Arama

Site İçi Arama

Doğrudan arama yapın Aranıyor... Detaylı Arama
Sonuçlar aranıyor...
Kategorilere Göz Atın
© ideo. Anlatılan senin hikayendir

Köşe Yazısı

Dünden Bugüne Filistin – I: İngiliz Mandasında Siyonizm

18:53 7 dk okuma

Filistinli direniş güçlerinin İsrail yerleşimlerine yönelik operasyonu tüm dünyada ve Türkiye’de tartışılıyor. Ancak tarihsel arka plan ve güç dengelerinden, ana aktör ve süreçlerden kopuk, anlık fotoğrafa sıkışmış olarak…

Anlık fotoğrafta ise manidar bir seçicilikle Filistin halkının haklı direnişinin meşruiyetiyle bağdaşmayan görüntülere odaklanırken çatışma durumunun asıl nedeni olan işgal, yerinden etme ve abluka uygulamalarını görmezden gelerek…

2 milyon Filistinli için açık hava hapishanesine çevrilen Gazze’nin tam ablukaya alınarak susuz, gıdasız, elektriksiz, yakıtsız bırakılmasına ve Filistin halkına “insansı hayvanlar” diye hakaret edilmesine[1] gözlerini kulaklarını kapatarak…

Bu yazı dizisinde Filistin sorununun tarihsel arka planını hatırlatacağız. Dinci, şoven ve emperyalist bir proje olarak Siyonizmi ve Ortadoğu halklarının direnişini ıskalamadan…

Siyonizmin doğuşu: Yurt arayışından kolonizasyona

Filistin sorunu, esas itibariyle bölgenin İngiltere’nin eline geçtiği 1917’ye kadar giden bir tarihe sahip. Sonrasında ise Arap halklarının Nakba (Felaket) olarak andığı İsrail’in kuruluşu (1948) ve geniş bir bölgenin İsrail tarafından işgal edildiği 1967 savaşları iki kritik dönemeç. Filistin’in Siyonist ajanda doğrultusunda sömürgeleştirilmesi anlamına gelen bu süreçlerin tümünde emperyalizm belirleyici oldu.

19. yüzyılda Avrupa genelinde yükselen milliyetçilik akımı, kıtanın Yahudileri arasında “Siyonizm” adı altında karşılık bulmaya başladı. Dünyanın pek çok ülkesine dağılmış azınlıklardan oluşan uluslararası Yahudi toplumunun ileri gelenleri arasında bir Yahudi ülkesi yaratma fikri yayılmaya başladı. Süreç içinde “kutsal kitaplarda İbrahimoğullarına vadedildiği” vurgulanan Filistin öne çıktı ve 1882 itibariyle Siyonistler öncülüğünde Avrupa’dan ilk göç dalgası başladı.[2] Göçler, satın alınan topraklarda koloniler kurulması şeklindeydi.

1897’de Avusturyalı Yahudi gazeteci Theodor Herzl’in liderliğinde İsviçre’nin Basel kentinde I. Dünya Siyonist Kongresi toplandı ve Dünya Siyonist Örgütü’nün kuruluşuna karar verildi. Aynı kongrede ilan edilen Basel Programı, bir Yahudi ülkesi yaratma hedefini yinelerken bu doğrultuda diplomasiye ağırlık verileceğini de ilan ediyordu.[3]

Sonraki on yıllarda büyük devletler nezdinde diplomasiyle paralel olarak Avrupalı Yahudi zenginlerin büyük topraklar satın almaları yoluyla Siyonist yerleşimler kurulması süreci de devam etti. Yerleşimlerin kurulduğu noktalarda yerli Müslüman ve Hıristiyan nüfus buraları terke zorlanıyor, bundan kaynaklı gerilimler yaşanıyordu. Filistin Yahudileri bu sürecin dışında kalırken İstanbul, Balkanlar ve Anadolu’da yaşayan Osmanlı Yahudileri ise imparatorluğun Müslüman ve Hıristiyan tebaasındaki hoşnutsuzluğun kendilerine yönelebileceği endişesiyle Siyonist faaliyetlerden rahatsızlık duyuyordu. Bugün Türkiye’nin sığınmacı sorununu istismar ederek Arap düşmanlığını körükleyen çevrelerin Filistin sorunu ve direnişini küçümsemek için “Dedeleri topraklarını sattığı için ülkesiz kaldılar” yalanı da bu tarihi arka planın bir dizi açıdan çarpıtılmasına dayanıyor.

Birinci çarpıtma, bir tarihi gerçeklik olan toprak satışlarının abartılması. Satılan toprakların önemli bir bölümü Filistin’in yerlilerine değil, Filistin dışında yaşayan Arap zenginlere aitti ve bu Arap zenginleri de savaş sonrası bölünen sınırlar dolayısıyla “yabancı” sayılarak Filistin’deki topraklarını işlemekten alıkonulmuş, yani bizzat İngiliz mandasınca mülklerini Siyonistlere satmaya teşvik edilmişlerdi. Üstelik manda yönetiminin teşviklerine karşın 1918’de yüzde 1,5’te kalan Yahudi toprak sahipliği oranı, İsrail’in kurulduğu 1948 yılında Arap kaynaklarına göre ancak yüzde 6’ya çıkmıştı.[4] Yani Filistin topraklarındaki İsrail varlığında mülk satışlarının payı çok düşüktü. Filistin’in asli sahibi olan Filistinlilerin yurtsuz bırakılması “dedelerinin toprak satmasının” değil, Filistin’in yerli halkının silah zoruyla topraklarından atılmasının ürünü olmuştu.

İkinci çarpıtma ise bölge halkının zamanında olan biteni kabullendiği iddiasında. Bu iddia, Filistin’in İngiliz yönetiminde olduğu 1917’den itibaren yaşanan gelişmeleri yansıtmıyor. Filistinliler sürecin erken aşamalarından itibaren bilfiil direnmişti.

2 Kasım 1917’de adını dönemin İngiliz Dışişleri Bakanı Arthur Balfour’dan alan Balfour Deklarasyonu ile Yahudilere bir “milli yurt” sözü verildi. Bu deklarasyonda Avrupa başkentlerinde etkili lobi yapabilen Dünya Siyonist Örgütü’nün yürüttüğü diplomasi ile o tarihte İngiliz ordusunun saflarında I. Dünya Savaşı’na katılan Yahudi lejyonlarını motive etme hedefi etkiliydi. Aralık 1917’de Kudüs İngilizlerin eline geçerken 1918 itibariyle I. Dünya Savaşı İtilaf Devletleri’nin galibiyetiyle sonuçlanıyor, Filistin kesin olarak İngilizlerin elinde kalıyordu. İngiliz mandası altındaki Filistin’deki Yahudi yerleşimleri hızla artıyor, bu gelişme Filistinlilerin direnciyle karşılaşıyordu.

Görece küçük ölçekli ve yerel kalan isyanlar, 1930’ların sonunda kitlesel bir boyut kazanacaktı: Almanya’da Nazilerin iktidara gelmesinin ardından Avrupa genelinden Filistin’e büyük bir Yahudi göçü gerçekleşmiş, yerleşimlerin sayısındaki artış 1936-39 yıllarında büyük bir Arap isyanını tetiklemişti. İsyanı Siyonist militanların da desteğiyle bastıran İngiltere buna karşılık tek taraflı Siyonizm savunusundan geri adım atacak, 1939’da yayımladığı Beyaz Kitap’ta Filistin’e Yahudi göçü ve toprak alımlarının sınırlandırılacağına ve 10 yıl içinde bağımsız bir Filistin devleti kurulacağına söz verecekti. Yani Filistin halkı en azından yerleşimci sorununun çok derinleştiği 1930’lardan itibaren aktif olarak direnmiş, İngiliz emperyalizmine de geri adım attırmayı başarmıştı.[5] Ancak gerek 1936-39 isyanının ardından Filistinli liderlerin sürgüne gönderilmiş olmasından kaynaklanan liderlik boşluğu gerekse II. Dünya Savaşı sonrası oluşan denklem, sonraki süreci Filistin tarafı için daha elverişsiz hale getirecekti.

Holokost: Yahudilere felaket, Siyonistlere fırsat

Almanya’da Nazilerin iktidara gelmesi ve devamında II. Dünya Savaşı’nın ve Yahudi Soykırımı’nın (Holokost) başlamasıyla birlikte Avrupa özellikle Yahudi topluluklar için güvensiz hale geliyordu. Avrupa’nın akın akın terk edilmesiyle güçlenen Filistin’e göç eğilimi, başlangıçta Yahudiler için tek ya da kaçınılmaz seçenek değildi. Yahudilerin Filistin’e göçü, Siyonistlerce teşvik edilirken ironik biçimde Nazilerin de tercih ettiği bir seçenek oluyordu.

1930’lu ve 1940’lı yıllarda Brit Şalom ve İhud gibi Yahudi oluşumları Filistin’de iki devletli çözümü savunuyor, buna uygun olarak önceliğin Yahudilerin Filistin’e taşınması değil, Avrupa’daki tehlikeden kurtarılması olmasını savunuyordu. ABD’de reformcu rabbiler tarafından kurulan Amerikan Yahudilik Konseyi de Yahudi ve Arapların eşit haklara sahip olacakları laik bir Filistin devletini savunuyor, Amerika’nın Nazilerden kaçan Yahudilere kapılarını açması için çabalıyordu. İleride İsrail’in kurucu lideri olacak David Ben-Gurion ise aynı dönemde “Bela büyüdükçe Siyonizm güçlenir” diye düşünüyor, önceliği en fazla sayıda Yahudi’nin kurtarılması değil en fazla sayıda Yahudi’nin Filistin’e taşınması olarak görüyor, Avrupa ve ABD’nin kapılarını Yahudilere açmalarının Siyonist projeyi akamete uğratmasından korkuyordu. İronik biçimde Naziler de ABD, Türkiye, İran ya da Latin Amerika’ya gidecek Yahudilerin buralarda Almanya karşıtı bir etkide bulunmasından çekiniyor, Yahudilerin kendi içlerine kapanacaklarını umduğu Filistin’e gitmelerini tercih ediyordu.[6]

Savaşın ardından ortaya çıkan dehşet ve Siyonistlerin gerek Yahudi topluluklarının Filistin’e taşınmasına yönelik mobilizasyon gerekse galip devletler ve yeni kurulan Birleşmiş Milletler’e (BM) yönelik diplomasideki başarısı, Yahudilerin kendilerine ait bir ülkeye sahip olması gerektiği ve bu ülkenin Filistin topraklarında kurulabileceği görüşünü baskın hale getirdi. Sürecin tümünde “makul” ya a “insani” argümanlar değil, güç dengeleri belirleyici oldu.

Filistinlilerde ulus bilinci yok mu?

Yalçın Küçük’ün çok bilinen “Türkiye’de İsrail, İsrail’de olduğundan daha güçlüdür” sözü,[7] son süreçte çarpıcı biçimde doğrulandı. Düzen muhalefetinin AKP karşıtlığının içini boşaltmasının da etkisiyle muhalefet alanında şaşırtıcı ve ürkütücü bir İsrail yanlılığı gözlemledik. Medyada son gelişmeler karşısında en İsrail yanlısı isimlerden biri olan Nevşin Mengü, yaptığı yayında “Filistinlilik diye bir olgu oluşa gelmedi, yoktu. Yani Filistinlilik diye bir milli bilinç, bir milli şuur… Ukraynalılık diye bir kimlik ve bilinç var, Filistin’de bu yok” diyecek kadar ileri gitti.[8] Bu küçümseyici yaklaşımın geçtiğimiz yüzyılda sömürgeciler tarafından, Arap halklarının bağımsız devlet kurma ehliyeti olmadığı tezini gerekçelendirmek için benimsendiğini hatırlatmak zorundayız.

Dönemin ABD Başkanı Woodrow Wilson, 1919’da Barış Konferansı’na Suriye ve Filistin’in durumu ve geleceğiyle ilgili “bilimsel” bir rapor sunmak üzere King-Crane Komisyonu’nu görevlendirdi. Emperyalistlerin doğru ve adil olana gönüllü olarak ikna olabileceği yanılgısına düşen dönemin Arap liderleri, Osmanlı sonrası dönemde bağımsız devlet taleplerinin kabulü için yüz binlerce Suriyeli ve Filistinliden bağımsız devlet taleplerini destekleyen dilekçeler topluyor, kitlesel barışçıl gösteriler düzenliyorlardı. Dönemin Arap liderleri ve gazeteleri de Arap halklarının ulusal duygularını “medeni, olgun, akıllı ve disiplinli” bir biçimde ortaya koydukları tezini işliyor, Batılı hükümetleri bizzat propagandasını yaptıkları değerlere yaslanarak ikna etmeye çalışıyorlardı. Oysa Milletler Cemiyeti Arapları “modern dünyanın zorlu koşullarında ayakta kalma kabiliyeti olmayan halklar” olarak tanımlayacak, Filistin delegasyonunun “Batılı kurumlarda eğitim görmüş her meslekten insanımız var, zaten ayakta kalıyoruz” minvalindeki itirazlarını da kabul etmeyecekti. Aynı süreçte King-Crane Komisyonu da Suriye ve Filistinlilerin manda yönetiminde bulunmaktan memnun olmadıklarını saptamakla birlikte bu ülkelerdeki siyasi liderliklerin ulema ile milliyetçi Genç Araplar Partisi’ni izleyen kitleleri hakiki bir milli ruhla peşinden sürükleme kabiliyetinde olmadığını, dolayısıyla bağımsız devlet kurmalarının uygun olmayacağını savunuyordu.[9]

King-Crane deneyiminden 30 yıl kadar sonra, 1945-46 yıllarında bu kez Anglo-Amerikan Soruşturma Komitesi II. Dünya Savaşı sonrası Filistin’e Yahudi göçü konusunu Osmanlı tarihiyle ilgili de çok önemli araştırmaları olan Arap akademisyen Albert Hourani’nin etkili olduğu Arap Ofisi ile müzakere etti. “Vülger ve ölçüsüz olmaksızın sıkı duran” bir diplomasiyi tercih eden ve savunduğu tüm tezleri belgelerle destekleyen Arap Ofisi’nin Filistin’i “siyasi açıdan kırılgan” olarak tanımlayıp Avrupa’daki savaşın kurbanlarına kapılarını açması gerekenin de Avrupa ve Amerika olduğu tezindeki ısrarı “savaş kurbanlarına sempati beslenmediği” gerekçesiyle kınanarak geri çevrilecekti. Burada belirleyici olan şey tarafların müzakere yeteneği değil, güç dengesiydi: ABD Başkanı Truman’ın seçimlerde Yahudi lobisinin desteğini kazanma önceliği ağır bastı, Filistin’e Yahudi göçünün devamına ve İsrail’in kuruluşuna yeşil ışık yakılarak Filistin sorununun kangren haline gelmesinin yolu açıldı.[10] Sürecin hiçbir aşamasında Filistinlilerin güç dengesini direnişle lehlerine çevirme dışında bir seçeneği olmadı.

Filistinlilerin ulusal varlığının ve egemenlik haklarının tek taraflı olarak hiçe sayılmasına gerekçe yapılan görüşler, bugün Filistin’i yok etmeye yönelik işgal politikasının savunusu ve haklı direnişin karalanmasına gerekçe yapılıyor. Oysa İsrail’in kuruluşundan bu yana gelişen süreç; Siyonizmin dinci ve şoven bir sömürgeleştirme projesi, Filistinlilerin ise özgür bir ülke için direniş içinde kendini inşa etmiş bir halk olduğunu ortaya koyuyor.

Devam edecek.

NOTLAR:

[1] https://www.youtube.com/watch?v=ReZEJPwrM1k

[2] Joel Beinin, Lisa Hajjar. 2014. “Palestine, Israel and the Arab-Israeli Conflict: A Primer,” Middle East Research and Information Project (MERIP), 1. Kaynak: https://merip.org/palestine-israel-primer/

[3] James L. Gelvin. 2011. The Modern Middle East. New York: Oxford University Press, 219.

[4] Muhsin Muhammed Salih, “Did the Palestinians Sell their Land? And Leave it to the Jews?!” Mayıs 2020: El-Zeytun Araştırma ve Danışmanlık Merkezi, 8. Kaynak: https://eng.alzaytouna.net/2020/05/22/article-did-the-palestinians-sell-their-land-and-leave-it-to-the-jews/ II. Dünya Savaşı sonunda Filistin’e gelen BM heyetinin 1946 sonu itibariyle saptadığı oran ise yüzde 7’ydi. Beinin, Hajjar. “A Primer,” 4.

[5] Beinin, Hajjar. “A Primer,” 2-4.

[6] Gilbert Achcar. 2011. The Arabs and the Holocaust, çev. G.M.Goshgarian, SAQI (e-kitap), 21-25.

[7] https://www.odatv4.com/analiz/yalcin-kucuk-kodlari-odatvye-cozdu-8336

[8] https://www.youtube.com/watch?v=UHJzY29yO9A 07.50-8.19 arası

[9] Allen, Lori A. “Determining Emotions and the Burden of Proof in Investigative Commissions to Palestine,” Comparative Studies in Society and History, Cilt. 59/2 (2017), 385-414, 397-400.

[10] Allen, “Determining Emotions and the Burden of Proof,” 406-408.

Kısa Kısa

  1. İstanbul'un enflasyonu eylülde hızlandı

    İstanbul Ticaret Odası (İTO) verilerine göre, İstanbul'da bir önceki ay yüzde 1,66 olan aylık enflasyon eylülde yüzde 2,11'e çıktı. Yıllık enflasyon ise yüzde 34,96'dan yüzde 33,55'e geriledi. Eylül ayının zam şampiyonu yüzde 22,59'luk artışla eğitim grubu oldu.

  2. Fransa'da sağcı cumhurbaşkanı adayından başörtüsü ve göç vaadi

    Fransa'da cumhurbaşkanı adayından başörtüsü ve göç vaadi Eski İçişleri Bakanı Bruno Retailleau, gelecek yıl yapılacak cumhurbaşkanı seçiminde aday olması halinde spor faaliyetleri, okul gezileri ve üniversitelerde başörtüsünü yasaklayacağını açıkladı. Retailleau ayrıca Müslüman Kardeşler bağlantılı kuruluşların feshedilmesini ve Fransa'nın “Yahudi-Hristiyan köklerine” ilişkin bir ifadenin anayasaya eklenmesini vaat etti.

  3. İzmir'de fabrikada patlama: İşçiler yaralandı

    İzmir'in Torbalı ilçesinde İki-El Metal fabrikasında meydana gelen patlamada 7 işçi yaralandı. Olayda 3'ü ağır 7 işçi yaralandı. Yaralılar, ambulanslarla çeşitli hastanelere kaldırıldı.

  4. Can Atalay 24 saatlik açlık grevine başladı

    Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen tutukluluğu devam eden seçilmiş Hatay Milletvekili Can Atalay, TBMM’nin yeni yasama yılının başladığı 1 Ekim’de 24 saatlik açlık grevi kararı aldı. Türkiye İşçi Partisi Hatay Milletvekili Atalay'ın X hesabı üzerinden paylaşılan mesajda karar, "Hatay halkı beni, kendisi adına söz söylemem ve hesap sormam için seçti. O görevden vazgeçmeyeceğim. Artık bıçak kemiğe dayanmıştır" ifadeleriyle duyuruldu.

  5. Fon skandalında iade bilmecesi

    Gazeteci İsmail Saymaz, Fatma Betül Sayan Kaya'nın hisselerden kazandığı 2,2 milyar lirayı iade etmediği iddia ediliyor. Gazeteci İsmail Saymaz katıldığı televizyon yayınında iade iddiasının doğru olmasını ileri sürdü. Dün de Nagehan Alçı benzer bir iddiada bulunmuştu. Ekonomim'in iddiasına göre Kaya ve eşi, söz konusu tutarı Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından bildirilen banka hesabına aktarmıştı.

  6. Tera Portföy yöneticileri hakkında tutuklama kararı

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen 'fon soruşturması' kapsamında dün adliyeye sevk edilen Tera Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Erdin Özel ve Tera Portföy CEO'su Emir Münir Sarpyener hakkında tutuklama kararı verildi.

  7. Vahap Seçer gözaltına alındı

    Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer dahil 59 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında aynı zamanda Vahap Seçer'in yanı sıra Vahap Seçer'in yanı sıra Yenişehir Belediye Başkanı Abdullah Özyiğit ve Mezitli Belediye Başkanı Ahmet Serkan Tuncer de bulunuyor.

  8. Akaryakıta zam geldi

    ÖTV artışı nedeniyle benzinin satış fiyatına 4,20, motorine ise 3,70 lira zam geldi. Resmi Gazete'de yayınlanan karara göre, eşel mobil sisteminin sona ermesiyle başlayan yeni dönemde benzindeki ÖTV artışı kasım ve aralık aylarında da kademeli olarak uygulanacak. Böylece benzinde eşel mobil öncesine dönüş nedeniyle beklenen 12,47 liralık fiyat artışı, ÖTV'nin tek seferde değil, kademeli olarak geri getirilmesiyle engellenmiş oldu. LPG'de ise eşel mobil öncesi sisteme dönüldü.

  9. Fon vurgunu: AKP Genel Başkan Yardımcısı Hayat Yazıcı’nın oğlunun malvarlığına konulan tedbir kararı kaldırıldı

    Fon soruşturması kapsamında yönelik kapsamında, eski ticaret bakanı ve AKP Siyasi ve Hukuki İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın oğlu Mustafa Yazıcı’nın tüm mal varlığına hakkında verilen tedbir kararı saatler içinde kaldırıldı. İfadesi alınan Mustafa Yazıcı hakkında, yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol kararı verildi.

Önceki gün

  1. Fon so­ruş­tur­ma­sın­da AKP'li eski bakan Hayati Yazıcı’nın oğlunun mal varlığına tedbir konuldu

    Fon vurgununa yönelik İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, eski ticaret bakanı ve AKP Siyasi ve Hukuki İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın oğlu Mustafa Yazıcı’nın tüm mal varlığına tedbir konuldu.

  2. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, Beştepe’de Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüştü

    Tugay, görüşmenin ardından sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Erdoğan’a kendisini Beştepe’de kabul ettiği için teşekkür ederken, kente ilişkin projeleri “arz ettiklerini” belirtti. Cemil Tugay, geçtiğimiz aylarda CHP’den istifa etmişti. Tugay’ın Beştepe ziyareti, bir süredir medyada yer alan AKP’ye geçeceğine yönelik iddiaların ardından geldi.

  3. Eylül ayı Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sona erdi: Çerçeve Yasa uygulanmaya başlamadı

    Cumhurbaşkanı başkanlığında gerçekleştirilen Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısı sonrasında İletişim Başkanlığı tarafından sekiz maddelik bir bildiri yayınlandı. ⁠Bildiride tehdit ve tehlikeler arasında, PKK, KCK ve PYD de yer aldı. Böylece iktidarın "Terörsüz Türkiye" olarak adlandırdığı süreç kapsamında yakın zamanda meclisten geçirilen "Çerçeve Yasa"'nın uygulama aşaması, bir süredir çeşitli kaynaklarca dile getirildiği üzere, ileri bir tarihe kaldı.

  4. Fon vurgunu so­ruş­tur­ma­sın­da yeni gelişme: 5 şirket için TMSF kararı

    Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), fon soruşturması kapsamında Destek Yatırım Bankası, Hedef Yatırım Bankası ve Tera Yatırım Bankası’nın nitelikli paylarına ilişkin temettü dışındaki ortaklık haklarının Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından kullanılmasına karar verdi. BDDK ayrıca Destek Faktoring ve Tera Finans Faktoring’e pay devri işlemlerinin tamamlanması için altı ay süre tanıdı.

  5. İngiltere Başbakanı Burnham: İngiltere için seçenekler arasında AB’ye yeniden katılmak da var

    İngiltere Başbakanı Andy Burnham, BBC’ye verdiği demeçte mevcut Brexit anlaşmasının “faydadan çok zarar” getirdiğini belirterek, Avrupa ile ilişkileri düzeltmek için neler yapılabileceğini değerlendirmek istediğini söyledi. Burnham İngiltere'nin Avrupa ile uzun vadeli ilişkilerini yeniden şekillendirmek amacıyla hükümetin değerlendirebileceği seçenekler arasında Avrupa Birliği’ne yeniden katılmanın da bulunduğunu ifade etti.

  6. Rusya: S-400 sistemlerinin Türkiye’den çıkarılması için Ankara ile görüşüyoruz

    Kremlin, Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı S-400 hava savunma sistemlerinin başka bir ülkeye konuşlandırılması konusunda Ankara ile temasların sürdüğünü açıkladı. Açıklama, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un geçtiğimiz cumartesi günü S-400’lerin başka bir ülkeye devredilebileceğine ilişkin sözlerinin ardından geldi.

  7. CHP’de ihraçlar devam ediyor

    Mutlak butlan kararıyla CHP’nin başına geçen Kılıçdaroğlu yönetimi, partiden ihraç kararları almaya devam ediyor. Son olarak Kadıköy Belediye Başkanı Mesut Kösedağ, Sarıyer Belediye Başkanı Oktay Aksu ve Sancaktepe Belediye Başkanı Alper Yeğin, kesin ihraç talebiyle disipline sevk edildi.

  8. T24'e erişim engeli

    T24'ün internet haber portalı ve sosyal medya hesapları hakkında kapatma kararı verildi. Karar kapsamında T24'ün son 1 yıl içerisinde 118 LGBT propagandası niteliği taşıyan içerik ürettiği ileri sürüldü. 1. Sulh Ceza Hakimliği tarafından alınan karar uygulanmak üzere Siber Güvenlik Başkanlığı'na gönderildi.

  9. Fon so­ruş­tur­ma­sın­da yeni dalga: 34 kişiye gözaltı

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü fon soruşturmasında 5'inci dalga operasyonda 34 şüpheli için gözaltı kararı verildi. Bakan Akın Gürlek'in açıklamasına göre şüpheli sayısı 217'ye ulaştı; 56 kişi tutuklandı, 88 kişiye adli kontrol uygulandı. 26 hissedeki manipülatif işlemler de inceleniyor.

  10. Sakarya'da çok sayıda bölge sular altında

    Sakarya’da dünden bu yana etkili olan sağanak yağışların ardından birçok bölgede sel ve su baskınları yaşandı. Karasu ve Darıçayırı'nda Sakarya Nehri ve bölgedeki derelerin taşmasıyla su seviyesi yer yer 1 ila 2 metreye ulaştı. Yaklaşık 60 hanenin etkilendiği bölgede mahsur kalanlar oldu. Ferizli ve Kaynarca'da sokaklar adeta göle dönerken, araçlar tamamen suya gömülürken Erenler'de çok sayıda evi su bastı.

  11. Suriye'de haremlik selamlık düğün kararı: Kadın salonlarına damatlar giremeyecek

    T24'ten Namık Durukan'ın haberine göre, Şam kırsalındaki Sergaya Belde Meclisi 27 Eylül'de kadınlara ayrılan düğün salonlarına damatların girişini yasakladı. Douma Şehir Meclisi de benzer bir karar aldı. Kararlara uymayanlar hakkında yasal işlem uygulanacak.

  12. Fatma Betül Sayan Kaya’nın adı AKP’nin internet sitesinden kaldırıldı

    Fon soruşturması kapsamında gündeme gelen iddiaların ardından AKP’deki görevlerinden ayrılan eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’nın adı ve özgeçmişi partinin internet sitesinden kaldırıldı. Kaya’nın MKYK WhatsApp grubundan da çıkarıldığı iddia edildi.

  13. Bilal Erdoğan: "Türkiye belki en normal dönemini yaşıyor"

    AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan, Konya'da imam hatip öğrencilerine seslendi. İmam hatipleri "normalleşmenin" teminatı ilan eden Erdoğan, dindar muhafazakârlığı "milletin vasatı" olarak tanımladı. İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı sıfatıyla Konya Anadolu İmam Hatip Lisesi'nde konuşan Erdoğan, "Bu millet galebe çaldı ve bugün hamdolsun Türkiye belki en normal, sosyal olarak kültürel olarak dönemini yaşıyor" dedi

  14. Eski SPK Başkanı ifadeye çağrıldı

    Eski Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı İbrahim Ömer Gönül, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aklama Suçları Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen soruşturma kapsamında şüpheli sıfatıyla bugün savcılığa ifade verecek. Gönül'ün ifadesi, başsavcılığın sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin yürüttüğü soruşturma kapsamında alınacak.

  15. Kaçırılma alarmının nedeni pilot kavgası çıktı

    İsrail Başbakanlığı, Dubai-Tel Aviv seferini yapan Flydubai uçağında kaçırma olmadığını, acil durumun pilotlar arasında yaşanan kavga nedeniyle ortaya çıktığını açıkladı. Uçak, Ürdün hava sahasında “7500” kaçırılma kodu vermesinin ardından Suudi Arabistan’a yönlendirilmiş, İsrail savaş uçaklarını havalandırmıştı. Olayla ilgili soruşturma sürüyor.

  16. TÜİK verilerine göre “gerçek işsizlik” yüzde 31'e yükseldi

    TÜİK’in “atıl işgücü” olarak tanımladığı geniş işsizlik oranı ağustosta yüzde 31’e yükseldi. İşsiz sayısı ise 2 milyon 740 bin olarak açıklandı. İş aramaktan vazgeçenleri ve eksik çalışanları ayrı kategorilerde değerlendiren TÜİK, yalnızca dar tanımı “işsizlik oranı” olarak sunarak işsizliği olduğundan düşük göstermeye çalışıyor. DİSK-AR’ın hesaplamasına göre geniş tanımlı işsiz sayısı ise 12 milyon 608 bin oldu.

  17. DDK Başkanı Tanrıkulu, Borsa İstanbul'daki görevlerinden ayrıldı

    Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın fon skandalıyla ilgili Devlet Denetleme Kurulu'nu görevlendirmesinin ardından DDK Başkanı Salih Tanrıkulu, Borsa İstanbul'daki yönetim kurulu başkanvekilliği ve denetim komitesi başkanlığı görevlerinden ayrıldı. Tanrıkulu'nun adı kurumun internet sitesindeki listelerden de kaldırıldı.

  18. AKP'li Zeybekci'nin şirketlerinin parası da Tera fonunda kalmış

    Eski Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci'nin ortağı olduğu dört şirketin parası, 17 Eylül'de tasfiye kararı verilen Tera'nın TP2 fonunda kaldı. İsmail Saymaz'a konuşan Zeybekci, kendini 455 bin mağdurdan biri saydı, fona yatırımdan haberi olmadığını söyledi. "Maalesef devletin ihmali var" derken mağduriyetini Erdoğan'a iletmediğini belirtti.

  19. Dubai - Tel Aviv uçağında kaçırılma kodu verildi

    İsrail'de yayın yapan Kanal 12'nin haberine göre, Dubai'den Tel Aviv'e giden yolcu uçağı, uçak kaçırılmasını ifade eden "7500" kodunu yayınladı. Kodun yayınlanması sonrasında, İsrail Hava Kuvvetleri'ne ait savaş uçaklarının yolcu uçağına doğru havalandığı bildirilirdi. Ürdün üzerinde bir süre tur atan ve içerisinde yaklaşık 100 İsrail vatandaşının bulunduğu belirtilen uçak, daha sonra Suudi Arabistan yönüne yönlendirildi.

  20. MEB’den istismarcı Ensar Vakfı’yla iş birliği

    MEB, Ensar Vakfı’nın düzenleyeceği “Sana Emanet Online Bilgi Yarışması”nı ortaokul ve liselere resmi yazıyla duyurdu. Cumhuriyet’ten Ufuk Sepetci’nin haberine göre, yarışmada öğrencilere umre ve teknoloji ödülleri verilecek. Dereceye giren kişilerin öğretmenleri ve okul müdürlerine ise 20 bin TL’ye kadar nakit ödül ödenecek. Ensar Vakfı, Karaman’da 45 çocuğun cinsel istismara maruz bırakıldığı olayla gündeme gelmişti.

  21. AYM, yoksulluk nafakasından "süresiz" ifadesini kaldırdı

    Anayasa Mahkemesi, Türk Medeni Kanunu’nun yoksulluk nafakasını düzenleyen 175. maddesindeki “süresiz olarak” ibaresini iptal etti. Karar, 30 Haziran 2027’de yürürlüğe girecek. Nafakanın süresine ilişkin yeni bir düzenlemenin önümüzdeki dönemde TBMM gündemine gelmesi bekleniyor.

✓