NATO’nun Temmuz ayında Ankara’da düzenlediği zirve, şehrin kilitlenmesi, emperyalist liderlere kırmızı halılar, mehter marşları, ev sahipliğinden kurulan ‘büyük Türkiye’ anlatısı ve tutsaklıkların hala devam ettiği tutuklamalarla birlikte ülkemizdeki etkisini sürdürüyor.
Temmuz zirvesi, sıkça tespit edildiği gibi hem uluslararası düzeyde, hem de ülkemiz adına ‘yeni bir dönemin’ başlangıcıydı.
Bu önemli dönüm noktasını daha uzun süre tartışacağız gibi duruyor. Öte yandan, NATO’nun ülkemizdeki ‘işi henüz bitmedi’. Ana akım medyaya çok yansımayan, yansıdığındaysa yine ‘Türkiye’nin önemi’ söylemiyle aktarılacak bir kritik NATO etkinliği daha yaklaşıyor: NATO Edge 26…
Kasım 2026’da İzmir’de düzenlenecek NATO Edge 26, ‘inovasyon’, ‘hazırlık’, ‘geleceğin güvenliği’ gibi kavramlarla tanıtılıyor. Yani ‘tam Türkçesiyle’, askeri teknolojilerin, savunma sanayisinin ve savaş kapasitesinin pazarlanıp bütünleştirilmesi…
NATO İletişim ve Bilgi Ajansı’nın (NCIA) üstlendiği etkinliğin resmi tanıtım metni, bütün niyeti açık bir şekilde anlatıyor:
“NATO Edge 26, sanayi ile daha hızlı, daha akıllı ve daha ölçeklenebilir iş birlikleri yoluyla NATO’nun hazırlık seviyesini ve savaşma kapasitesini güçlendirmeye odaklanacaktır.
…NCIA, bu mirası 2026 yılında Türkiye’de sürdürmekten ve etkili çözüm üretimine odaklanan, sanayi ortaklıklarını önceleyen yenilenmiş bir formatla etkinliği bir adım ileri taşımaktan heyecan duymaktadır.
2026 edisyonunda sanayi katılımı merkeze alınacak; daha doğrudan etkileşim imkanları, odaklı bilgilendirme oturumları, NATO’nun yaklaşan tedarik gereksinimleri ve önceliklerine dair daha kapsamlı bir anlayış, ayrıca sanayi çözümlerinin NATO karar vericilerine, son kullanıcılarına ve potansiyel ortaklara sunulması için daha geniş fırsatlar sağlanacaktır.”
Piyasa mantığıyla işleyen, ortaklıkların ve katılımın merkezinde olduğu bir askeri ekosistem. Savunma sanayi şirketleri, devletler ve askeri komuta, ‘savaş hazırlıklarını’ güçlendirmek için işbirliğini geliştiriyor…
NATO Edge tam olarak nedir?
NATO Edge, NATO'nun teknoloji ve siber güvenlik merkezi NATO İletişim ve Bilgi Ajansı’nın (NCI Agency - NATO Communications and Information Agency) amiral gemisi teknoloji etkinliği.
“Edge”, Türkçeye “kenar”, “uç”, “avantaj”, “üstünlük” ve bağlama göre “öncü/ileri düzey” anlamlarında çevrilebilir.
İlk kez 2022’de Belçika’nın Mons kentinde düzenlendi. Etkinlik, daha önce ayrı ayrı düzenlenen NATO Bilgi Güvencesi Sempozyumu (NATO Information Assurance Symposium - NIAS) ile NITEC adlı sanayi konferansının birleştirilmesiyle oluşturuldu.
NATO, resmi belgelerinde NIAS’ın siber güvenlik, NITEC’in ise teknoloji-sanayi boyutunu taşıdığını söylüyor. Yani NATO Edge, tam olarak hem teknoloji hem sanayi/ticaret alanlarını hedefliyor.
25-27 Ekim 2022’de Belçika Mons’ta gerçekleştirilen ilk etkinlikte 2.100’den fazla kayıtlı katılımcı ve 100’ün üzerinde şirket sergi alanında yer aldı. Etkinliğin programında yapay zekanın askeri alanlarda kullanımı, siber güvenlik ve dijital dönüşüm gibi başlıklar yer alıyordu.
3-5 Aralık 2024’te ABD Tampa, Florida’daki ikinci etkinlikte ise bulut teknolojileri, siber güvenlik, yapay zeka ve stratejik kaynak kullanımı konuları ele alındı. NCIA’nın 2024 yıllık raporuna göre katılımcı profilinin yaklaşık yüzde 60’ı sanayiden, yüzde 31’i NATO, hükümetleri ve ordulardan oluşuyordu.
Bu tablo, ABD’de 2000’lerin başından itibaren artarak gelişen ve son yıllarda patlama yaşayan yapay zeka teknolojisinin en sistemli şekilde askeri-endüstriyel kompleks tarafından ele alındığının açık bir göstergesi.
Üstelik bu sistem, yapay zeka başta olmak üzere teknolojiyi ‘insanlık namına’ kullanmayı amaçlayan sivil girişimlerin rekabet edemeyeceği geniş imkanlarıyla doğrudan NATO askeri önderliği tarafından, sivil sanayi işbirliğiyle geliştirildi.
Mesela ABD’de, yatırım bulamayan birçok firma CIA, NATO vb. askeri kurumlardan yatırım alıp, onların güdümünde teknoloji geliştirir hale geldi. CIA’nın çok sayıda teknoloji girişiminin ‘ilk yatırımcısı’ olması sistemin çarpıcı örneklerindendir.
Özetle gelişme yolu, çoğunlukla askeri liderliğin ve Amerikan teknoloji devlerinin insafına bırakıldı.
NATO Edge 26’da da benzer bir tablo oluşacak. Etkinliğe katılan çok sayıda küçük girişim, büyük katılımcılarla anlaşma yapmaya, onlar tarafından finanse edilmeye çalışacak. Elbette NATO’nun askeri çıkarları için çalışma pahasına.
Bunun ülkemizde sayısı son yıllarda müthiş bir artış gösteren ‘yerli, milli ve son derece milliyetçi’ teknoloji şirketleri açısından ‘bahanesi’ de açık: Türkiye artık büyük uluslararası etkinliklere ev sahipliği yapan, onların elemanı değil, hakimi olmak üzere olan, kimsenin vazgeçemeyeceği özelliklere sahip, büyük bir atılımın eşiğindeki bir ülke… Öyleyse neden bütün gücümüzü ve emeğimizi, NATO’nun çizdiği strateji için harcamıyoruz ki? Hem para kazanacağız, hem de zaten çok önemli bir oyuncusu olduğumuz dünya düzeninde bir adım daha atacağız…
Türk savunma sanayisinin dışarıdan bakana çelişkili ve mantıksız görünen ‘dünyaya kafa tutma’ söylemleri ile emperyalist devler için çalışmakla sonuçlanan eylemleri aşağı yukarı böyle bir mantığa oturuyor.
Biraz basite indirgeyecek olursak, NATO Edge de tam olarak bu mantığın etkinliklerle, oturumlarla, şirket stantlarıyla somutlanmış hali.
Neden İzmir’de düzenleniyor?
NCIA, NATO Edge 26’nın İzmir’de yapılması konusunda spesifik bir neden açıklamadı. Ancak neden İzmir kararı alındığını, kurumun kendi belgelerinden öğrenmek mümkün.
Birincisi, 7-8 Temmuz’daki Ankara Zirvesi’nde NATO Sanayi Forumu düzenlendi ve on milyarlarca dolarlık yeni tedarik kararları açıklandı. NATO’nun Temmuz ayında aldığı kararlar, Ankara’da verilen siyasi ve mali taahhütlerin operasyonel kapasiteye çevrilmesi, İzmir’de ise NATO ile sanayinin bu kapasiteyi hızlandırmak amacıyla çalıştırılması amaçlanıyor.
İkincisi, Ankara Zirvesi’nde yeni bir Sanayi-NATO İş Birliği Stratejisi (Strategy for Industry-NATO Cooperation - SYNC) kabul edildi. Bu belge NATO-sanayi ilişkisini daha erken aşamaya taşıyor. Şirketler bu yolla yalnızca ilan edilmiş bir ihaleye teklif vermeyecek, gelecekteki kapasite ihtiyaçlarının belirlenmesinden itibaren sürecin içine alınacak.
Üçüncüsü, Milli Savunma Bakanlığı, NATO Edge 26’yı ‘Türk savunma sanayisinin ‘yüksek teknoloji’ kapasitesinin uluslararası tanıtımı ve görünürlüğünün artırılması’ ifadeleriyle sundu. NCIA da Türkiye’de düzenlediği Türk Sanayi Günü kapsamında ASELSAN ile Müttefik Deniz Komutanlığı için çok düşük frekanslı hava izleme ekipmanının modernizasyonuna ilişkin kendi tarihindeki ilk sözleşmelerinden birini imzaladı.
Yani İzmir’i yalnızca ‘etkinlik mekanı’ olarak değil, Türkiye’nin emperyalizmin savunma teknolojileri tedarik zincirine daha sıkı bağlanması için bir temas noktası olarak görmek gerekiyor.
NATO Edge 26’nın önceki toplantılardan en önemli farkı da burada. NCIA açıkça şirketlere “NATO’nun ihtiyaçlarını, bunlar henüz resmi ihale şartnamesine dönüşmeden önce öğrenebilirsiniz” diyor, 1 milyar euro’nun üzerinde yaklaşan ‘NATO tedarik fırsatı’ sunuluyor.
NATO Edge 26, NATO’nun askeri ihtiyaçları ile özel sektörün ürün geliştirme ve yatırım kararları arasında erken aşama bir eşleştirme mekanizması oluşturuyor.
Kimler katılıyor?
Resmi NATO Edge katılımcı listesi hala güncelleniyor ve kamuya açık metin görünümünde 270’ten fazla olduğu bilinen şirketlerin hepsi aynı anda görünmüyor. Ancak buna rağmen resmi listede veya şirketlerin kendi NATO Edge duyurularında teyit edilebilen çok sayıda dikkat çekici şirket var. Resmi listede görünen isimler arasında Airbus, AWS, Anduril, ASELSAN, ASFAT, BAE Systems Digital Intelligence, BlackBerry, Booz Allen Hamilton, Cisco, Cloudflare, Broadcom, Armis Federal/ServiceNow, Atos ve Barikat Cyber Security bulunuyor.
Programın sanayi konuşmacıları arasındaysa Helsing kurucu ortağı ve CEO’su Gundbert Scherf, Planet Labs CEO’su Will Marshall, UiPath kurucusu Daniel Dines, AWS Global Defense yöneticisi Christian Hoff, Leonardo’nun teknoloji yöneticisi Alessandro Massa, Thales cortAIx Factory yöneticisi Mickael Brossard ve BlackBerry Güvenlik Başdanışmanı Christine Gadsby yer alıyor.
‘Dual-use’ tehlikesi
NATO’nun 2026 etkinlik metinlerinde özellikle dikkat çeken kavramlardan biri dual-use, yani çift kullanımlı teknoloji.
NATO Genel Sekreter Yardımcısı Jean-Charles Ellermann-Kingombe, NATO Edge 26’nın özellikle ‘ticari ana faaliyetinin yanında güvenilir bir askeri uygulaması bulunan şirketler için’ cazip olduğunu söylemişti. Yani NATO artık yalnızca geleneksel savunma şirketlerini değil, ticari piyasadan askeri alana aktarılabilecek teknolojileri de hedefliyor.
Bu şu demek, bir teknoloji şirketinin baştan ‘silah şirketi’ olması artık şart değil. Bir şirket veri analizi, uydu görüntüleme, bulut sistemleri, haberleşme, yapay zeka, siber güvenlik, otomasyon, hesaplama gibi alanlarda faaliyet gösterirken, aynı anda NATO sistemine girebiliyor, NATO için çalışabiliyor.
Bu, yıllardır konuşulan ‘teknolojinin militarizasyonu’ kavramının kapsamını ciddi biçimde genişletiyor.
NATO Edge 26 katılımcı profiline bakıldığında bunu açıkça görmek mümkün. Bir tarafta Airbus, Anduril, ASELSAN, Leonardo, Thales gibi savunma devleri, diğer tarafta AWS, Cisco, Cloudflare, Broadcom, BlackBerry, UiPath, Planet Labs gibi sivil teknoloji şirketleri.
Yani askeri teknoloji artık yalnızca ‘ordulara askeri ürün üretmek’ değil, kendi ürettiğin ürünü askeri çıkarların hizmetine sunmak anlamına geliyor.
Piyasa ile militarizasyon nasıl birleşiyor?
Özel sektörün de savunma sanayisine çekilmesinin planlandığı bu yeni sistemde formül açık:
Kamu bütçesi, NATO talebi, şirket yatırımı, teknoloji geliştirme, askeri entegrasyon, kamu tedariki, daha büyük üretim, yeni yatırım…
Bu noktada bir parantez açmak gerekiyor. Özel sektörle askeri ihtiyaçların kombinasyonu, askeri ihtiyaçların öncelikli konumda tutulduğu durumlarda kapitalist toplumlar açısından yeni ekonomik krizler yaşanacağı anlamına geliyor. Çünkü bütün bu ihtiyaçlar silsilesi, öncelik sıralamasında en alt sıralarda yer alan emekçiler ve onların sosyal ihtiyaçlarından karşılanacak.
Yapay zeka, teknoloji ve askeri teknolojide kendi atılımlarını yapan Çin Halk Cumhuriyeti’nin (ÇHC) rekabet gücü de yalnızca atılımlarından değil, özel sektörle kamuyu tek merkezden yöneten Komünist Parti önderliğinden kaynaklanıyor. Çin’in ‘hızını’ da, Atlantik ittifakı açısından oluşturduğu tehdidi de özel sektör üzerindeki parti denetimi/yönlendirmesi sağlıyor.
Çin’in sergilediği bu ‘tehdit’, kapitalizmi Edge benzeri yeni sivil-askeri işbirliği konularında daha hızlı ve sert adımlar atmaya zorluyor.
‘Yerli ve milli sanayi’ NATO piyasasına bağlanıyor
Yukarıda bahsettiğimiz ‘yerli ve milli sanayinin’ hevesi de bu yeni sistemde doğrudan NATO piyasasına ve onun askeri ihtiyaçlarına bağlanıyor.
Türkiye’nin kendi savunma sanayisini büyüttüğü tekrar tekrar anlatılıyor ancak bu nasıl bir büyüme?
Savunma sanayii, NATO standartları, NATO tedarik mekanizmaları, NATO operasyonel gereksinimleri ve NATO pazar erişimi üzerinden uluslararasılaştırıyor.
Bu nedenle ‘yerlilik’ ile ‘NATO entegrasyonu’ birbirinin zıddı olmak zorunda değil. Tam tersine, bugünkü modelde ikisi aynı anda gerçekleşebilir. Bahsedilen yerlilik, tüm askeri stratejisi zaten yıllardır NATO çıkarlarına uyumlu bir şekilde inşa edilmiş bir ülke için gerçek bir yerlilik.
Bu arada, ilginç bir şekilde, Ege Bölgesi Sanayi Odası’nın Haziran 2026 duyurusunda, etkinlikte Türkiye savunma sanayii kuruluşları için başlangıçta ayrılan 100 stantlık kontenjanın, yerli firmalardan beklenen düzeyde başvuru gelmemesi üzerine 40’a indirildiğini öğreniyoruz.
Bu veri iki açıdan önemli.
Birincisi, Türkiye savunma sanayiinin NATO pazarına otomatik olarak yoğun biçimde yöneldiği varsayımının her şirket için aynı ölçüde geçerli olmaması. Hangi tür şirketlerin başvurmaya gücünün yettiği ise tahmin edilebilir.
İkincisi ise, NATO Edge 26’nın yalnızca ‘Türkiye’nin bütün savunma şirketlerini dünyaya açtığı dev fuar’ şeklinde sunulmasının gerçeği yansıtmaması.
Ukrayna bağlantısı ne gösteriyor?
NATO Edge 26’da Ukrayna savaşına dair de önemli işaretler var. Ülkemiz Rusya-Ukrayna savaşında her önemli dönemeçte arabuluculuğa soyunsa da, başta NATO olmak üzere kimsenin bu niyeti ciddiye almadığı çok açık.
Edge katılımcıları arasında, Ukrayna Savunma Bakanlığı İnovasyon ve Savunma Teknolojileri Geliştirme Merkezi (Center for Innovation and Development of Defense Technologies) ve Brave1 de yer alıyor. 2023’te kurulan Brave1, Ukrayna hükümetinin savunma teknolojileri geliştiricilerini, orduyu, yatırımcıları ve teknoloji şirketlerini bir araya getirdiği resmi bir platform. Bu katılımlar da, NATO’nun Ukrayna savaşındaki teknolojik deneyimi doğrudan kendi inovasyon ekosistemine aktaracağı anlamına geliyor.
Zaten bu da tesadüf değil. Zira NATO, UNITE–Brave NATO programı kapsamında NATO ve Ukrayna toplam 10 milyon euro’luk ortak sözleşme havuzu oluşturdu; programın sonraki aşamalarda 50 milyon euro’ya kadar büyütülmesi planlanıyor.
Teknoloji kimin hizmetinde?
NATO Edge 26’nın İzmir’de düzenlenmesi, yalnızca yeni nesil silahların, yapay zeka uygulamalarının ya da dijital savunma sistemlerinin sergilendiği bir etkinlik olarak ele almak kesinlikle eksik kalır. ‘Resmin bütünü’, sivil ve askeri kapasitenin aynı potada birleştirildiğini, şirketlerin, devletlerin, askeri kurumların ve teknoloji geliştiricilerinin ‘ortaklık’ adı altında yeni bir savaş kapasitesinin inşasına birlikte dahil edildiğini gösteriyor.
Böylece savaşın kapsamı yalnızca cephede kullanılan silah sistemleriyle sınırlı olmaktan çıkıyor; veri, yapay zeka, bulut sistemleri, haberleşme, uydu teknolojileri, yazılım ve lojistik gibi alanlar da savaş hazırlığının ve askeri planlamanın parçaları haline getiriliyor.
Ülkemiz açısından düşündüğümüzdeyse, Ankara’nın ‘yerli ve milli’ söyleminin NATO’nun ihtiyaçları, standartları, tedarik mekanizmaları ve uluslararası savunma sanayi ağını işaret ettiğini söylemek mümkün. Türkiye’nin kendi savunma sanayii üzerinden dünyaya meydan okuyan, bağımsız bir güç olduğu yönündeki söyleminin sınırlarını, NATO etkinliklerinde alınan kararlar belirliyor.
Aynı şekilde, bu tür etkinliklerle, Marksistlerin bugüne kadar defalarca dile getirdiği ve yine defalarca pratikte de kanıtlanan bir diğer gerçek, yani kapitalizmin ‘özgür piyasa’ söyleminin ne kadar koşullu olduğu gerçeği de yeniden gözler önüne seriliyor.
Eğer konu savaş ve askeri ihtiyaçlarsa, piyasanın kendi haline bırakılması gerektiğine ilişkin klasik söylem bir anda geri plana çekilebiliyor, üretim kapasitesi stratejik önceliklere göre yönlendiriliyor ve özel sermayenin ‘güvenlik’ ihtiyaçları için çalışması teşvik ediliyor.
Özetle, NATO Edge 26’nın ‘asıl sorusu’ hangi yeni teknolojinin geliştirildiği değil, bu teknolojik kapasitenin kimin ihtiyaçlarına göre, hangi siyasal ve ekonomik önceliklerle ve nihayetinde kimin hizmetinde geliştirileceği olacak.
Örgütlü mücadele içerisindeki bulunanlara önceden “Bırak bu işleri, önce kendine bir iş kur” denirdi. Şimdilerde bu cümle değişti, “Bırak bu siyaset işlerini, yapay zeka çağındayız, teknoloji öğren” gibi cümleler kuruluyor.
Oysa ki gelişen teknoloji, değişen zamanlar, bütün araçları ve ihtiyaçları değiştirse de, hakim sınıfların ‘ilerlemenin’ bütün araçlarını iktidarlarını sürdürmek üzere kullandıkları gerçeği değiştirmiyor.
Bu açıdan, Sanayi Devrimi’nin ilk dönemlerinde makinelerin sermaye sahiplerinin denetimine girmesiyle yapay zekanın askeri ve ekonomik devlerin elinde tekelleştirilmesinin altında aynı politik amaç yatıyor.
Değişen zamanların, araçların ve ihtiyaçların büyük krizlere gebe olduğu ülkemizde de, İzmir’de yapılacak bu ‘şeytani anlaşmalar’ yeni bir dönemin daha kapısını aralayacak.
Sonuç olarak NATO Edge 26, teknolojik gelişmenin kendisi kadar, teknolojinin ‘savaş öncesi’ örgütlenmesi ve maliyetinin toplumsallaştırılması -yani emekçilerin sırtına bindirilmesi- planlarının güncel bir örneği.
Zamanında fabrikalardaki dev makinelerin üretimin yanında gerçekte ne amaçla kullanıldığını gözlemleyen ‘politik atalarımız’, buna karşı yapılması gerekenleri de bizlere aktardı.
Bugün yapılması gereken şey ise, günün dijital dişlilerine sokulacak çomağın inşası.