Köşe Yazısı

Direniş ve öncülük dersleri

17:22 8 dk okuma

Başlangıç noktaları önemlidir.

Bir mücadelenin içindeyken çoğunlukla ayağınızı bastığınız noktadan güç alır, sonraki hamlelerinizin başarı şansını buradan aldığınız güçle kolaylaştırmaya çalışırsınız.

Hedefiniz dünyayı değiştirmek, tarihin akışına omuz vermekse Türkiye böylesine avantajlı bir başlangıç noktasını ifade ediyor.

Sıklıkla yapılan ülkeden umudunu kesme çağrıları da bu çağrılara eşlik eden yenilgi edebiyatı da mücadele kaçkınlarının halka yönelik güvensizliği de durumu değiştirmiyor.

Halk her seferinde ayağa kalkıyor.

Üstelik bunu her seferinde yalnız bırakılmasına karşın yapıyor.

İktidar ve düzen muhalefeti “sokaktan uzak durmaya”, “tepkisini sandıkta göstermeye” çağırıyor.

”Salt seçmen” olmak yurttaşlığı kaybetmenin ilk adımı. Yurttaşlık olmayınca ise “salt seçmen” de kalınamıyor.

Emekçiler, gençler ve kadınlar seçme ve seçilme hakkına yönelik taarruza yurttaşça bir yanıt veriyorlar. Yürüdükçe ve öğrendikçe halk oluyorlar.

Sahneye çıkış sıklığı ve sürekliliği değişebiliyor. Ama halk mutlaka siyasal sıkışma anlarında kendisini güçlü bir biçimde hatırlatıyor.

Sıklık ve süreklilik mi? Onlar için başka bir aktörün, devrimcilerin, müdahalesi gerekiyor.

Bu memleketin emekçilerine, gençlerine ve kadınlarına güveniyoruz. Ama devrimciler olarak bütün sorumluluğu (ve tabii bu sırada kendi sorumluluklarımızı da) halka yükleyemeyeceğimizin farkında olmamız gerekiyor.

AKP ve MHP kendi rolünü oynuyor. Siyasal alanı daraltmaya, yurttaşlığı ve seçme ve seçilme hakkını ortadan kaldırmaya çalışıyor.

CHP yönetimi ve parti içerisinde/etrafında kümelenen düzen aktörleri, halkın direncinin açtığı alanı kendi programları çerçevesinde kullanıyorlar. Bir yandan AKP’nin saldırısını mümkün olduğunca az mevzi kaybıyla kaybıyla karşılamaya çalışırken bir yandan da sokak dinamizmini sandık merkezli stratejilerine entegre ederek kontrollü kılma yönünde adımlar atıyorlar. CHP’nin hamlelerinde görülebilecek kimi eksiklik ve sorunlar parti yönetiminin basiretsizliğinden değil bu partinin programatik ve aynı anlama gelmek üzere sınıfsal ufkundan, bu ufkun sınırlarından kaynaklanıyor.

Sürece dair daha temkinli bir yaklaşıma sahip olan DEM Parti de yine politik olarak kendi tuttuğu pozisyon ile tutarlı sayılabilecek bir yaklaşım geliştiriyor. İmralı sürecine ve bu süreci ortaya çıkaran/dayatan bölgesel denkleme zarar vermeyecek bir ölçülülükle itirazlarını ortaya koyuyorlar.

Halk üzerine düşeni yapıyor. 19 Mart’tan beri iktidarı ve muhalefeti ile hiçbir düzen aktörünün beklemediği biçimde direniyor. İktidarın sırtını emperyalistlerin desteğine dayayarak kurduğu denklemi bozuyor.

Saldırıyı bütünüyle püskürtmek için bozmanın ötesine geçmek, bu sefer denklem kuran taraf olmak gerekiyor.

“Devrimciler kendi sorumluluklarını halka yükleyemez” dedik. Peki görevimiz ne? Örneğin, “halkın eksik kaldığı yerleri tamamlamak” mı? Bize göre bu soruya hayır yanıtını vermek gerekiyor. İşimiz halkın direnişinin bize sunduğu zenginliğin yeni bir siyasal bağlam ve dolayısıyla bütünlük içerisine yerleştirmek. Kavganın kalıcılık kazanabileceği ve zafere yürüyebileceği çerçeveyi inşa etmek.

Devrimcilere “eksiklik tamamlama” misyonu yükleyerek onları bir çeşit dolgu malzemesi haline getirme eğilimi yalnızca halk hareketiyle kurulan ilişkilerde kendisini dışavurmuyor. Yukarıda saydığımız siyasal aktörlerin birçoğu ile devrimciler arasında kurulan ilişkide de benzer bir örüntünün kendisini tekrar ettiğini görüyoruz. CHP ve HDP ile sosyalistler arasında kurulan ilişkinin geçmişine ve bugününe baktığımızda bu sorunu daha somut bir şekilde kavramak olanaklı.

İşimiz CHP’yi sola çekmek, bu partiye akıl vermek değil. Benzer biçimde, CHP’nin özellikle gençlik dışı toplumsal muhalefet alanı içerisindeki hegemonyasından korkarak bu partiyle bir tür mutualist ilişki kurmak da sosyalistlerin izlemesi gereken rotayı ifade etmiyor. Öncünün görevi, geniş bir demokrasi cephesinin en sol kanadını oluşturarak buraya taşan unsurları etrafında toparlamak değil.

Devrimcilik bir yaşam tarzı, bir duruş ya da kimlik olmanın ötesinde dünyayı ve ülkemizi değiştirmenin biricik yöntemini ifade ediyor. Tam da bu yüzden devrimci siyasete ihtiyacımız var. Bu nedenle, devrimci olmak düzen muhalefetinin siyasal eklentisi olmakla bir kan uyuşmazlığına sahip.

Vurgulamak gerekiyor. Devrimcilerin düzen muhalefetini doğru bir çizgiye, daha sola çekmek gibi bir görev ve sorumluluğu da yok. Bu ancak, devrimcilerin alan kazanmasını önlemek adına düzen muhalefetinin girişeceği bir karşı hamleyi ifade edebilir.

Halka yol göstermekle CHP’ye akıl vermeyi birbirine karıştıranlar var. Bu kafa karışıklığı zaman zaman halk hareketine siyasal bir rota gösterme sorumluluğunun “CHP ne yapmalı/yapmalıydı?” ekseninde eritilmesine yol açıyor. Bu denklemde siyaset ancak CHP ölçeğinde aktörler tarafından yapılan bizim de dışsal bir öneri sunucu/eleştirmen olduğumuz bir faaliyete indirgeniyor.

Bu yöntem devrimci olmadığı gibi gerçekçi de değil. Türkiye’deki toplumsal patlamalar süreklileşmiş bir siyasal kriz tablosunun ürünü. Bu tabloya yanıt üretmek de tek başına belirli bir momente değil tarihsel sıkışmanın köklerine odaklanmakla mümkün.

Neyin mümkün olduğunu anlamanın önkoşulu neyin zorunlu olduğunu kavramak. Bu da tarihsel bir bakışı ve onun ışığında gelişen bir siyaseti ve eylemi gerektiriyor.

Belirli bir tarihsel uğraktaki siyasal gelişmelere özgün bir müdahale için içerisinde bulunulan uğrağa ilişkin özgün bir çerçevelendirmeye ihtiyaç var. Siyasal müdahale olguları bir bütünlüğe ve bağlama yerleştirmenin ürünü olarak ortaya çıkabiliyor.

Bütünlük ve bağlama yerleştirmeden kastımız salt ideolojik mücadelede etkili olabilecek bir işlem değil. Siyasal hamlenin kendisi bir çerçevelendirmenin uzantısı.

AKP/MHP blokunun taarruzu da, CHP’nin bu taarruza karşı ortaya çıkan halk tepkisiyle ilişkilenme biçimi de kendi özgün çerçevelendirmelerinin sonucu.

İktidar blokundan başlayacak olursak… Bu hamleyi geliştirmeye iten bir çerçevelendirmeden söz etmemiz olanaklı. AKP/MHP cephesinin şuna benzer bir okuma üzerine hareket zeminini inşa ettiğini varsayabiliriz: dış konjonktürün izin vermesi, CHP’nin dağınık ve atıl görüntüsü, halk faktörünün baskı altına alındığı kanaati, sunulacak yolsuzluk ve diploma hikayesinin elde bulundurulan medya gücüne ve CHP’nin iç çelişkilerine yaslanarak satılabileceği fikri.

CHP’nin mevcut tabloyu yerleştirdiği bağlamı ise şu cümleyle özetlemek olanaklı: “Erdoğan karşısındaki en güçlü rakip olan Ekrem İmamoğlu’nu devreden çıkarmak için devletin tüm olanaklarını harekete geçirdi”. Süreç boyunca geliştirdikleri hamlelerin bütünü de bu çerçevenin bir ürünü. CHP’nin anlatısının geniş halk kesimleri üzerinde de güçlü bir ikna ediciliğe sahip olduğu ve bu partinin AKP karşıtı toplumsal kesimlerin gençlik dışında kalan kısmını şu ana kadar büyük ölçüde konsolide ettiğini not edebiliriz.

CHP’nin anlatısının etkisi gençlik dışı kitleler ile de sınırlı değil. Ülkedeki sosyalistlerin önemli bir bölümü de CHP’nin çizdiği çerçeveyi bir tashih okumasından dahi geçirmeden kabulleniyor.

Geçerken not edelim. Bu tablonun oluşmasında, CHP’nin muhalif yayıncılık alanında kurduğu hegemonyanın önemli bir rolü var. Yalnızca AKP karşıtı kitlelerin değil örgütlü sosyalistlerin de güncel siyasete ilişkin edindiği bilgiler bu partinin prizmasından süzülerek ediniliyor.

Okuma ortak olunca eleştiri de öze değil biçime odaklanıyor. Sosyalistler ve CHP arasındaki ayrım sesin gürlüğüne, kelime tercihlerinin agresifliğine ya da eylemde sergilenen cevvalliğe indirgeniyor. Nitel fark yoksa fark yaratmanın tek yolu olarak elde niceliği dışavurmak kalıyor. Bu da siyasetin dışına taşmayı aynı anlama gelmek üzere siyaseti CHP’ye bırakmayı beraberinde getiriyor.

Devrimci pratik ve dolayısıyla devrimci siyaset mutlaka ve mutlaka devrimci bir teorinin ürünü olarak kendisini ortaya koyuyor. Devrimci teori, mevcut durum ile devrim hedefi arasındaki ilişkinin üzerine inşa edildiği bilimsel zemini ifade ediyor. belirli bir toplumsal formasyonda ve uğraktaki bir siyasal sıkışmaya ilişkin müdahale çerçevesi de temelde devrimci teoriye yaslanan stratejik bütünlüğün belirli bir zamansallık ve mekansallıkta yeniden üretilmesini ifade ediyor.

Güncele baktığımızda “salt güncellik” görüyorsak bu durum güncelliğin değil bizim sınırlarımıza işaret ediyor. Güncel olan nüve halindeki bir tarihselliğin ifadesi. Öncülük iddiasını gerçek kılmak da tam da bu nüve halindeki tarihselliği soyutlayabilme, bu nüve ile nihai hedef arasındaki hamle ve yaklaşımlar bütününü inşa etme kapasitesine bağlı.

Olan biteni içerisine yerleştireceğimiz çerçevenin başlangıç noktasını AKP-MHP bloku tarafından yürütülen karşı devrimci dönüşüm oluşturuyor. Özel olarak yurttaş kategorisini önce seçmene indirgeme sonrasında ise tasfiye etme yolunda atılan adımlara odaklanmamız gerekiyor. Düzen muhalefetinin de bu dönüşümü kabullenici ve siyasete müdahalenin biricik yolu olarak sandığı işaret edici rolünü de mutlaka hatırlatmalıyız.

İktidar cephesinin siyaseti seçmen olmaya sıkıştırması ve bununla bağlantılı olarak yurttaşlık kategorisini tasfiyeye girişmesi aynı zamanda siyasal alanın daraltılmasına yönelik bir dönüşümün parçası.

Siyasal alanı daraltmaya yönelik bu istek Türkiye kapitalizmine özgü bir anomali değil. Emperyalist-kapitalist sistemin mevcut dengesi yurttaşlık, siyasal katılım, seçme ve seçilme hakkı ve demokrasi gibi düzlemlerde daha önce kurulan ve büyük ölçüde reel sosyalizmin varlığının izlerini taşıyan modus vivendi ile bir gerilim içerisinde.

Kapitalist toplumsal formasyonların çelişkileri yönetilebilir kılma kapasitesini güçlendiren bu mekanizmalar, her zaman gerilimli bir dengenin üzerinde varlık alanı buldu. Her şeyden önce bunlar, karmaşık tarihsel süreçlerin ve faktörlerin ürünüydüler. Burjuvazinin ilerici barutunu kaybetmediği dönemin devrimci atılımlarının tortuları, işçi sınıfının siyasal alanda gösterdiği mücadeleye karşı atılan geri adımlar, reel sosyalizmin varlığında ağırlığını hissettiren devrim tehdidine karşı düzen içinde kapsama ve soğurma mekanizmalarına duyulan ihtiyaç, burjuvazi içi farklılaşan çıkarları uzlaştırıcı ve yönetilebilir kılıcı mekanizmaların gerekliliği ve son olarak Sovyetler Birliği’nin çözülüşü sonrasındaki karşı devrimci saldırı dalgasının yarattığı aşındırmalar.

Siyaset alanının krizleri yönetilebilir kılan ve soğuran etkisi, toplumsal formasyon içerisindeki çelişki ve gerilimlerin belirli bir düzlemde yoğunlaşması anlamına geliyor. Bu da yeni tipte kriz dinamiklerinin ortaya çıkması ve nihayetinde siyasal sarsıntıların üzerinde bir çarpan etkisi anlamına geliyor. Çelişkileri yönetilebilir kılma düzleminin kendisi bir kriz kaynağı görüntüsü vermeye başlıyor.

Süreklileşmiş siyasal kriz ortamının kökeninde yatan çelişki ve gerilimler kapitalizmin doğrudan sonuçları olduğu ölçüde düzen için bunları çözmek bir seçenek değil. Dolayısıyla, odaklanma bu gerilim ve çelişkilerin kendisini dışavurduğu alanlara kayıyor. Siyasal alanı daraltma isteği tam da burada gündeme geliyor. Daraltma, kısa vadelerde kriz öteleyici ve kolaylaştırıcı bir işlev görse de orta ve uzun vadelerde daha şiddetli krizlerin kapısını aralıyor. Türkiye’nin AKP’li yıllarda içerisinde bulunduğu süreklileşmiş siyasi kriz döngüsüne bakıldığında bu geçici rahatlamaların ve bunların bedeli olan ertelenmiş sıkışmaların izlerini görmemiz olanaklı.

Bu döngünün ve özel olarak siyasal alanı daraltarak halktan uzaklaştırmanın ana sonuçlarından biri, düzen aktörlerinin öncelikleri ve yaklaşımları ile geniş kitlelerin talep ve beklentileri arasındaki mesafenin giderek açılması.

İçerisinde bulunduğumuz dönemde, emperyalizm cephesinin Erdoğan’a tanıdığı kredi, devlet mekanizmasının AKP-MHP etrafında şekillenmesi, düzen siyasetinde Mehmet Şimşek programı başta olmak üzere emperyalizmle ilişkiler, tarikatlar gibi bir dizi başlıkta sergilenen yarı açık uzlaşmada kendisini gösteren eğilim ile halkın talep ve beklentileri arasındaki mesafe giderek artıyor.

Buradan çıkarılabilecek iki ana sonuç var. Bunlardan ilki, düzen aktörleri ile halk düzlemi arasındaki bu ayrışmanın içerisinde bulunulan siyasi kriz uğrağını süreklileştiren yapısı. İkincisi ise CHP’nin Şimşek programı başta olmak üzere kritik başlıklarda AKP-MHP cephesi ile ortaklıklarının orta ve uzun vadede şimdilik bu parti etrafında konsolide olmuş görünen kitleleri yeni arayışlara itme potansiyeli.

Siyasal krizin süreklileşmiş hali aynı zamanda düzenin iç mekanizmaları tarafından çözümlenemeyen bir karaktere işaret ediyor. Kriz döngüsü ve kangrenleşme hali devrimci bir çözüme olan ihtiyacı gösteriyor.

Peki devrimcilere düşen görev ne? Bize göre, bu sorunun yanıtı da mevcut kriz tablosunun süreklilik taşıyan yapısında ve bütünsel çözümü çağıran karakterinde gizli. Siyasi krize karşı geliştirilen yanıtın, krizin karakterini referans alması ve onun etrafında şekillenmesi şart. Tepkinin sıklığının ve sürekliliğinin sağlanması ve bu sürekliliğin bütünsel bir çözüme doğru ilerleyen bir karakter taşıması.

Üç ana halkaya odaklanmak, diğer her şeyi bu odaklanma etrafında şekillendirmek gerekiyor: 1) Ortaya çıkan gençlik dinamizminin devrimci bir siyaset etrafında bir araya getirilmesi. Bu yolla gençliğin bir politik kategori olarak inşası; 2) Geniş halk kitlelerinin Mehmet Şimşek programında temsil edilen yoksullaştırma siyasetinden duydukları rahatsızlığın aynı programın destekçisi olan CHP tarafından soğurulmaması için gerekli politik mekanizmaların oluşturulması; 3) Emekçilerin, gençlerin ve kadınların devrimci cumhuriyetçi bir siyasal hat etrafında örgütlenmesi.

İşimiz iktidarın ne yapacağını tahmin etme yarışlarını girmek, AKP-MHP blokunun insafa gelmesini beklemek ya da düzen muhalefetinin elde edeceği sınırlı kazanımlarla düzenin bir bütün olarak bu süreçten çıkmasını başarı saymak değil. Ne yaparlarsa yapsınlar kaybetmelerini ve kazananın halk olmasını sağlamak.

Kısa Kısa

Önceki gün

  1. Takasbank, İşsizlik Sigortası Fonu kaynaklarının kime gittiğini açıklamadı

    Takasbank, İşsizlik Sigortası Fonu’nun aracı kurum üzerinden para piyasasında işlem yapabildiğini doğruladı, ancak fonun kimi finanse edeceğini seçemeyeceğini savundu. Açıklamada hangi aracı kurumun kullanıldığı, Tera bağlantılı kurumlara kaynak aktarılıp aktarılmadığı ve tedbir kararının tarihi yer almadı. Meclis komisyonunda Tera için 9 milyar TL risk dile getirilmişti.

  2. Menzil’den Orhangazi’ye 180 dönümlük yerleşke

    Cumhuriyet'ten Aytunç Ürkmez’in haberine göre, Eğitim-İş Bursa Şubesi, Menzil cemaatinin Orhangazi’de bir bölümü zeytinlik olan yaklaşık 180 dönümlük arazide külliye kurduğunu açıkladı. Şube, arazide iş makinelerinin çalıştığını ve 22 Ekim’de temel atma töreni yapılacağının duyurulduğunu bildirdi. Şube Başkanı Özkan Röna, kamusal alanın tarikatlara bırakılmasını kabul etmediklerini belirterek “Bursa tarikatların değil, Cumhuriyet’in kentidir” dedi.

  3. İBB davasında 7 tutuklu sanığa tahliye

    İBB davasında ara karar açıklandı. Silivri’de görülen davada İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, yedi tutuklu sanığın tahliyesine, diğer tutuklu sanıkların ise tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. Tahliyesine karar verilen isimler Ümit Polat, Nilgün Cendek, Tolga Kılıç, Fatih Temür, Melih Geçek, Aytekin Karaarslan ve Adem Başer oldu. Ancak Melih Geçek, hakkında başka bir dosyadan verilen tutuklama kararı nedeniyle cezaevinde kalmaya devam edecek.

  4. Danıştay, Akbelen’de acele kamulaştırmayı onayladı

    Danıştay 6. Dairesi, Yeniköy-Kemerköy termik santrallarına kömür sağlamak için Akbelen çevresinde 6 köydeki 679 parselin acele kamulaştırılmasına karşı açılan davayı reddetti. Daire, elektrik arz güvenliğini gerekçe gösterdi; bir üye karşı oy kullandı. Köylüler mücadeleyi sürdüreceklerini açıkladı.

  5. Belçika'da öğrenciler sokakta

    Belçika'nın başkenti Brüksel'de yüzlerce genç, eğitim reformlarına ve kesintilerine karşı bir kez daha protesto düzenledi. Merkez İstasyonu'nda yerel saatle 10.00'da toplanan göstericiler, eğitim kesintilerine tepki göstererek antifaşist sloganlar attı. Eyleme bazı öğretmenler ve sendika üyeleri de katıldı.

  6. Diyanet’te fon krizi iddiası: Filistin için ayrılan paralar fonda mı eridi?

    Sözcü Gazetesi'nden Yavuz Alatan’ın haberine göre, yaşanan fon krizi sonrası Diyanet İşleri Başkanı Safi Arpaguş duruma müdahale ederek fonlardan çıkış yapılması talimatını verdi. Ancak bu panik çıkışı, kurumun yatırımından yüzde 48 oranında zarar etmesiyle sonuçlandı.

  7. Fatma Betül Sayan Kaya’nın ablası büyükelçiliğe resmen başladı

    Fon vurgununda yaklaşık 2 milyar TL kazandığı ortaya çıkan ve malvarlığı dondurulduğu öne sürülen eski bakan Fatma Betül Sayan Kaya'nın kız kardeşi Ayşe Hilal Sayan Koytak, büyükelçilik görevine başladı. AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Helsinki’ye büyükelçi tayin ettiği Ayşe Hilal Sayan Koytak, güven mektubunu Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’a önceki gün sundu.

  8. Gazze'de tespit edilebilen can kaybı 74 bin 400'e yükseldi

    Gazze'deki Filistin Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, İsrail'in Ekim 2023'ten bu yana Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda yaşanan can kayıplarına ilişkin son veriler paylaşıldı. Açıklamada, İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik saldırılarının başlangıcından bu yana toplam can kaybının 74 bin 469'a, yaralı sayısının ise 175 bin 492'ye ulaştığı ifade edildi.

  9. İSKİ'den 'şebekede kanalizasyon suyu' iddialarına yanıt

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi bağlı kuruluşu İSKİ kentteki şebeke suyuna kanalizasyon suyu karıştığı yönündeki iddialara ilişkin açıklama yaptı. İSKİ'nin açıklamasında, "İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü tarafından kentimizin 39 ilçesindeki farklı noktalardan düzenli olarak su numuneleri alınmakta ve bağımsız denetimler sürdürülmektedir. İstanbul’un içme suyu şebekesine, yürürlükteki mevzuatta belirlenen kalite kriterlerini karşılamayan suyun verilmesi söz konusu değildir" denildi.

  10. MEB duyurdu: Okullarda 'ortak yazılı sınav' dönemi

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tüm okullarda "ortak yazılı sınav" sistemine geçti. Yeni sistemle ortaokul ve liselerde hep aynı sınav uygulanacak. Sorular yapay zeka destekli ve açık uçlu olacak.

  11. Erdoğan: "Sağlıkta Türkiye’yi küresel çekim merkezi haline getireceğiz"

    İstanbul Üniversitesi Hastanesi Çapa ve Esenyurt Yerleşkesi Toplu Açılış ve Temel Atma Töreni’nde konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan, "Sağlıkta Türkiye'yi küresel çekim merkezi haline getireceğiz. Milletimize her anlamda hizmet etmeye çok güçlü şekilde devam edeceğiz" açıklamasında bulundu.

  12. Öcalan'dan yeni 'süreç' açıklaması: “Hukuki güvenceler olmadan demokratik siyaset kalıcılaşmaz"

    Feshedilen PKK'nın lideri Abdullah Öcalan, fesih ve silah bırakma kararını yeni bir dönemin başlangıcı olarak nitelendirirken, kalıcı barış için Kürt kimliğinin, dilinin ve kültürünün güvence altına alınmasını, demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılmasını ve eşit yurttaşlığın hukuki güvenceye kavuşturulmasını istedi. Öcalan, “Hukuki güvenceler olmadan demokratik siyaset kalıcılaşmaz, barış süreci de başarıya ulaşamaz” dedi.

  13. İstanbul Valisi Gül: Dere yatağındaki yerler yıkılacak

    İstanbul'da yaşanan sel felaketine ilişkin basın mensuplarına açıklamalarda bulunan İstanbul Valisi Davut Gül şu ifadeleri kullandı: "Dere yatağını işgal eden yerler yıkılacak. Bugün ve yarın yağış var. Ama çok büyük beklemiyoruz. Yağış olacak. Toprak yağışa doydu. Bazı yerlerde toprak kayması olabilir. Toprak kayması ve binaların çökme riski var. Binaların çökmesi ile ilgili kendi binasında risk görenleri misafir etmeye hazırız. Birkaç gün şüphesi olan herkesi bekliyoruz."

  14. Ege Üniversitesi'nde gece yarısı 'köpek baskını'

    Ege Üniversitesi Hayvan Hakları Topluluğu'na ait eğitim merkezine Bornova Belediyesi köpekleri toplamak için gece baskını düzenledi. Polis yardımıyla 200'e yakın köpek toplatıldı. Köpeklerin toplatılmasına karşı eğitim merkezinin önünde bir araya gelen öğrencilerle, belediye ekipleri ve polis arasında arbede yaşandı.

  15. Şamil Tayyar: Esenyurt so­ruş­tur­ma­sın­da ‘hatırlı’ biri devreye girdi

    Eski AKP Milletvekili Şamil Tayyar, kayyum yönetimindeki Esenyurt Belediyesi'ne ilişkin soruşturmada tutuklanan Başkan Yardımcısı Yusuf Ulutaş için 'hatırlı biri'nin devreye girerek Recep Tayyip Erdoğan'a ulaştığını açıkladı. Olayı sosyal medya hesabından paylaşan Tayyar, Erdoğan'ın ise “Bu işe karışmayın” dediğini öne sürdü.

  16. İBB davasında bir soruşturma daha

    Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, Silivri'deki İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen İBB davasının 15-16 Ekim 2026 tarihli duruşmaları sırasında çekildiği anlaşılan görüntülerin sosyal medya hesaplarında paylaşılması üzerine resen soruşturma başlatıldığını açıkladı.

  17. Etimesgut Belediyesi so­ruş­tur­ma­sın­da 7 tutuklama

    Etimesgut Belediyesi'ne yönelik soruşturma kapsamında 7 kişi tutuklandı. Belediye başkan yardımcılarının da aralarında bulunduğu 7 kişi tutuklanırken, 4 şüpheli hakkında ev hapsi kararı alındı.

  18. İran'dan Trump'ın 'bombaların anası' tehdidine yanıt

    İran Savunma Bakan Vekili Tuğgeneral Seyyid Mecid İbnu’r Rıza, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a karşı “bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B bombasını kullanma ihtimaline ilişkin açıklamasına yanıt verdi. Rıza, "Bombaların isimlerinin ve boyutlarının bir önemi yok. Sizin bombanız, küresel itibarınızda, ABD ekonomisinde ve hatta seçim hesaplarınızda patlayacak. Sizi bugün 'Merhaba efendim' demek zorunda kaldığınız noktaya getiren, hesapları değiştiren füzelerimizin gücüdür" dedi.

  19. AKOM açıkladı: Kuvvetli sağanak İstanbul'u ne zaman terk edecek?

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM), haftalık hava tahmin raporunu paylaştı. Rapora göre, yaklaşık 1 haftadır kent genelinde etkili olan kuvvetli sağanak, yarından itibaren İstanbul'u terk edecek. Hava sıcaklığı ise tekrar 20 derece civarına yükselecek.

  20. Kripto do­lan­dı­rı­cı­lı­ğı: Interpol tarafından aranan ABD'li İstanbul'da yakalandı

    Adalet Bakanı Akın Gürlek, ABD ve Finlandiya’da 1 milyar dolarlık kripto varlık dolandırıcılığı gerçekleştirdiği iddiasıyla hakkında Interpol tarafından kırmızı bülten çıkarıldığı bildirilen ABD vatandaşı Richard James Schueler'in İstanbul’da yakalanarak gözaltına alındığını duyurdu. 'Kripto balinası' olarak bilinen Schueler, Beşiktaş ilçesinde çarşamba sabah saatlerinde yapılan MİT operasyonuyla yakalanmıştı.

  21. SPK'dan Hedef Portföy kararı

    Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Hedef Portföy Yönetimi AŞ'nin kurucusu olduğu yatırım fonlarının tasfiye işlemlerinin başlatılmasına karar verdi. Tasfiye süreci, daha önce üç portföy yönetim şirketinin fonları için belirlenen esaslar çerçevesinde yürütülecek.

  22. İçişleri Bakanlığı’ndan birçok il için sağanak ve fırtına uyarısı

    İçişleri Bakanlığı, Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nün son tahminlerine dayanarak, 17 Ekim Cumartesi günü birçok ilde kuvvetli sağanak yağış ve fırtına beklendiğini duyurarak ani sel, su baskını, yıldırım, dolu ve ulaşımda yaşanabilecek aksamalara karşı dikkatli ve tedbirli olunmasını istedi.

  23. SPK'dan 37 kişi hakkında suç duyurusu

    Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), iki şirketin hisselerinde gerçekleştirilen işlemler nedeniyle 37 kişi hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi. Kurul, 42 kişi ve şirkete 2 yıl işlem yasağı getirirken 21 kişinin de lisanslarını iptal etti.

  24. İstanbul'da selde kaybolan Ahmet Derin’in kızı: "Babam katledildi, hesabını soracağız"

    İstanbul’da sağanak yağışın ardından Kağıthane Deresi’nden otomobili çıkarılan Ahmet Derin’den haber alınamıyor. Derin’in kızı Arzu Derin, sosyal medya hesabından babasının bulunması için yardım çağrısında bulundu. Derin, "Parçalanmış arabayı bulduk. Umudum kalmadı. Babamı bulun, gidecek bir yerimiz olsun. Babam katledildi. Hesabını soracağız, söz veriyorum babam. Fırtına gelmeden bulun, babamız soğukta kalmasın" ifadelerini kullandı.

  25. Trump, Rusya yaptırımlarını askıya aldı

    ABD Başkanı Donald Trump, Rusya'yı hedef alan yeni yaptırımların askıya alınmasını öngören kararnameyi imzaladı. Beyaz Saray, karara 'ulusal çıkarlar' gerekçesini gösterdi. Kararname, Rusya'ya yönelik yaptırım ve tarife öngören yasanın yürürlüğe girmesine iki gün kala imzalandı.

✓