemeyi hedefliyor. Oysa Madoff kendi kapalı düzeneğini kurmuştu. Türkiye'deki fonlar ise SPK onaylı, TEFAS'ta işlem gören, devletin kurduğu altyapı içinde büyüyen yasal araçlardı.
Yeni Şafak internet sitesinin yazı işleri müdürü Ersin Çelik, hesap ikna edici biçimde sorulmazsa biriken güvensizliğin Ukrayna'da olduğu gibi "siyasetin dışından gelen bir ismin ülkenin başına geçmesinin önünü açabilir" olduğunu yazdı. Çelik, fonlarda kaybedilen paranın belki evlenecek bir gencin çeyizi, bir emeklinin son güvencesi olduğunu hatırlattı ve fonun neden denetlenmediğini sordu. Yazının ardından AKP'ye yakın çok sayıda isim sosyal medyada Çelik'e, Yeni Şafak'a ve Albayrak Medya'ya ağır ithamlarda bulundu. Aynı gazetenin yazarı İsmail Kılıçarslan ise yoksullaşma ve vurgun karşısındaki öfkesini iktidara "bizi 'salak' zannetmenize içerliyoruz artık" diyerek dile getirdi.
Bu satırlar, iktidarın en sadık kalemlerinin bile tabandaki mülksüzleşmenin yarattığı öfkeyi artık gizleyemediğini gösteriyor. Ancak sermaye fraksiyonları arasındaki kavga, yüz binlerce kişinin kaybını telafi etmiyor.
Yeni Akit: "Reis'in lütfu”
Yeni Akit krizi "Mağdur vatandaş parasına kavuşacak! Başkan Erdoğan'dan fon krizi talimatı." Diyerek krizi bir müjdeye çevirdi. Habere göre Dolmabahçe'deki toplantıda para piyasası fonu yatırımcılarına ve 1 milyon liraya kadar yatırımı olanlara öncelik verilmesi planlanıyor; net yol haritasının Salı günü açıklanması bekleniyor. Yani ortada kesinleşmiş bir karar değil, bir plan var.
Akit, ilk etapta 3 ay olarak açıklanan tasfiye sürecinin bir gün sonra 6 aya çıkarılmasının belirsizliği artırdığını kendisi de yazıyor. Ama bu gecikmeyi haberin ortasına gömüyor ve manşeti Erdoğan’ın “şefkatine” ayırıyor. Soygunun gerçekleştiği piyasayı denetlemeyen iktidar, tazminatın dağıtıcısı olarak sunuluyor. Akit, ödemeler için Takasbank teminatlarının devrede olduğunu yazıyor. Oysa Milliyet'in aynı süreçle ilgili soru-cevap dosyası fon yatırımcıları için "mevduat hesaplarındaki benzeri bir garanti yok" diyor.
Şimşek: Kuru yanar, yaş korunur
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in açıklaması ise operasyonun sınırlarını açıkça çizdi.
"Bu faaliyetlerle ilgisi bulunmayan kişi ve şirketlere yönelik herhangi bir işlem yapılmayacaktır" diyen Şimşek, reel sektörün yatırım, istihdam, üretim ve ihracat kapasitesinin korunmasının öncelikleri olduğunu vurguladı. Yatırımcılara ise tek cümle ayırdı: Adalet Bakanlığı ile koordinasyon içinde fon yatırımcılarının "meşru haklarını gözetiyoruz."
Bu açıklamanın ne anlama geldiği aynı günlerde netleşti. Adalet Bakanı Akın Gürlek, fonlardan en yüksek para çıkışı yapanlardan başlayarak 46 tüzel kişi, 18 fon ve 42 gerçek kişinin malvarlığının dondurulduğunu açıklamıştı. Kısa süre sonra ise 45 tüzel kişi ile 19 fon üzerindeki malvarlığı tedbirleri kaldırıldı, gerçek kişiler hakkındaki tedbirler ise sürdü. Rakamlar yan yana konduğunda, dondurma kararlarının şirket ve fon ayağının büyük ölçüde geri alındığı görüldü.
Burada tedbirleri kaldırılan firmalar arasında iki dikkat çekici isim var. Bunlardan biri, yönetim kurulu başkanı AKP milletvekili Asuman Erdoğan'ın eşi Fatih Erdoğan olan Pasifik Gayrimenkul Yatırım İnşaat A.Ş. Diğeri Akkuyu Nükleer Santrali'nin ana yüklenicilerinden IC İçtaş İnşaat.
Tek bir mekanizma
İktidara yakınlığı ile bilinen farklı medyalar, farklı tonlarla aynı işi görüyor. Hürriyet suçu bürokrasiye, Akit ve Yeni Şafak'ın Elitaş haberi kurtarıcı rolünü Erdoğan'a veriyor. Milliyet ve Şimşek sistemin sağlam olduğunu ilan ediyor.
Yüksek faiz ve enflasyonla eriyen ücretler karşısında "1 koyup 3 alma" umuduyla bu fonlara yönelen yüz binlerce kişinin, devletin onayladığı ve on ay önceden uyarılan bir düzenekte neden bu kadar korumasız bırakıldığı ise sorulmadı.