Prim borcunu ödeyemeyen yurttaşlar için yeni bir yasal düzenleme gündemde. Genel Sağlık Sigortası (GSS) primlerinde 10 yıllık zamanaşımı dikkate alınacak ve belirli dönemlere ait borçların tahsilinden vazgeçilecek. Kanun teklifinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) sunulması ve yılbaşından önce yasalaşması bekleniyor. Düzenlemeden yaklaşık 1 milyon kişinin yararlanacağı tahmin ediliyor.
Borçlu sayısının yanında bu rakam küçük kalıyor. Aynı düzenlemeyle 10 milyon civarında yurttaşın 100 milyar lirayı aşan GSS borcu silinmeyecek, yalnızca ertelenecek. Borç silme tartışması ise çoğu zaman devlete getireceği yük ya da primini düzenli ödeyenlerin hakkı üzerinden yürüyor. Sorunun kaynağı ise sağlık hizmetini prim ödeme koşuluna bağlayan sistemin kendisi.
“Herkes sigortalı”
GSS, AKP iktidarının Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın (SDP) parçası olarak 2008'de gündeme geldi. Tepkiler nedeniyle iki kez ertelenen uygulama 1 Ocak 2012'de yürürlüğe girdi. İktidar, programı tanıtırken tüm ülkeyi sosyal güvenlik şemsiyesi altına alacak bir reform olarak sundu.
Meslek örgütleri ise bu modele daha 2003'te itiraz etmişti. İşsizlik ve yoksulluğun bu kadar yüksek olduğu bir ülkede prime dayalı sistemin sağlık hizmetine erişimi engelleyeceği baştan belliydi. Uygulama başladığında geliri asgari ücretin üçte birini aşan herkes prim ödemekle yükümlü oldu. O dönem 9,2 milyon kişinin yararlandığı yeşil kart da gelir testine bağlandı.
Haber verilmeden borçlandırılan gençler
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), GSS yükümlülüğünü çoğu zaman yurttaşa haber vermeden başlatıyor. Okulu bitirip aile üzerinden sağlık güvencesi yaşını aşan gençler, işsiz olsalar bile ailelerinin gelirine göre prim ödemek zorunda kalıyor. Gelir testine girmeyenler otomatik olarak en yüksek basamaktan borçlandırılıyor. Örneğin 2024 verisine göre, 8 milyonu aşan borçlunun tamamına yakınını gençler oluşturuyor. Son 10 yılda asgari ücretin altında ya da kayıt dışı çalışan birine 18 bin lira prim borcu, üstüne 17 bin lira gecikme cezası çıkarılabiliyor.
Üstelik GSS primi 2025'in sonunda ikiye katlandı. Brüt asgari ücretin yüzde 3'ünden yüzde 6'sına çıkarıldı. 2026'da gelir testine girmeyen ya da prim ödemekle yükümlü olan her yurttaşın hesabına her ay 1981,80 lira borç yazılıyor. Bu, yılda 23 bin 781 lirayı aşan bir yük demek. Her yıl Cumhurbaşkanlığı kararıyla yapılan geçici ertelemeler ise yurttaşları borç bataklığına daha çok itiyor. Prim borcu olanlar muayene olabilse de eczanede ilacın parasını cebinden ödüyor.
Prim, katkı payı, ilave ücret...
Prim, sağlık için ödenen paranın yalnızca ilk kalemi. Yurttaş önce prim ödüyor, ardından muayene ve ilaç için katılım payı veriyor, özel hastaneye gittiğinde bir de ilave ücret ödüyor.
GSS’nin yürürlüğe girdiği ilk gün muayene ücretlerine zam yapıldı ve ücretler gün geçtikçe katlanarak arttı. Daha önce muayene ücreti ödemeyen SSK’li çalışanlar, yeşil kartlılar, kamu çalışanları ve emekliler de ödemeye başladı. Aile hekimliğinde katkı payı, ilaç kutusu başına ek ücret ve reçete toplamının yüzde 20'si oranında katılım payı gibi oranlar geldi. 2024'te cepten ödenen katkı-katılım payı ve ilave ücret kalemlerinin sayısı 14'e ulaşmıştı.
Özel hastanelerin aldığı ilave ücretin tavanı da adım adım yükseltildi. 2006'da kabul edilen yasada ilave ücret yoktu. Yalnızca otelcilik hizmeti ve öğretim üyesi muayenesi için fark alınabiliyordu. Kural dışı ücret alan hastanenin SGK ile sözleşmesi bir yıl süreyle feshediliyordu. Bu hüküm sonradan kaldırıldı. İlave ücret 2009'da SGK’nın belirlediği ücretin yüzde 30'u olarak başladı, 2010'da yüzde 70'e, 2013'te yüzde 200'e çıkarıldı.
Borç yurttaşa, kaynak sermayeye
Toplanan primlerin nereye aktarıldığı da ayrı bir soru. GSS prim gelirleri sağlanan hizmetleri karşılamakla kalmıyor, fazla da veriyor. Bu para şehir hastanelerinin kira ödemelerine ve özel sektöre gidiyor, yani “yoksul yurttaşlara değil, sermayeye” akıyor.
Prof. Dr. Kayıhan Pala Sağlık Bakanlığı’nın 2026 bütçesinin TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki görüşmesinde, şehir hastanelerinin günlük işletme maliyetinin 373 milyon liraya ulaştığını hatırlattı. Kamu-özel ortaklığıyla kurulan bu hastaneler, halk sağlığı mantığından çok iktidarın sermayeye kaynak aktaran ekonomik tercihlerini yansıtıyor.
Bakanlık hizmetten çekildi, taşeron yayıldı
GSS’nin kurduğu prim düzeni, sağlık hizmetinin piyasaya açıldığı daha geniş bir dönüşümün parçası. Pala’nın Toplum ve Hekim dergisinde 2023'te yayımlanan “AKP’li Yıllarda Sağlık Bakanlığı” başlıklı makalesine göre SDP, Dünya Bankası’nın Haziran 2002'de yayımladığı raporun AKP eliyle uygulanmış hali. Raporda Bakanlığın işlevi yalnızca politika hazırlamak ve denetlemek olarak tanımlanmış, hizmet sunumundan çekilmesi öngörülmüştü. Pala, Dünya Sağlık Örgütü’nün 2012'de SDP’nin Dünya Bankası tarafından fonlanan bir program olduğunu resmen açıkladığını aktarıyor.
Bu çizgi daha sonra sahada da karşılığını buldu. Hükümet, 2008'in son günü Resmi Gazete’de yayımladığı Avrupa Birliği ulusal programında “devletin sağlık alanındaki payının azaltılması” hedefini açıkça yazdı. Kamu-özel ortaklığıyla kurulan hastaneler önce “Entegre Sağlık Kampüsü”, en son da “Şehir Hastanesi” adıyla topluma sunuldu.
Taşeronlaştırma da aynı dönemde yaygınlaştı. Bakanlığa bağlı kurumlarda taşeron işçi sayısı 2002'de 11 bindi ve tüm çalışanların yüzde 4,3'üne denk geliyordu. 2017'de bu sayı 167 bini aştı, Bakanlıkta çalışanların dörtte birinden fazlası taşeron firmalar üzerinden istihdam edildi. 2018'de 148 bin işçi kadroya geçirildi, ancak 2021'de 12 binden fazla emekçinin hâlâ taşeron şirketlerde çalıştığı açıklandı.
Çözüm: Parasız sağlık
Bu tablodan bakınca borç silme tartışmasında asıl soru da değişiyor: Mesele kimin borcunun silineceği değil, sağlık hizmetinin neden borç doğurduğu. Yaklaşık 1 milyon kişinin eski borcunu silmek, her yıl yeni borçlular üreten düzeni değiştirmiyor. Prim borçları tümüyle silinmeden, GSS terk edilmeden ve nitelikli sağlık hizmeti tüm yurttaşlar için ücretsiz hale getirilmeden gerçek bir sağlık hakkı da sağlanamayacak.