Köşe Yazısı

Bir dönemin sonu: Suriye nasıl düştü? – I

15:20 5 dk okuma

Suriye’de 14 yıla yakın süredir devam eden emperyalist operasyon, 8 Aralık itibariyle resmen hedefine ulaşmış oldu. Bölgede ABD-İsrail planlarına direncin önde gelen unsurlarından Suriye’de Baas yönetimi kesin olarak sona erdi. Sovyet varlığının yarattığı dengede kendisine yer açan ilerici ve anti-emperyalist bir akım olarak Arap sosyalizminin son iktidar deneyimi tarihe karıştı.

Emperyalist merkezler ve AKP iktidarınca yaratılmak istenen algı, gerçeklikle bağdaşmıyor. Suriye’de Esad yönetimi iddia edildiği gibi halkına yönelik baskılar ve insan hakları ihlalleri nedeniyle değil, İsrail’e karşıtlığı ve Filistin direnişine aleni desteği nedeniyle hedefteydi. Sahaya sürülen cihatçı çetelerin motivasyonu da Arap dünyasında laikliğin en ileri örneklerinden birini toplumsal tabanıyla beraber tasfiye etmek ve Suriye’yi yağmalamaktı.

Suriye’yi kaosa götüren süreç, dış destekli uluslararası cihatçı şebekelerinin kanlı provokasyonları ve emperyalist merkezler ile bölgedeki işbirlikçilerinin bitmek bilmeyen düşmanlığıyla tamamına erdirildi.

Operasyonun kaynakları

Suriye’de yaşanan yıkım, 2010-11 dönemecinde başlayan “Arap Baharı” sürecinin emperyalist merkezlerce manipüle edilmesine yönelik daha geniş ölçekli bir operasyonlar dizisinin parçası olarak gündeme geldi.

2010 yılı Aralık ayında Tunus’ta genç işportacı Muhammed Buazizi satış yapması engellenerek şiddet görmüş, bunu gururuna yediremeyerek canına kıymıştı. Bu acı olayın ardından zaten yönetime tepkili olan Tunus halkı yoksulluk ve adaletsizliklere karşı kitlesel protestolar düzenlemiş; çok sayıda Tunuslu, polis şiddetiyle yaşamını yitirse de eylemler sürünce diktatör Bin Ali Ocak 2011’de ülkeyi terk etmişti. Tunus’ta iktidar değişikliği getiren eylem dalgası diğer Arap ülkelerine de sıçrayınca “Arap Baharı” adı verilen süreç başlamış oldu.

Eylemlerin biçimi ve sonuçları her ülkede farklı farklı oldu. Keza uluslararası güç odaklarının yaklaşımları da…

Örneğin Mısır’da Tunus’a görece benzer şekilde halk eylemleriyle başlayan süreç Şubat 2011’de ülkeyi 30 yıl yöneten Hüsnü Mübarek’in istifasıyla sonuçlanmış, Batılı ülkelerin BM Atom Enerjisi Kurumu eski Başkanı Muhammed el-Baradey’i öne çıkarma girişimleri sonuçsuz kalınca yapılan seçimleri Müslüman Kardeşler (İhvan el-Müslimin) adayı Muhammed Mursi kazanmıştı. Toplumsal dinamiklerin ve siyasi canlılığın görece sınırlı olduğu Libya’da ise Baas modeliyle kimi benzerlikler taşıyan Muammer Kaddafi liderliğindeki “sosyalist cemahiriye”nin tasfiyesi için bir bölümü geçmişte Kaddafi’yi destekleyen aşiret unsurları ve yabancı paralı askerler devreye sokulmuş, Ekim 2011’de iç savaşı kaybeden Kaddafi paralı askerlerce işkence edilerek katledilmişti.

Suriye’ye yönelik operasyon, Mısır ve Libya’da iktidarları değiştirebilen unsurların bir araya getirilmesine dayanacaktı: İhvancılar, uluslararası cihat şebekeleri, devşirilmiş eski devlet kadroları…

Cisr el-Şuğur: Suriye’de ilk katliam

Arap Baharı’nın etkileri Suriye’de Mart 2011 itibariyle gözlemlenmeye başladı. Şam’ın güney batısında İsrail sınırına yakın Dera bölgesinde başlayan büyük çaplı protesto gösterileri polis şiddetiyle bastırılmış, eylemler buna rağmen devam etmişti. Ancak Tunus’ta yoksulluğa ve yolsuzluklara karşı yapılan meşru halk eylemlerine benzer örnekler yanında gerici provokasyonlar da sürecin başından itibaren gözlemleniyordu.

Daha Mart-Nisan 2011 aylarında barışçıl eylemlerin yanında İhvancı ve selefi gruplar tarafından güvenlik güçlerine yönelik silahlı eylemler de yapılıyor, meşru protestolara ek olarak cami çıkışlarında “Aleviler tabuta, Hıristiyanlar Beyrut’a” sloganlarının atıldığı gerici provokasyonlar yaşanıyordu. “Suriye muhalefeti” hızlıca söz konusu gerici unsurların hegemonyasına girerken Batılı emperyalistlerin kışkırtmaları ve medya savaşları da yoğunlaşıyordu. ABD ve İngiltere henüz kayda değer bir gelişme yaşanmamışken eş zamanlı olarak “iç savaş” olasılığını gündeme getirerek gerilimi yükseltmeye başlamıştı. Suriye’ye yönelik saldırganlıkta vites artışını getirecek olan Cisr el-Şugur katliamı da bu koşullarda gerçekleşti.

6 Haziran 2011… Geçmişte İhvan’ın kalesi olarak bilinen ve 1980’de İhvancıların silahlı ayaklanma başlattıkları Türkiye sınırı yakınlarındaki İdlib’in Cisr el-Şuğur kasabasında İhvan ve El-Kaide bağlantılı gruplar şehre saldırdı. Güvenlik güçlerine pusu kuran ve kamu binalarına saldıran cihatçı oluşumlar 120 Suriye askerini katletti. Onlarca askerin cansız bedeni toplu mezarlarda bulunurken öldürülen askerlerin bir bölümünün Asi Nehri’ne atıldığı iddia edildi.

Cisr el-Şuğur katliamı, Suriye’ye yönelik emperyalist operasyonun tüm unsurlarıyla görünür hale geldiği bir uğrak oldu. Suriye ordusunun katliamın ardından kasabaya başlattığı operasyon “muhalif” cihatçılarca dünyaya “katliam” olarak duyuruluyor, ordunun sivil halkın barışçıl gösterilerine silahla karşılık verdiği iddiaları dolaşıma sokuluyordu. Batı medyasının ve bu arada AKP güdümlü ülkemiz medyasının balıklama atladığı bu iddia, Şam hükümetince aksi kanıtlandığı ve olaydan bir yıl kadar sonra bu kanlı eyleme katılan kimi militanlarca da dış basına verilen röportajlarda itiraf edildiği halde maksat hasıl olmuştu. Suriye hükümetinin sivil halka karşı katliamlar yaptığı, barışçıl eylemlere silahla karşılık verdiği için eylemlerin radikalleştiği algısı yaratılmış, Suriye’ye yönelik uluslararası kuşatmanın ve bu arada içerideki silahlı gruplara yönelik dış desteğin gerekçesi imal edilmişti.

Suriye’nin iç işlerine yönelik müdahalelere “iç savaş” bahanesi kazandırmak ve emperyalizmle uyumlu bir iktidar seçeneği yaratmak için sıra bunun örgütsel ayağını yaratmaya gelmişti. Suriye ordusunda görevli albay Riyad el-Esad liderliğinde firar eden bir grup asker ile İhvancıların içinde olduğu İslamcı gruplar bir araya gelerek 30 Temmuz 2011’de çatı örgüt Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) kuruluşunu ilan etti. İlerleyen zamanda Wikileaks belgeleri, ÖSO’nun gerek emperyalistler gerekse AKP’nin de aralarında olduğu işbirlikçi bölge iktidarları tarafından desteklendiğini ortaya koyacaktı.

Beyaz Miğferliler’den Britanya merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne ve uluslararası medya devlerine pek çok unsurun devreye girdiği medya savaşları da bu sürece eşlik etti. Peş peşe dolaşıma sokulan dehşet verici “rejim güçleri katliamı” fotoğraf ve videolarının stüdyo ortamında çekildiğine dair kamera arkası görüntüleri birer ikişer sızsa da Suriye’ye karşı medya bombardımanı hız kesmedi. İlgili kurumlar muteber sayılmaya devam edildi. Aslolan gerçeğin kendisi değil, Suriye’nin tasfiye edilmesi hedefiydi.

Suriye’den Türkiye’ye yönelik ilk göç dalgası, Haziran 2011’deki Cisr el-Şuğur katliamıyla başladı. Katliam ve devamındaki silahlı çatışmalardan kaçan halkın barındırıldığı Hatay Yayladağ’daki ilk çadırkent ise, ne hikmetse daha Nisan 2011’de kurulmuştu. Cisr el-Şugur katliamı sonrası Yayladağ ve Reyhanlı’daki ikişer adet çadırkente ek olarak Cilvegözü Sınır Kapısı yakınlarına beşinci bir çadırkent daha kuruluyordu. Ortada hiçbir şey yokken yapılan bu kadar hazırlığın bir anlamı olmalıydı.

AKP iktidarı olacaklardan haberdar olmak bir yana, bunlarda bizzat pay sahibiydi. Gerek ÖSO’nun kuruluşunda gerekse Cisr el-Şuğur’da saf değiştirerek silahlı muhalefete katılan Suriye askerlerinin devşirilmesinde de istihbarat desteği sağlıyordu. Yayladağ’daki çadırkent ve sınır bölgesinde kurulan pek çok sığınmacı kampı, insani amaçlardan ziyade Suriye’ye karşı kullanılan cihatçı örgütlerin karargahı olarak işlev görüyordu. AKP ikidarı Türkiye topraklarını Suriye’de şeriatı hedefleyen silahlı grupların kamp kurduğu, silah aldığı, yaralanan militanların hastanelerde tedavi gördüğü bir lojistik destek mekanına çevirmişti. Emperyalist merkezlerin İsrail karşısında oluşturduğu direnç nedeniyle rahatsız olduğu Suriye, AKP dahil bölge gericiliği açısından ise mezhepçi ajanda ve yayılmacı niyetler doğrultusunda hedef alınıyordu.

Sahada atılan düşmanca adımları buna uygun resmi adımlar izledi. 9 Ağustos 2011’de Şam’a giderek Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’la altı buçuk saatlik bir görüşme yapan dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu tehditkar bir üslupla “Görevden çekil” diyecek, bunu 18 Ağustos’ta dönemin ABD Başkanı Barack Obama’nın istifa çağrısı izleyecekti. Eylül ayında ise Başbakan Erdoğan, Mısır ziyaretinde Esad’ı “halkına kurşun sıkmakla” itham edecekti. Türkiye ve Katar, Suriye muhalefetinin siyasi temsilcilerinin toplanma merkezlerine dönüşmüştü.

Bugün Batı medyasında “çeşitlilik dostu,” “çevreye ve azınlıklara saygılı” gibi yakıştırmalarla imaj çalışması yapılan Heyet Tahrir-ü’ş-Şam (HTŞ) lideri Colani de bu süreçte Suriye halkına kan kusturan cinayet şebekelerinden birinin elebaşı olarak öne çıktı.

Yazının ikinci bölümünü okumak için tıklayın.

Kısa Kısa

Önceki gün

  1. Mekke Anlaşması Meclis gündeminde öne çekildi

    AKP’nin TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen grup önerisiyle, Türkiye’yi Suudi Arabistan ve Pakistan’la askeri ittifaka bağlayan Mekke Anlaşması’nın onay teklifi 48 saat beklenmeden gündemin ikinci sırasına alındı. Genel Kurul, 4 Kasım’da görüşmeler bitene kadar çalışacak.

  2. Tera ve Pusula fonlarına fetva: İmza sahipleri arasında Cum­hur­baş­kan­lı­ğı kurulu üyesi de var

    Fon vurgununun merkezindeki Tera ve Pusula’nın fonlarına İslami finans uygunluk onayı verildiği, Serbestiyet’in ulaştığı belgelerle öğrenildi. İmzalardan birinin Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Politikaları Kurulu üyesi Servet Bayındır’a ait olduğu, vakfının da Tera’dan bağış aldığı belirlendi.

  3. Şara iktidarı IMF ve Dünya Bankası’na geri dönüyor

    Ahmed eş-Şara iktidarının Maliye Bakanı Berniye, Suriye’nin 1 Kasım’da IMF ve Dünya Bankası bünyesindeki Arap gruplarına geri döndüğünü duyurdu. Berniye, IMF ile 4. madde istişarelerinin yeniden başlatılmasına hazırlanıldığını ve Dünya Bankası’yla yeniden imar fonu üzerinde çalışıldığını açıkladı.

  4. Beylikova’daki nadir toprak rezervi için Güney Koreli şirketle görüşüldü

    Enerji Bakanı Bayraktar, Güney Koreli mıknatıs üreticisi JS Link’in yönetim kurulu başkanı J.S. Park ile görüşerek Eskişehir Beylikova’daki nadir toprak elementlerinin işletilmesinde iş birliği olanaklarını ele aldıklarını açıkladı. Bayraktar, uluslararası ortaklıklara açık olduklarını söyledi.

  5. Bolu Belediyesi so­ruş­tur­ma­sın­da tutuklu 3 isme ev hapsi

    Bolu Belediyesi’ne yönelik “ihaleye fesat karıştırma” ve “zimmet” soruşturmasında tutuklanan Belediye Başkan Yardımcısı Rasim Özdemir, Park ve Bahçeler Müdürü Neşe Esen ve Tural Ateş, avukatlarının başvurusu üzerine ev hapsiyle tahliye edildi. Üçlü, 26 Ekim’deki operasyonda gözaltına alınmıştı.

  6. Şimşek enflasyon için “düşüş genele yayıldı” dedi

    Mehmet Şimşek sosyal medyadan yaptığı açıklamada TÜİK’e göre %29,8 olan yıllık enflasyonda “düşüşün genele yayıldığını” savundu. Savaşla artan enerjinin dezenflasyonu sınırladığını söyleyen Şimşek, yönetilen fiyatları “bütçe imkânları dahilinde” ayarlayacaklarını söyledi. Ücretler ise enflasyonla erimeye devam ediyor.

  7. Trump: İsrail’e sağlanan 4 milyar dolarlık fonu yıl sonunda son­lan­dı­ra­ca­ğız

    ABD Başkanı Donald Trump, İsrail’e yapılan yardımlar kapsamında sağlanan yaklaşık 4 milyar dolarlık fonun 2026 yılı sonunda sonlandırılacağını açıkladı. Ancak söz konusu fonun hangi yardım programını kapsadığı henüz netlik kazanmadı. Fox News’e konuşan Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile aylar önce bu konuda anlaşmaya vardıklarını belirterek, “Yıl sonunda İsrail’e ödeme yapmayı bırakacağımız konusunda anlaştık” dedi.

  8. Kılıçdaroğlu’ndan Mekke Anlaşması’na destek: “Türkiye bölgenin dominant gücü olmak zorunda”

    Butlan CHP'si Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında Türkiye’nin imzaladığı Mekke Anlaşması’na verilen desteği savundu. Kılıçdaroğlu, “Bölgenin dominant gücü ya Türkiye olacak ya da başka bir ülke” diyerek Ortadoğu’da ortaya çıkan güç boşluğunun Türkiye tarafından doldurulması gerektiğini söyledi. Kılıçdaroğlu ayrıca, “Dış politikada iktidar muhalefet olmaz. Dış politikada Türkiye’nin çıkarları esas alınır” sözleriyle anlaşmaya desteğini gerekçelendirdi.

  9. Ahmet Türk'ün yerine atanan kayyumun görev süresi uzatıldı

    İçişleri Bakanlığı, Mardin Büyükşehir Belediyesi'ne kayyum olarak atanan Vali Tuncay Akkoyun'un görev süresini iki ay daha uzattı. Böylece seçilmiş Belediye Başkanı Ahmet Türk'ün görevine dönüşü bir kez daha ertelendi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, daha önce Ahmet Türk ve Ahmet Özer'in görevlerine dönmesi çağrısında bulunarak, “Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama ve Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir” demişti.

  10. A101 işçileri kölelik koşullarına karşı sokağa çıkıyor

    Düşük ücretler ve ağır çalışma koşullarına karşı hak mücadelesi yürüten A101 işçileri, temel ihtiyaçlarının karşılanması için bugün 15 mağazanın önünde eylem yapacak. DİSK'e bağlı Sosyal-İş Sendikası da çalışanların ücretsiz içme suyu, yeterli yemek ücreti ve oturarak çalışma hakkı gibi taleplere destek çağrısında bulundu.

  11. Özgür Özel, Devlet Bahçeli'yi Meclis'te ziyaret etti

    Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki grup toplantılarının ardından Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli'yi ziyaret etti.

  12. Denizli Merkezefendi Belediye Başkanı görevden uzaklaştırıldı

    İçişleri Bakanlığı, Denizli Merkezefendi Belediye Başkanı Şeniz Doğan'ın geçici olarak görevden uzaklaştırıldığını açıkladı. Yeni Partili Doğan hakkında “Rüşvet Almak, İhaleye Fesat Karıştırmak ve İrtikap” iddiaları ile yürütülen soruşturma kapsamında tutuklama kararı bulunuyor.

  13. Akın Gürlek'ten açıklama: AKP'lilerin karıştığı fon skandalını muhalefet si­ya­sal­laş­tı­rı­yor­muş

    Adalet Bakanı Akın Gürlek fon skandalı ile ilgili bir basın toplantısı gerçekleştirdi. Gürlek, piyasa dolandırıcılığı tespit edildiğini açıklarken finans bürokrasisini de kapsayan suç yapılanması olduğunu iddia etti. Gürlek ayrıca muhalefeti suçlarken "bir kısım muhalefetin bu adli vakayı politik vakaya çevirmek için şark kurnazlığıyla ele alması da ayrı bir garabet yansımasıdır" dedi. Fon skandalında başta eski bakan Fatma Betül Sayan Kaya olmak üzere çok sayıda AKP'linin ismi geçiyor.

  14. TÜİK açıkladı: Ekim ayında yıllık enflasyon %29,77

    TÜİK'in Ekim ayı verilerine göre tüketici fiyat endeksi yıllık bazda %29,77 artarken bir önceki aya göre artış ise %2,58. Aynı dönemde üretici fiyatları endeksi ise yıllık %27,71 olurken, aylık bazda ise %1,65 oldu. Mehmet Şimşek'in 2023'te göreve gelmesiyle birlitke kemer sıkma politikalarına geçilmişti. Şimşek döneminde çalışanların zam oranları düzenli olarak enflasyonun altında tutuluyor. Buna karşın, enflasyon TÜİK'in tartışmalı verilerine göre bile yüksek düzeylerde seyrediyor.

  15. Kozinoğlu’nun ölümünde zehir şüphesi iddiası

    Eski MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu’nun mezarından alınan örneklerde antimon bulunduğu iddia edildi. Sabah’ın aktardığı 19 Ekim tarihli Adli Tıp raporuna göre tırnak, saç, doku ve kemikte antimon çıktı, 7 toprak örneğinin hiçbirinde ise bu maddeye rastlanmadı. Kozinoğlu 2011'de Silivri Cezaevi’nde ölmüş, Adalet Bakanlığı ölümü kalp krizine bağlamıştı. Ölüm nedenine ilişkin son kararı Adli Tıp Birinci İhtisas Kurulu verecek.

  16. Trump “Acele etmiyoruz” dedi, ABD İran'ı vurdu

    ABD Başkanı Donald Trump, İran'a yönelik askeri saldırıları yeniden başlatmak için acele etmediklerini belirterek, “Öyle ya da böyle bir şey yapacağız ancak acelemiz yok” dedi. Ancak Trump'ın açıklamalarının ardından ABD ordusu, Hürmüz Boğazı yakınlarında İran'a ait hedefleri vurdu. Saldırılar, ABD'deki ara seçimlerden bir gün önce ve Vaşington ile Tahran arasında diplomatik temasların sürdüğü sırada gerçekleşti.

  17. Fon so­ruş­tur­ma­sın­da 6 kişi hakkında gözaltı kararı

    Fon soruşturmasında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, aralarında eski SPK Başkan Vekili Enver Usca’nın da bulunduğu 6 kişi hakkında gözaltı kararı verdi. Listede SPK’nin eski kurul üyesi ve iki eski daire başkanı, BDDK Uygulama 4. Daire Başkanı Mustafa Alper Taş ile Tera Holding İdari İşler Direktörü Ümit Sincanlı da var.

  18. Borsa İstanbul Genel Müdürü tutuklandı

    31 Ekim tarihinde gözaltına alınan Kormaz Enes Ergun tutuklandı. Ergun hakkında "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" ve "rüşvet" iddiaları bulunuyor. Ergun'un gözaltına alınmasının ardından Borsa İstanbul A.Ş. yönetim kurulu toplanmış, yerine Borsa İstanbul Genel Müdür Yardımcısı Atila Türeli’yi getirmişti.

✓