Amerika Birleşik Devletleri’nde seçmenler bugün, Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminin kalan iki yılının seyrini şekillendirecek Kongre ara seçimleri için sandık başına gidiyor. Temsilciler Meclisi’nin 435 sandalyesinin tamamı ve Senato’daki 35 sandalye için yapılan seçimlerde, Cumhuriyetçilerin Kongre’nin her iki kanadındaki çoğunluğunu koruyup koruyamayacağı belli olacak.
Seçimlerin merkezinde ise ABD’nin İsrail’le birlikte İran’a karşı başlattığı savaşın ülkede yaşam maliyetini artırması yer alıyor. Seçim öncesi anketler, makroekonomik göstergelerin görece güçlü seyrine rağmen yüksek fiyatların seçmenlerin Trump yönetimine yönelik hoşnutsuzluğunu beslediğini gösteriyor. Öyle ki son anketlere göre Başkan Donald Trump’ın onay oranı, ara seçimler öncesinde yüzde 32 ile rekor düzeyde düşük seviyelerde seyretmeye devam ediyor.
Bu nedenle ara seçimler, Trump yönetiminin kalan iki yılında sahip olacağı toplumsal desteğinin sınanacağı önemli bir eşik oluşturuyor.
Ara seçimlerde ne seçiliyor?
ABD’de bugün başkan seçilmiyor. Başkanlık seçimleri dört yılda bir yapılırken, yasama organı olan Kongre için iki yılda bir sandığa gidiliyor. Başkanın dört yıllık görev süresinin ortasına denk gelen bu seçimlere “ara seçim” deniyor. Dolayısıyla Trump görevini sürdürecek; seçmenler ise karşısında nasıl bir yasama organı bulunacağını belirleyecek.
ABD yamasa organı Kongre iki kanattan oluşuyor: Temsilciler Meclisi ve Senato. Temsilciler Meclisi’nde eyaletler nüfuslarına göre sandalye sahibi ve 435 üyenin tamamı iki yıllığına seçiliyor. Senato’da ise nüfusuna bakılmaksızın her eyaletin iki temsilcisi bulunuyor. Senatörlerin görev süresi altı yıl, bu nedenle her seçimde 100 sandalyenin yaklaşık üçte biri yenileniyor. Bu yıl, iki özel seçimle birlikte 35 Senato sandalyesi için oy kullanılıyor. Kongre seçimlerinde, başkanlık seçimlerinden farklı olarak “Seçiciler Kurulu” bulunmuyor; seçmenler temsilcilerini doğrudan belirliyor.
Bu seçimlerin önemi, Kongre’nin başkanın politikalarını hayata geçirmedeki rolünden kaynaklanıyor. Bir yasa tasarısının başkana gönderilebilmesi için her iki kanatta da aynı metnin kabul edilmesi gerekiyor. Senato ayrıca federal yargıçlar ve belirli üst düzey görevlilerin atamalarını onaylıyor. Cumhuriyetçilerin bugün ellerinde tuttukları çoğunluğu kaybetmeleri, Trump’ın yeni yasalar çıkarmasını ve atamalarını onaylatmasını zorlaştırabilir.
Seçmenin gündemi hayat pahalılığı
Ara seçimlerin başlıca gündemlerinden biri, seçmenlerin ekonomik koşullara yönelik hoşnutsuzluğu. Seçim öncesi pek çok değerlendirmeye göre yüksek fiyatlar, büyüme ve istihdamdaki görece güçlü tabloyu gölgede bırakıyor. Geçim maliyeti, Trump yönetimine yönelik eleştirilerin merkezinde yer alıyor.
ABD Çalışma İstatistikleri Bürosu’nun verilerine göre, eylülde tüketici fiyatları bir önceki aya göre yüzde 0,6 arttı; yıllık enflasyon ağustostaki yüzde 3,4’ten yüzde 3,7’ye yükseldi. Aynı ay benzin fiyatlarındaki yüzde 9,1’lik sıçrama, aylık enflasyon artışının yarısından fazlasını oluşturdu. Barınma maliyetleri ise aylık yüzde 0,4 arttı.
Bu oranlar, ülkemizde alışık olduğumuz enflasyon düzeyleriyle karşılaştırıldığında oldukça düşük görünebilir. Ancak ABD açısından durum farklı. ABD Merkez Bankası’nın, farklı bir fiyat göstergesi olan kişisel tüketim harcamaları fiyat endeksini esas alarak belirlediği uzun vadeli enflasyon hedefi yüzde 2. Dolayısıyla fiyat artışlarının hızlanması ve özellikle benzin fiyatlarındaki artışın genel enflasyonun çok üzerinde seyretmesi, ABD’de seçmenler nezdinde önemli karşılıkları olan ekonomik dalgalanmalara işaret ediyor.
Ekonomideki bu olumsuz gidişatın arkasındaki başlıca etken ise İran savaşının derinleştirdiği enerji krizi. Savaş öncesinde 70 doların altında seyreden petrolün varil fiyatı, İran’a yönelik saldırıların yoğunlaşmasının ardından kısa sürede 100 doların üzerine çıktı. Enerji maliyetlerindeki yükseliş ise savaşın ekonomik sonuçlarını, özellikle akaryakıt fiyatları üzerinden doğrudan ABD’deki hanelerin bütçelerine yansıtıyor.
İran savaşı Trump’ın seçmen desteğini aşındırıyor
İran savaşı, yükselen yaşam maliyetleriyle birlikte Trump yönetimine yönelik hoşnutsuzluğu besliyor ve Cumhuriyetçilerin Kongre’deki çoğunluğunu korumasını zorlaştırıyor. Savaşın siyasi maliyeti, daha önce Trump’a destek vermiş seçmenler arasında da hissediliyor. Seçim öncesinde yapılan araştırmaların çoğu, 2024’te Trump’a oy verdiği halde bugün Cumhuriyetçilere destek vermeyi düşünmeyen seçmenlere dikkat çekiyor. Trump’ın seçilmeden önce verdiği savaşları bitirme ve yeni savaşlara girmeme sözlerini tutmamış olması bu destek kaybında etkili olmuş görünüyor.
Savaşın sona erdirilmesi talebi, seçmenlerin yeni Kongre’den beklentileri arasında da öne çıkıyor. Seçim öncesinde yayınlanan araştırmalar, her iki büyük partinin seçmenlerinin de Kongre’nin öncelikle hayatı daha karşılanabilir hale getirmeye ve İran savaşını bitirmeye odaklanmasını istediğini gösteriyor.
Trump’a karşı tepkinin sandıkta Demokratlara yönelik desteğe dönüşmesi ise seçmenlerin geçim sıkıntısına ve savaşın sonlandırılmasına ilişkin taleplerinin karşılanacağını tek başına garanti etmiyor.
Anketlerde Demokratlar önde
Seçim öncesindeki anketler, ülke genelinde Demokratların avantajına işaret ediyor. Reuters/Ipsos’un 29 Ekim-2 Kasım tarihleri arasında yaptığı bir araştırmada, oy kullanması muhtemel seçmenlerin yüzde 52’si kendi seçim çevresinde Demokrat adaya, yüzde 44’ü Cumhuriyetçi adaya destek vereceğini belirtiyor. Ancak bu sekiz puanlık fark doğrudan sandalye dağılımı anlamına gelmiyor. Temsilciler Meclisi’nin bileşimi, her seçim çevresinde ayrı ayrı kazanılan yarışlarla belirleniyor.
Senatoda ise Demokratların, kendileriyle hareket eden bağımsızlarla birlikte sahip oldukları 47 sandalyeyi çoğunluk için gereken 51’e çıkarması gerekiyor. Bunun yolu mevcut sandalyelerini korurken Cumhuriyetçilerden net dört sandalye kazanmaktan geçiyor. Dolayısıyla birkaç eyaletteki dar farklar, ülke genelindeki oy eğiliminden daha belirleyici olabilir:
- Kuzey Carolina: AtlasIntel, Demokrat Roy Cooper’ı yüzde 56, Cumhuriyetçi Michael Whatley’yi yüzde 42 gösteriyor. Cumhuriyetçilerin elindeki bu sandalyenin el değiştirmesi, Demokratları çoğunluğa bir adım yaklaştırabilir.
- Maine ve Ohio: New York Times/Siena anketlerinde Demokrat Troy Jackson, Susan Collins karşısında yüzde 51’e karşı yüzde 45; Demokrat Sherrod Brown ise Jon Husted karşısında yüzde 49’a karşı yüzde 44 önde. Ancak aynı listede yer alan Poll Vault/Emerson anketleri, her iki eyalette de Cumhuriyetçi adayları iki puan önde gösteriyor.
- Alaska ve Iowa: New York Times/Siena anketlerinde Demokrat Mary Peltola, Dan Sullivan karşısında yüzde 48’e karşı yüzde 46; Demokrat Josh Turek ise Ashley Hinson karşısında yüzde 48’e karşı yüzde 47 önde. Bu küçük farklar, çoğunluk hesabının ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koyuyor.
(Anket verilerinin kaynağı: RealClearPolling’in 2 Kasım tarihli listesi)
Seçimle ilgili kurulabilecek senaryolardan biri, Demokratların mevcut sandalyelerini koruyup Kuzey Carolina, Maine ve Ohio’yu kazanması. Böyle bir durumda 50 sandalyeye ulaşacaklar; çoğunluk için Alaska veya Iowa gibi yarışlardan en az birini daha kazanmaları gerekecek. Buna karşılık, halihazırda ellerinde bulunan Georgia ya da Michigan’da yaşanacak bir kayıp, başka bir eyalette ilave kazanım gerektirecek. Bu nedenle Demokratların anketlerdeki üstünlüğü, Senato çoğunluğunun kesinleştiği anlamına gelmiyor.
Kongrede çoğunluk değişirse ne olur?
Demokratların Kongre’nin bir ya da iki kanadında çoğunluğu kazanması, Trump’ın kalan iki yılında yeni yasalar çıkarmasını zorlaştıracak. Özellikle bütçe, vergi ve göçmenlik düzenlemelerinde yönetimin muhalefetle pazarlık yapması gerekecek. Ancak Demokratların yasama organında çoğunluğu elde etmesi de kendi programlarını doğrudan uygulayabilecekleri anlamına gelmiyor: Trump, başkanlık yetkilerinin yanı sıra Kongre’den geçen yasaları veto etme hakkını koruyacak.
Trump da seçim öncesinde bu yetkiyi bir mücadele aracı olarak kullanacağını açıkça söyledi. Demokratların Kongre’de çoğunluğu kazanması halinde “Bay Veto”ya dönüşeceğini belirterek, “Kazanamazsak her şeyi veto ederim” dedi. Aynı açıklamada, bir süre sonra Demokratlarla anlaşmalar yapılabileceğini de ifade etti.
Başkanın vetosu aşılabiliyor, ancak bunun için hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Senato’da oylamaya katılan üyelerin üçte ikisinin desteği gerekiyor. Dolayısıyla Demokratların dar bir çoğunluk kazanması, Trump’ın itiraz ettiği yasaları yürürlüğe koymaya yetmeyecek. Bunun için Cumhuriyetçilerden de destek bulmaları gerekecek.
Buna karşılık Kongre’de çoğunluğun değişmesini farklı etkileri de olacak. Temsilciler Meclisin’i kazanan Demokratlar, komiteler üzerinden yönetimi soruşturmak, belge istemek ve yetkilileri ifade vermeye çağırmak için daha güçlü araçlara sahip olacak. Senatoyu da kazanmaları halinde, federal yargıçlar ve belirli üst düzey görevlilerin atanmasında söz sahibi olacaklar.
Bu nedenle seçimlerdeki olası bir Demokrat zaferini, Trump’ın politikalarının kendiliğinden tersine çevrileceği bir dönemin başlangıcı olarak görmek güç. Daha olası tablo, yasama ile yürütme arasında bütçe, atamalar ve soruşturmalar üzerinden yoğunlaşan bir güç mücadelesi.
Ancak seçim sonuçlarının anketlerin öngörüleriyle her zaman örtüşmediğini ve önceki ara seçimlerde de bunun örneklerinin görüldüğünü de eklemek gerekiyor.