Osmanlı hanedanı, yüzyıllar boyunca ülkenin kaynaklarından beslenen, devletin zenginliklerini kendi servetinden ayırmayan ayrıcalıklı bir aileydi. Önce 1908 devrimi, sonra da 1923 Cumhuriyet devrimi bu ayrıcalıkların tamamına son verdi.
Cumhuriyetten önceki süreçte Osmanlı hanedanının nakit, hisse senedi ve gayrimenkullerden oluşan toplam servetinin oldukça büyük olduğu biliniyor.
Hanedanın şahsi harcamaları Hazine-i Hassa'dan
Osmanlı'da padişahların şahsi gelir ve giderlerini yöneten kuruma Hazine-i Hassa denirdi.
İmparatorluğun en zengin maden ocakları, Feshane gibi tekstil fabrikaları, Musul-Kerkük gibi petrol havzaları ve en büyük tarım çiftlikleri doğrudan Hazine-i Hassa bünyesindeydi. Dolayısıyla üretilen ekonomik değerin önemli bir kısmı devlet hazinesine değil, saray hazinesine akıyordu.
Toplam bütçenin 8'de biri
TDV İslam Ansiklopedisi'nde aktarılan bilgiye göre, Hazine-i Hassa toplam devlet bütçesinin yaklaşık 8'de 1'ini oluşturuyordu. Bu oran, Rus Çarlığı veya İngiliz Kraliyet ailesi gibi dönemin Avrupa monarşileriyle kıyaslandığında oldukça yüksek bir paya tekabül ediyor.
Ancak bu pay, 2. Abdülhamid’in izlediği politikayla çok farklı bir boyuta ulaştı.
Abdülhamit, malı mülkü üstüne geçirdi
Osmanlı Hanedanı’nın Cumhuriyet öncesindeki şahsi serveti denildiğinde akla ilk gelen ve bu servetin ezici çoğunluğunu oluşturan isim Sultan II. Abdülhamid'di.
Abdülhamid, kendi döneminde stratejik öneme sahip toprakları kendi adına tapulatarak servetini katladı.
2. Abdülhamid döneminde bu hazine, imparatorluğun en verimli topraklarını, maden işletmelerini ve çiftliklerini kendi bünyesine katmış oldu ve esasen devasa bir holding yapısına dönüştü. Ancak 1908 devrimi ve 1909'da Abdülhamid'in tahttan indirilmesinin ardından bu mülklerin çok büyük bir kısmı devlet hazinesine (Hazine-i Maliye) devredildi.
Cumhuriyet devrimi ile birlikte ise malların tamamı devlet hazinesine kaydedilerek halka iade edilmiş oldu.
Padişahların çalıştığı ünlü banker
Abdülhamid'in servetinin asıl kaynağı Havyar Han’da faaliyet gösteren Osmanlı İmparatorluğu'nun gayriresmî ilk borsa mekânı olan Havyar Han'da Banker Yorgo Zarifi aracılığıyla hisse ve borç senedi alıp satması oldu. Zarifi ayrıca, Sultan Abdülaziz, V. Murat ve II. Abdülhamit gibi Osmanlı padişahlarının mali işlerinde ve danışmanlığında rol aldı.
Parasını yabancı bankalara yığmış
Türk Tarih Kurumu (TTK) eski Başkanı Prof. Dr. Metin Hülagü'nün araştırmalarına göre, 2. Abdülhamid'in, Almanların German Bank İstanbul Şubesi, Deutsch Bank of Berlin, The Reichs Banks; İngilizlerin The Bank of England; Amerikalıların New York Bank ile Fransa'da bilinmeyen bir bankada 250 milyon dolara yakın parası bulunuyordu. Ayrıca 2. Abdülhamid’in şahsına kayıtlı üç kıtada toplam 7 bin 756 adet tapulu taşınmazı bulunmaktaydı. Bunların arasında Musul-Kerkük petrol alanları da bulunuyordu.
Son padişah Sultan Vahdettin, 1922 yılında Türkiye'den ayrılırken, yanına yalnızca 5 bin altın değerindeki kişisel servetini ve şahsi eşyalarını almıştı.
3 Mart 1924 tarihinde çıkarılan 431 sayılı kanunla halifelik kaldırıldı, Osmanlı hanedan üyeleri sürgüne gönderildi ve padişahlık yapmış kişilere ait Türkiye sınırlarındaki tüm taşınmazlar ile Hazine-i Hassa mülkleri doğrudan Türkiye Cumhuriyeti'ne devredildi.
Bir ailenin zenginliği değil, halkın
Osmanlı hanedanının serveti, sadece bir ailenin zenginliği meselesi değildi. Ülkenin madenleri, petrol havzaları, tarım arazileri ve sanayi işletmeleri üzerinden yaratılan ekonomik değerin önemli bir bölümünün saray çevresinde toplanması, kamusal kaynaklarla hanedanın şahsi çıkarları arasındaki sınırın nasıl silindiğini gösteriyordu.
Bir ailenin kuşaklar boyunca sahip olduğu ayrıcalıkların sona erdirilmesi, aynı zamanda egemenliğin halka ait olduğu ilkesinin maliye alanına da taşınması anlamına geliyordu.